• DOLAR
    41.27
  • EURO
    48.66
  • ALTIN
    4850.3
  • BIST
    10.449
  • BTC
    112074.59$
Deneme Reklam

URUŞGU’DAN CİHADA

19 Ekim 2026, Pazartesi 15:15
URUŞGU’DAN CİHADA

Türkler 10.-11. asırlara kadar genelde “Bozkır kültürü” çerçevesinde yaşamışlardır. “Medeniyet” şehirleşme anlamında bir kelimedir.

Meselâ eski adıyla “Yesrib” olan şehir kısa bir dönemde “Medîne” olmadı. 622 yılında Hicret’ten sonra bu şehre “Medînetü’n-nebî” (Peygamber şehri) denildi. Bu ifâde zamanla Medîne olarak kısaltıldı. Kur’ân-ı kerimde hem Yesrib hem de Medîne berâberce kullanılmıştır.

Türkler Uygurlara kadar yerleşik hayâta geçmediler. Gerçi Ötüken bir yerleşik yurt gibi telâkkî edilebilirse de tam anlamıyla bir şehir boyutunda değildi. Türkler de kitâbelerde ifâde edildiği üzere Çinliler gibi sâbit mekân olup ticâretle geçinmeyi de belki arzû ediyorlardı. Nitekim şu ifâde çok nettir: “Ötüken yış olursar arkış tirkiş ısar neng bungug yok.” (Ötüken’de oturup kervan kâfile göndersen ne sıkıntın olacak ki…)

Burada Çinliler gibi ticâret yapıp sâkin bir hayat yaşamayı özler gibi ifâde etmişlerse de bu hâl Türkler için pek de mümkün görülmemektedir. Hindistan Türk devletleri, Kıpçaklar, Harezmliler, Gazneliler, Selçuklular, Osmanlılar 11.-20 yy.lar arası hep savaşmışlardır.

Hun İmparatorluğu, Göktürk İmparatorluğu derken, Çin medeniyeti denmesi boşuna değildir. Türkler Mâverâünnehir’e inip Îran ve Anadolu’da yurt tutunca yerleşik medeniyete geçtiler. Osmanlı ve Selçuklu devletlerini bir imparatorluk olarak değil, bir devlet olarak görmek lâzım. Osmanlı kendisine “Devlet-i aliyye” dediyse biz ve başkaları neden Osmanlı İmparatorluğu diyoruz? “Devlet-i ebed-müdet” diyen atalarımızı neden İmparatorluk diyerek incitiyoruz. Kezâ Hint medeniyeti, Çin medeniyeti, Yunan medeniyeti de imparatorluk kavramlarından daha yaygın kullanılmıştır.

Makedonyalı İskender Çin’e kadar gidince o mu Çinlilere medeniyet öğretti, yoksa Çin mi onlara medeniyet öğretti? Herhâlde burada medeniyet teatisi (alışverişi) var gibi görünüyor.

Tabîî ki hem de yıllarca savaştılar. Çinliler Türkleri savaşla yenemeyeceğini anlayınca para ve prenses vererek onları kandırdılar. “Tabgaç bodun altun kümiş işgiti kutay bungsuz ança birür” (Çin milleti altın, gümüş, işlenmiş ve ham ipeği sıkıntısızca verirmiş.) Böylece uzak milletleri (kendisine) yaklaştırırmış.

Uygurların “Göç Destânı”nda Kiyu Lien adlı Çin prensesini Bugu Tigin’e verip Kutlu Dağ’ı alınca ülkede uğursuzluklar başlar ve göç etmek zorunda kalırlar. Bu olay ufak bir yurt parçasının bile düşmana verildiğinde neler olabileceğini göstermesi bakımından çok önemlidir.

Türklerde alfabe dolayısıyla yazı çok eskilere dayanmakla birlikte ancak Göktürk Âbideleri’yle bir alfabe varlığından bahsedebiliyoruz. 724-732-735 yazıtları ile taş üzerine kazınmış kitâbeleri görüyoruz.

Uygurların alfabesi Sogd kaynaklı olup sâdece 14 harflidir. Göktürk alfabesi ise 38 harflidir. Buna rağmen Uygur metinleri bir hayli fazladır.

Bu arada Budist Türklere âit “Sekiz Yükmek” adlı kâğıt veriler de dikkat çekicidir. İslâmiyetle birlikte Kâşgâr, Balasagun ve bütün Mâverâünnehir bir ilim merkezi olmuştur. 11. asır, kültür bakımından “Türk ilim inkılâbı” gibidir. “Dîvânü Lugâti’t-Türk” ve “Kutadgu Bilig” İslâmiyetin Türklere kazandırdığı iki büyük eserdir. Bunlar lügat, coğrafya, siyâset ve eğitim alanında yazılmış çık kıymetli ilk eserlerdendir. Gerek Kâşgârlı Mahmûd ve gerekse Balasagunlu Yusuf Hashâcib çok kıymetli iki bilgindir.

Oğuz Kağan’la başlayan “Türk cihan hâkimiyeti mefkûresi” artık orduların dışında eserlerle de yürüyüşünü sürdürüyordu. “Uruşgu”lar cihâda dönüp İ’lâ-yı kelimetullah idealine dönüşmüş oluyordu. Bu kavram güneşin doğuşu ile batışı kızıllığındaki dünyâ coğrafyasında “Kızılelma” dolayısıyla önce “Turan” sonra bir cihan mefkûresi oluyordu.

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.