• DOLAR
    41.27
  • EURO
    48.66
  • ALTIN
    4850.3
  • BIST
    10.449
  • BTC
    112074.59$
Deneme Reklam

AZER DAYATMASI MI?

17 Ekim 2026, Cumartesi 16:34
AZER DAYATMASI MI?

Efendimizin dedelerinden birinin putperest olduğu, o mübarek Nur-u Muhammedî’nin bir kâfirin anlında da parlamış olduğu, nasıl söylemeye cesaret edilebilir?

(Geçen Haftaki yazının devamı...)

https://www.medyamit.com.tr/makale/hazreti-ibrahim-hemsehrimizdir-babasi-ise-putperest-degildi-773

 

TARUH’UN RUHUNA FATİHA

Meğer unutan veya unutturulan bizlermişiz!

Hatırlamak ise yeni yeni geliyor aklımıza…

Yahudiler, Hristiyanlar ve bazı küçük inanışlar onu büyük ata ve peygamber biliyor. Biz Müslümanlar için de Hazreti İbrahim elbette en büyük peygamberlerden biridir. Her namazda mübarek ismini tekrar eder, hem kendi adını hem de evladının, hanımlarının mübarek isimlerini çocuklarımıza koyarız.

Çünkü o, Nemrut döneminde ateşe atılmak pahasına tebliğ vazifesini yaparak Halilullah(Allah'ın dostu) olmuş, Ulûl Azm peygamberlerden biridir. Oğlu İsmail Aleyhisselam ile denendiği ağır imtihan sonrası da kurban ibadeti onun sünneti olarak bizlere kalmıştır.

 

URLU DEĞİL, URFALI

URFA’DA DA HARRANLI

Urfa’ya artık (uzatarak) Şanlıurfa diyoruz, bir zamanlar da (kısaltarak) Ur diyorlarmış…

Bu yüzden güney Irak’taki Ur şehriyle karışmış Hazreti İbrahim’in Urfa’sı…

Fakat, kitaplarda kayıtlarda öyle geçtiği halde, Urfa’da her zaman yaşayagelmiştir İbrahim peygamber…

Yediden yetmiş yediye herkes onu Urfalı bilir ve onun hatıraları üzerinde yaşamaktadır.

Ben 13 yaşındayken; amcamın askerlik yaptığı ve babamın sürekli okuyup anlattığı Urfa’ya gitmiş, Balıklıgöl’ün kenarına oturmuş kolum boyundaki balıkları şaşkınlıkla izliyor, bazen de elime toplamış olduğum nohut-mercimek boyunda taş ve küçük çırpları üzerlerine atarak düşünüyordum.

Akranım bir çocuk yanıma geldi, eğildi ve kendi aksanıyla dedi ki;

“Atma, günahkar olursun!”

…..

Urfa’ya sonra da gittim defalarca.

Kesin olan bir şey var ki; Hazreti İbrahim ile Urfa’yı birbirinden ayırmak imkansızdır. 

❤️❤️❤️ 

HAZRETİ İBRAHİM’İN EVİ NEREDE VE BABASI KİMDİR?

Yıllardır İbrahim aleyhisselam’ın evinin yeri hakkında araştırmalar yapan ve bu harabe üzerindeki çekimde, Talha Uğurluel; 

Âzer'in, İbrahim aleyhisselâmın babası değil amcası ve üvey babası olduğunu, söyledi. Yani asıl babanın putperest Âzer değil, mümin olan Târuh olduğunu…

Hem de lafı eğip bükmeden, tereddüt etmeden, ağzını doldura doldura...

İşte o anda içimden; 

“Hay Allah razı olsun senden!” dedim.

Peki neden?

Çünkü uzun yıllardır bazı kitaplarda, televizyon konuşmalarında, diyanet dahil pek çok dinî yayınlarda, hatta camilerimizdeki vaazlarda bile “İbrahim aleyhisselâm’ın babasının Âzer olduğu” söylenip duruluyor.

Bizim camilerimizde, bizim hocalarımızdan hem de özellikle Diyanet'in kitaplarından okudukları metinlerde, aynı ifadeyi duyuyorum:

“İbrahim'in babası Âzer...” dedikten sonra o adamın putperestliği anlatılıyor.

Peki bu eksik laflardan “Sevgili Peygamberimizin dedelerinden olan İbrahim peygamberin haşa bir putçunun, kâfirin oğlu olduğu” manası çıkmıyor mu?

Öyle değil mi?

Peki Allahü teala; Habib’inin her sözünün doğru olduğunu ve ona kulak vermemizi, emretmiyor mu?

