CEMAATLE NAMAZ VE HOPARLÖRE UYMAK
16 Ekim 2026, Cuma 12:02
Dinimizde en önemli ibadet, beş vakit namaz kılmaktır.
Namazı cemaatle kılmanın da ayrı bir önemi vardır.
Peygamber efendimiz "Cemaatte rahmet, ayrılıkta azap vardır" [Münâvî] buyurarak,
Allahü tealanın merhametine kavuşabilmek için Müslümanların her zaman birlik ve beraberlik içerisinde olmalarına dikkat çekmiştir.
Bunu sağlamanın en güzel yolu ise namazları cemaatle kılmaktır.
Çünkü cemaatle kılınan namaz;
Müslümanlar arasındaki sevgi, kardeşlik ve dayanışma bağlarını kuvvetlendirir.
Müminlerin birbirlerinin sevinç ve sıkıntılarından haberdar olmalarına vesile olur.
Ayrıca hiçbir makam ve mevki gözetmeksizin aynı safta, omuz omuza Allah’ın huzurunda durulduğu için cemaat ruhunu en üst seviyeye çıkarır.
Hadis-i şeriflerde de cemaatle namaz kılmanın önemi şöyle vurgulanmaktadır:
“Cemaatle kılınan namaz, tek başına kılınan namazdan daha çok sevaptır.
İki kişiyle birlikte kılınan namaz da, bir kişiyle kılınandan daha çok sevaptır.
Cemaat ne kadar çok olursa, sevabı daha çok olur.” [Tirmizi],
“Beş vakit namazı cemaatle kılan, Sırat köprüsünü şimşek gibi geçer.” [Taberani],
“Ezanı duyup da cemaate gitmemek kişinin asi ve bedbahtlığına kâfidir.” [Taberani],
“Emekleyerek de olsa, yatsı ve sabahı cemaatle kılmaya gidin!” [Taberani] ve
“Cemaati terk edip evde namaz kılan sünneti terk etmiş, doğru yoldan ayrılmış olur.” [Müslim]
İtikadı doğru ve açıkça günah işlediği bilinmeyen her imamın arkasında namaz kılmak Ehl-i sünnet itikadında olmanın alametlerindendir.
Peygamber efendimiz imamet konusunda:
“Kur’an-ı kerimi en iyi okuyan imam olsun;
bunda eşit olunca, sünneti yani İslamiyeti en iyi bilen imam olsun,
bunda da eşit olursa, en yaşlı olan imam olsun!” [Müslim] buyurarak imam olacak kişide aranacak hususları bildirmiş ve
“İmam olan, Allah’tan korksun, imamlık ettiklerinin sorumluluğunu yüklendiğini bilsin!
Eğer imam namazı eksiksiz kıldırırsa, cemaatin sevabı kadar da imama sevap verilir.
Eğer eksik kıldırırsa, günahı yalnız imama olur.) [Taberani] buyurarak imam olmanın sorumluluğuna dikkat çekmiştir.
O halde ehil olmayanlar, bu sorumluluktan uzak durmalı,
Kur’ân-ı Kerîmi tecvid üzere okuyan ve İslamiyet’i iyi bilen kimseler ise bu vazifeden imtina etmemelidir!
Zira Peygamber efendimiz:
“Kıyametin dehşeti içinde, üç sınıfın korkmadığı ve hesap vermediği görülür.
Bunlar misk tepelerinde, mahşer halkının hesabı görülünceye kadar otururlar.
Bunlardan biri, bir topluluğun rızası ile onlara imamlık edenlerdir.” [Taberani] buyuruyor.
Cemaatle namaz kılarken imama uymanın sahih olması için bir takım şartlar vardır.
Bunlar fıkıh kitaplarında bildirilmiş olup bazıları şunlardır:
1- İmama uymaya niyet etmek.
2- Cemaatin topuğu, imamın topuğunun gerisinde olmak.
3- İmam ile cemaat, aynı farz namazı kılmak.
