• DOLAR
    41.27
  • EURO
    48.66
  • ALTIN
    4850.3
  • BIST
    10.449
  • BTC
    112074.59$
Deneme Reklam

26 EKİM 2001 GECESİ

26 Ekim 2026, Pazartesi 10:57
26 EKİM 2001 GECESİ

O gece, sanki zihnimde duran bir avuç kezzaptı, bıraksam beni eritip tabanlarımdan akacaktı… Fakat önce, Lofca ile Tırnova’yı sonra babateyzemlerin ekmek kapısı Kuleli’yi sonra Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane’den çevrilme Haydarpaşa Erkek Lisesi’ni ve tam doğum günümde kavuştum derken onu kaybettiğimizi, anlatacağım…

———

 

-1-

 

Öyle bir gece var ki hafızamda, anlamak da zor anlatmak da!

Çünkü o gece, sanki zihnimde duran bir avuç kezzaptı da; bıraksam, bütün varlığımı eritip yok ederek ayak tabanlarımdan toprağa akacaktı… 

Ve ben, ben ise artık toprak bile olamayacaktım!

…..

Dünyamızı yere seren büyük depremden iki sene sonra bizi şiddetle sarsan, tam kalbimizden tutup sallayan öyle bir zelzeleydi ki bu; ayakta görünüyorduk ama adeta içimiz yıkılmıştı.

Haksızlığa uğramış küçük çocuklar gibi mahzun, kırgın, gözü yaşlıydık.

Belki de gurubun önünde kararmış bir burgaz silueti şeklinde kalacaktık artık, tarihe böyle geçecektik!

…..

Bu hâl; bütün hücrelerini tutan iplerin tek tek ve pıtır pıtır koptuğunu duyup da hiçbir şey yapamamak hâliydi. Yani;

Ona değil de kendi hâline acımak hâli!..

❤️❤️❤️

 

Plevne Savunması, Türk tarihinin köşe başı ve kilometre taşlarından biridir. Bu yazıda, Niğbolu’ya bağlı iki komşu şehirden, Lofca ve Tırnova’dan bahsedeceğim… Sonra, çocukluğumdan beri adını duyduğum ve babateyzemin kocası olan büyük eniştenin çalıştığı Kuleli Askeri Lisesi’nden bahsedeceğim… Üsküdar-Kadıköy arasında kurulmuş olan Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane’deki iskelet ve sair malzemeleri incelediğimi, adı çoktan değişmiş okulumda belki de bilmeden onun da geçtiği kapıdan geçip aynı koridorda, belki aynı sınıftaki izlerine bastığımı, aynı mescitte namaz kıldığımı anlatacağım… 

Ve gene hiç haberim olmadan; onun vefat ettiği gün ve saatte dünyaya gelmiş olduğumu, kırk yıl sonra öğrendiğimi anlatacağım.

Ve nihayet, tam da ona kavuştum zannederken, hem de en yakınına, evine gittiğim gece onu kaybettiğimizi anlatacağım.

❤️❤️❤️

 

Ben ecelin hep ensemde dolaştığını bilir, ölme sıram geldiğinde ise onun bir dede merhameti ve bir baba şefkatiyle alnımdan öptükten sonra, saksısı değiştirilen bir karanfil çiçeği gibi yeni yerime konulacağımı umarken…

Nedir… Nedir bu havayı kaplayan keskin fesleğen kokusu?..

“Benim halim ne olacak Murat, şimdi kim yolcu edecek bu dünyadan beni?

“Enver abi!..”

…..

Zaman denen, nasıl bir şeydir böyle?.. 

Tam çeyrek asır geçmiş üstünden!

Ne abi, ne baba, ne amca, ne dede, hiç kimse kalmıyor sırtını yaslayacak ve sen;

Spil’de bacağını kırmış bir yılkı atı gibi son geceni bekliyorsun, şu can yakan kimsesizliğin ve çaresizliğin içinde titreyerek!

❤️❤️❤️

 

Bu uzun hikâye uzayıp gitse ya sonsuza kadar… Ve ben bunu anlatırken veya yazarken yahut dinlerken, ahh ki hiç farkına varmasam, yani o “yarın” denen yere, “kendimi de geçmiş” buluversem…

…..

Fakat, yarınların tohumları elbette dünlerde atılmıştır. Yarınlarda size “şampiyon” dedirtecek olan madalyalar, boyunlara bu gün takılır ama onlar, yorulmak bilmez pehlivanların dünlerdeki çalışmalarının karşılığı değil midir?

 

——-

(Devamı buraya ilave edilecek inşallah.)

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.