Muhammed Aleyhisselam ise; kendi nurunun önce Adem aleyhisselam’ın alnına konduğunu sonra bu mübarek nurun Havva annemizin alnında parladığını ve nihayet kendi babası Abdullah’a ve ondan annesi Amine hatuna ulaştığını… Yani iki kaşın ortasında açıkça parlayan bu mübarek nurun, kendisine gelene kadar hep mümin, sadece başı secdeye giden ve yaşadığı çağın en iyisi olan mübarek insanların alınlardan bir diğerine geçtiğini, söylemiyor mu?..

❤️❤️❤️ 

PUTÇU AZER KUR’ANDA GEÇMİYOR MU?

Elbette Kur'ân-ı kerimde Âzer ismi geçiyor, bunu herkes biliyor.

Fakat Kur'an'da Âzer adının geçmesi başka şeydir, onun İbrahim aleyhisselâm’ın öz babası olması başka şeydir.

İbrahim aleyhisselam’ın babası hiç putperest olur mu veya bir Müslüman hele ki bir peygamber kendi öz babasıyla tartışır mı?

Talha Bey'in o açıklamasını duyunca kendisine dua ettim.

Allahü teâlâ Talha Bey'i ve hakkı hak olduğu için öpüp başına koyan herkesi ve buna amin diyenler olarak hepimizi; her namazda zikrettiğimiz İbrahim aleyhisselâm’ın ve onun esas babası Târuh'un ve sevgili Peygamberimiz Muhammed aleyhisselâmın şefaatine kavuştursun.

Âmin.

❤️❤️❤️ 

ÇOCUKLUĞUMUN MERAKI; PEYGAMBERLERİN HAYATLARI

Bu mesele benim için neden mi bu kadar önemli?

Çünkü ben çok küçükken, babam bana (eskiden basılmış ve imha edilmekten kurtulmuş) bir Kara Davut kitabından peygamber kıssaları olurdu.

Çocukluğumdan itibaren ise Peygamber Efendimizin ve diğer peygamberlerin hayatlarını yazan pek çok insanla tanıştım, sohbetlerini dinledim, çalışmalarına şahit oldum. Bir kısmıyla birlikte çalışma imkânım da oldu.

Yani, İbrahim aleyhisselâm’ın babası meselesi benim için yeni karşılaştığım bir tartışma değildir.

Selçuklu ve Osmanlı hattı ile Eshabı kiramdan bize kadar gelen Ehl-i sünnet anlayışında, bu konu net olarak açıklanmıştır aslında: 

İbrahim aleyhisselam’ın öz babası, mümin olan Taruh’dur. Put yapıp satan, tamir eden ve putperest olan Azer, Hazreti İbrahim’in amcasıdır ve öz babası vefat ettiğinde annesiyle evlenmiş ve ona babalık yapmıştır.

Bu konu Ehli sünnet kaynaklarında böyle anlatılır, Tevrat’ta böyle yazar, Hristiyanlar böyle bilir. İnternet ortamında da bilgi bu şekilde dolaşır; Google böyle der, yapay zeka böyle anlatır, Vikipedi hatta Ekşi Sözlük ve diğerleri hep böyle yazar: 

İbrahim peygamberin asıl babası Taruh’tur, Nemrut’un hizmetinde bulunan put ustası Azer ise amcası ve üvey babasıdır.

Siz de internete kısaca “Taruh kimdir?” diye sorup verilecek cevaplara bakabilirsiniz…

❤️❤️❤️ 

İSLAM ANSİKLOPEDİSİNİN ESKİ KAYITLARI

TDV (Türkiye Diyanet Vakfı) İslâm Ansiklopedisi’nin 1991 yılında İstanbul’da basılan 4. cildinde, 316-317 numaralı sayfalarda ise şöyle yazar:

Kur’ân-ı Kerîm’de (el-En‘âm 6/74) Hz. İbrâhim’in babası Âzer diye isimlendirilirken Tevrat’ta (Tekvîn, 11/26) ve diğer İbrânî kaynaklarda ona Terah adı verilmektedir. Arkeolojik kazılarda bulunan bir tablette de “Terah oğlu Abram” ifadesine rastlanmıştır (Woolley, s. 23-24).

Gene TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 2000 yılında İstanbul’da basılan 21. cildi, 266-272 numaralı sayfalarda şöyle der:

İslâmî kaynaklarda Hz. İbrâhim’in şeceresi İbrâhim b. Târih (Terah) b. Nâhor b. Sârûğ….

