• DOLAR
    41.27
  • EURO
    48.66
  • ALTIN
    4850.3
  • BIST
    10.449
  • BTC
    112074.59$
Deneme Reklam

ÇOCUK NEFSİ

25 Ekim 2026, Pazar 13:06
ÇOCUK NEFSİ

Polis de hırsız da asker de düşman da beyaz ırk da siyah ırk da dünyaya geldiklerinde yaklaşık aynı potansiyellerde bebeklerdir. Her türlü dili öğrenmeye, kültürde yaşamaya, dünyanın en zengin çocuğu veya ilkel bir kabilenin üyesi olmaya elverişli olarak dünyaya gelirler. Ardından hayata gözlerini açtıkları ilk dakikalardan itibaren dünyadan bir şeyler beklemeye başlarlar. İhtiyaçları benzerdir. Doğduktan sonra etraflarındaki insanlar ve imkanlar bu ihtiyaçlarını karşılamaya başlar. Gözle görülenleri karşılamak kolaydır. Karşılanmazsa bebek ağlar. Acıkan, altını kirleten, uykusu gelen bebek bunu haber verir ve bu ihtiyaçları bir şekilde karşılanır. İşte bu ihtiyaçların nasıl karşılandığına göre çocuk değişmeye ve gelişmeye başlar.

Hep duyduğu dilin frekanslarına alışıp geri kalan dilleri yabancılamaya başlar. Hep gördüğü yüzlere alışıp diğer yüzleri yabancılaması normaldir. Her zaman yediği tatlara alışıp zamanla damak tadı oluşur. Bir süre sonra alıştığı bir hayat standardı oluşur ve diğer türlü olanları kabullenemez olur. İşte kuşak çatışmalarının da temelinde bu yatar. Doğup büyüdüğü evde, bırakın elektriği, her zaman internet bile olan bir çocuk, dedesinin “Bizim zamanımızda böyle miydi?” diyerek başladığı cümlelere yabancıdır. Aynı şehirde bile yaşa salar aynı dünyaya gözlerini açmamışlardır.

Sen imkanların dahilinde çocuğuna yüksek bir hayat standardı sağladığında, bu hayat senin çocukluğuna göre yüksek bir standartta olabilir. Ama çocuğun için yüksek standartlı değil, normal hayat budur. Hatırlarsan aynı şeyi sen de yaşamıştın. Anne baban sana “Bizim zamanımızda böyle miydi?” diye anlatırken sen de onların seni anlamadığını düşünüyordun. Her nesilde hayat standartlarının akıl almaz şekilde değiştiği günümüzde, bu çatışma artarak devam edecek gibi görünüyor.

Çocuklar şu ana odaklıdırlar. Beyinlerinin uzun vadeli plan yapabilecek bölgeleri henüz çok küçüktür. Küçük bir çocuğa ileride ne olacaksın diye sorduğunuzda geleceği düşünemez. Şu anda olmak istediği şeyi söyler. Bu sebeple bir çocuğun hayattan, dolayısıyla da sizden beklentisi uzun vadeli değildir. Ebeveynleriyle ilişkisi hemen, şimdiyi ilgilendirecek şekildedir. Bu açıdan çocuklar, nefsin şekil bulmuş hali gibidirler. Uzun vadeli düşünmeyip anlık hazlarla hareket ederler. Ebeveynler ise çocukla ilgili bütün planlarını uzun vadeli yaparlar. Anlaşmazlıkların bir diğer sebebi de budur.

Çocuğun fiziksel gelişimi göz önünde olduğu için bu konudaki farkındalığımız yüksektir ama beynin ihtiyaçları genelde göz ardı edilir. Çünkü bu esnada beyinde neler olup bittiği pek bilinmez. Yiyip içtikleri sayesinde bedenin büyümesi görülür lakin duyup hissettikleri ile beynin büyüdüğü pek görülmez. Halbuki bir bebek, üç yaşına gelene kadar vücudunun yaklaşık %2’sini oluşturan beyni, enerjisinin yüzde %60’ını tüketir. 30 katlık bu fark, bebek için önemli olan şeyin ne olduğunu bize haykırıyor! Peki ebeveynler çocuklarının bu çığlıklarını duyuyor mu?

Beyindeki bağlantıların kalıcı olmasını sağlayan miyelin kılıftan oyunları anlatırken bahsetmiştik. İşte bu miyelin, en çok 2-7 yaşları arasında ve ergenlik senelerinde salgılanır. Bu da bizlere zekâ gelişimi için en ideal zamanları haber verir. Aynı zamanda çocuklarımıza vermek istediğimiz terbiye için kapının ardına kadar açık olduğu zaman dilimini de öğrenmiş oluruz. Ne de olsa doğru ve güzel davranışların kayıtlı olduğu nöronlar, ne kadar miyelinli olursa çocuklarımız da o kadar rahat iyi insan olurlar.

Mesela iyi insan olmaları için, yapmalarını istediğimiz şeyleri, çocukluktan itibaren mutluluk kimyasalları ile eşleştirmeye özen gösterebiliriz. Stres kimyasalı ile değil. Ramazan bu konuda güzel bir misal. İftar sofrasının lezzetinden birlik beraberliğe kadar her şey mutluluk sebebi. İnsanlar başka ibadetlerde zorlansalar da orucu pek bırakmazlar. Çocukluktan beri İslamiyet’e en uygun olarak yaşanan ibadet, Ramazan orucu olabilir.

Herhangi bir kişiye etki eden her şeyi iki başlıkta ele ala biliriz: genler ve çevre. Geriye kalan bütün tesirler, bu ikisinin farklı zaman ve şekillerde etkileşimlerinin bir neticesidir. Bir çocuğun üzerinde ona tesir edebilen şeyleri saydığımızda ilginç bir tablo ortaya çıkar. Genler anne babadan gelir. Hamilelik sürecini anne başrolde olsa da babayla birlikte geçirirler. Bebeklik döneminde maddi ve manevi ihtiyaçları anne baba karşılar. Çocuğun ilk arkadaşlarını ve çevresini bile ailenin oturduğu mahalle belirler. Hatta biraz zorlasak, eş seçerken yaptığı kültür tercihi ile anne de baba da doğmamış çocuklarına tesir ederler. Yani çocuğun sahip olduğu her özellikte ebeveynlerin çok büyük payı vardır. Bir çocuğu meydana getiren bütün unsurlarda anne babasının rolü vardır.

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.