4- İmam ile cemaat arasında, kadın safı bulunmamak.
5- İmam ile cemaat arasında veya safların arasında araba geçecek kadar fiziksel bir boşluk bulunmamak.
6- İmamı veya imamı gören cemaati görmek, ya da imamın veya mübelliğin sesini işitmek.
Mübelliğ: Cemaat kalabalık olduğu ve imamın sesi her taraftan işitilemediği zamanlarda,
imamın söylediği namaz tekbirlerini tekrarlayarak arka saflardaki cemaate duyuran ve aynı namazı kılan kimseye denir.
Bu son maddeye göre;
İmamın veya imamı gören cemaatin görülmediği, ya da imamın veya mübelliğin kendi sesinin işitilmediği yerlerde imama uymak sahih yani doğru değildir.
Maalesef günümüzde bu tür durumlarda hoparlör vasıtası ile imamın sesi ulaştırılmaya çalışılmaktadır.
Oysa hoparlörden çıkan ses, imamın kendi sesi olmayıp, elektrik ve mıknatısın ürettiği benzer bir sestir.
Kıraatin yani okumanın sahih olabilmesi için okuyan kimsenin, vasıtasız bizzat kendisinin söylemesi gerektiği fıkıh kitaplarında açıkça yazılmıştır.
Mesela büyük fıkıh alimi İbni Abidin hazretleri (ö.1836) Reddü’l-muhtar kitabında:
“Dağa çarpıp yankılanan ses, insan sesi olarak kabul edilmez. Vasıtasız, bizzat insanın söylemesi gerekir.
Yankı ile gelen ses, hakiki ses hükmünde olmadığı için, böyle duyulan bir secde âyeti için secde-i tilavet gerekmez.
İmamdan başkasının sesine âmin diyenin namazı bozulur.” Buyuruyor.
Son devir din alimlerinden Elmalılı Hamdi Yazır da (ö.1942), Hak Dini Kur’an Dili isimli kitabında A’raf suresinin 204. âyetinin tefsirinde:
“Kıraat, bir ihtiyâri iştir ki, akıllı ve konuşan bir insanın ağzından çıkanı anlamaya ve anlatmaya yönelik bir maksat taşıyan sesli olarak okumak demektir.
Akıllı olmayandan ve cansız varlıklardan çıkan seslere kıraat denilemeyeceği gibi, aks-i sadâdan, sesin yankılanmasından meydana gelen şeye de kıraat denilemez.
Bunun içindir ki, fakihler bir kıraatin yankılanmasından hâsıl olan yankıya kıraat ve tilavet hükmü terettüp etmeyeceğini ve mesela tilavet secdesi lazım gelmeyeceğini beyan etmişlerdir.
Bir kitabı sessiz olarak okumaya kıraat denilemeyeceği gibi, çalan veya çınlayan, yankı yapan bir sesi dinlemek de kıraat değildir, bir çınlamayı dinlemektir.
Şu halde Kur’an okuyanın sesini aksettiren gramofondan veya radyodan gelen sese de kıraat denilemez.
Bu gibi sesler bir kıraat değil, bir kıraatin yankısı ve yansımasıdır, bunlara dinleme ve susma emrinin hükmü terettüp etmez.” (C.4,S.196) diyor.
1981 senesinde Pakistan’da basılan Süyûfüllâhi’l-ecille kitabının 5.sayfasında da:
Hoparlör ile namaz kıldıran imama uymanın caiz olmadığı açıkça yazılmıştır.
Hoparlör bazı işlerde kullanıldığında iyi bir alet olmakla birlikte onu ibadette kullanmak çirkin bir bid’attir.
Peygamber efendimiz:
“Sözlerin en doğrusu Allah’ın Kitabı’dır.
Yolların en iyisi Muhammed’in yoludur.
İşlerin en kötüsü dinde sonradan uydurulanlardır. Ve her bidat, dalâlettir.” (İbn Hanbel) buyuruyor.
Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.