Kur’an ve hadisler dışındaki İslâmî kaynaklarda Hz. İbrâhim’in babasından hem Âzer hem de Kitâb-ı Mukaddes’teki gibi Târih (Târah) diye söz edilmekte….

 

AZER DAYATMASI MI?

Benim, bu yazının en başında saydığım bazı kitapların ilk baskılarında da, her iki isim de zikredilmekteydi.

Fakat…

Son çeyrek asırda sanki görünmez bir el devreye girdi ve yeni basılan, halka sunulan ve camilere dağıtılan kitaplarda sanki bir “Azer dayatması” başladı. Eskiden Azer denince “üvey baba” olduğu da söylenir ve meali şerifi;

“Sen, yâni senin nûrun, hep secde edenlerden dolaştırılıp, sana inkılâb etmiş, ulaşmıştır.” Ayeti kerimesi ile hemen ardından Sevgili Peygamberimizin mübarek sözleri hatırlatılırdı.

❤️❤️❤️ 

MÜBAREK NURUN GEÇTİĞİ ALINLAR

İlk insan ve ilk peygamber olan Âdem babamız yaratılınca alnına, sevgili Peygamberimizin mübarek nuru kondu.

İki kaşının arasında Muhammed aleyhisselâmın nûr-u şerîfi parlamaya başlayan Âdem aleyhisselâmdan itibâren, yaşadığı zamanın en iyisi olan temiz babalardan ve temiz analardan geçen o nur Peygamber efendimize kadar geldi. 

Efendimiz aleyhisselam da bunu birçok hadisi şeriflerde defalarca dile getirmiştir.

Âdem aleyhisselâm, Muhammed aleyhisselâm’ın zerresini taşıdığı için, alnında O’nun nûru parlıyordu. Bu zerre, en büyük annemiz Hazreti Havvâ’ya, ondan da Şît aleyhisselâm’a geçti.

Melekler ne zamân Âdem aleyhisselâm’ın yüzüne baksalar, alnında Muhammed aleyhisselâm’ın nûrunu görürlerdi.

Hazreti Âdem vefât edeceği zaman, oğlu Şît aleyhisselâm’a dedi ki: 

“Yavrum! Bu alnında parlayan nûr, son Peygamber Muhammed aleyhisselâm’ın nûrudur. Bunu, mü’min ve afif, temiz hanımlara teslîm et ve oğluna da böyle vasiyette bulun!” 

Muhammed aleyhisselâm’a gelinceye kadar, bütün babalar, oğullarına böyle vasiyet ettiler. Hepsi bu vasiyeti yerine getirip, en asîl ve en kibâr kızlar ile evlendiler. Nûr, kadın-erkek, temiz alınlardan geçerek asıl sahibine ulaştı. 

Resûlullah Efendimiz’in dedelerinden birinin iki oğlu olsa, yâhut bir kabîle iki kola ayrılsa, Peygamberimiz Muhammed aleyhisselâm’ın nûru hep başı secdeye giden, en şerefli ve hayırlı olan tarafta bulunurdu. Her asırda O’nun dedesi olan zât, yüzündeki nûrdan belli olurdu. O’nun nûrunu taşıyan seçilmiş kişi kim ise yüzü pek güzel olur, kardeşleri arasında bile yüzünde parlayan nurdan ayrılırdı. Ayrıca içinde bulunduğu kabîle de hep başka kabîlelerden daha üstün, daha şerefli olurdu. 

❤️❤️❤️ 

Nitekim bu şekilde babadan anneye, anneden oğula geçerek gelen nûr Târûh’a, sonra oğlu İbrahim aleyhisselâma, ardından oğlu İsmâil aleyhisselâma geçmiştir. Onun da alnında parıldayan nûr, evlâdından Adnân’a ondan Me’âd’a, ondan da Nizâr’a intikâl etmiştir. 

“Nizâr” adı bile bu intikalin delilidir. 

Babası Me’âd, yeni doğan oğlunun alnında mübarek nûru görünce çok şükretmiş, sevincinden büyük bir ziyâfet vermiş ve; 

“Böyle oğul için, bu kadar ziyâfet az bir şey” dediği için, oğlunun adı “Nizâr”, yâni “az bir şey” kalmıştır. 

Bundan sonra da nûr, sıra ile intikâl ederek asıl sâhibi olan sevgili Peygamberimiz Muhammed aleyhisselâm’a ulaşmıştır.

İşte bu sebeple, bir camideki vaazda yahut bir kitapta veya sohbette; İbrahim aleyhisselâmın (Azer’in putlarının boyunlarına ip bağlayıp peşi sıra sürüklemesi gibi) kıssaları anlatıldıktan sonra öz babasının Taruh olduğu söylenmemesi, beni hep rahatsız etmiştir.

❤️❤️❤️ 

KUR’AN-I KERİMDE GEÇEN ÂZER

En'âm suresinin 74. âyetinde bu konu geçiyor.

Nemrut’un veziri de olan put ustası “Azer’in, yaptığı veya tamir ettiği putları ilah edinmesini, İbrahim aleyhisselam’ın nasıl sorguladığı” bildiriliyor.

Peki bu söylediğim sözler Kur’an-ı kerîm’e aykırı mıdır? 

Elbette hayır, neden aykırı olsun?

Çünkü âyette Âzer için kullanılan (sadece baba değil) “eb” kelimesidir. Arapçada bu kelime baba anlamında kullanıldığı gibi, ata ve bazı durumlarda amca için de kullanılmaktadır.

Bunun örneği yine Kur'ân-ı kerimde vardır.

Bakara suresinin 133. âyetinde Yakub aleyhisselâm’ın oğulları, İbrahim, İsmail ve İshak aleyhimüsselâm’ı ataları arasında zikrediyorlar.

Hâlbuki Yakub aleyhisselâm’ın öz babası İshak aleyhisselâmdır. İsmail aleyhisselâm ise amcasıdır.

Demek ki Kur'an'ın kendi dilinde de amca, atalar arasında sayılabiliyor.

Öyleyse En'âm suresindeki “eb” kelimesini neden mutlaka öz baba olarak anlamakta ısrar edelim ki?

❤️❤️❤️ 

DEDESİ “BENİM OĞLUM” DİYORDU!

Üstelik benzeri hitap tarzının örneklerini sevgili Peygamberimizin hayatında da görüyoruz.

Bilindiği üzere Resûlullah’ın babası Abdullah, Efendimizin dünyayı teşrifinden önce vefat etmişti. Annesi Âmine validemiz de vefat edince, dedesinin himayesinde büyüdü.

Siyer kitaplarında, Abdülmuttalib'in torununa gösterdiği büyük sevgi uzun uzun yazılıdır. Kâbe'nin yanında kendisi için serilen minderin üzerine toruncuğu Muhammed'in oturmasına izin vermesi, onu yanından uzaklaştırmak isteyen oğullarına mâni olması, gibi pek çok hadise anlatılır.

Torununa kendi evladı gibi sahip çıkmasından başka, ona “oğlum” diye hitap ettiği de kayıtlıdır. Halbuki herkes biliyordu ki Muhammed aleyhisselâm Abdülmuttallib’in oğlu değil, torunuydu.

Ama o, torununu oğlu gibi görüyor, öyle seviyor, öyle sahipleniyordu.

Demek ki bir dedenin torununa “oğlum” demesi, onun gerçekten öz babası olduğu anlamına gelmiyordu.

❤️❤️❤️ 

EBU TÂLİB DE, YEĞENİ İÇİN “OĞLUM” DİYORDU!

Bunun daha da dikkat çekici örneği amcasının hitabıdır.

Abdülmuttalib vefat etmeden önce o mübarek torunun bakımını küçük amcasına devretmişti. Ebû Tâlib’in yeğenini çok sevip yanından ayırmak istemediği gibi Efendimiz de amcasından uzak kalmayı hiç istemezdi.

İşte bu yüzden, henüz çocuk yaşlarında, ticaret maksadıyla Şam taraflarına yapılan yolculuklardan birine onu da götürdüğü kayıtlara geçmiştir ki Bahîrâ isimli rahiple o zaman karşılaşırlar.

Zaten son peygamberin zuhurunu beklemekte olan bu rahip, çocukluk yaşlarında bulunan Muhammed'deki bazı olağanüstü işaretleri görüp, “onun kim olduğunu” sordu. Ebû Tâlib:

“Benim oğlumdur.” diye cevap verdi. Bahîrâ ise;

“Onun babasının hayatta olmaması gerektiğini” söyleyince Ebû Tâlib;

“Bu benim kardeşimin oğludur. Babası vefat etmiştir.” dedi…

İşte bütün siyer kitaplarında bulunan ne kadar açık bir örnek!

Amcası Ebû Tâlib, öz oğlu olmadığı hâlde yeğeni için “Benim oğlum” demektedir.

Rahibin itirazı üzerine de onun, “kardeşinin oğlu olduğunu” açıklamıştır.

Dikkat edin: Buradaki “oğlum” sözü biyolojik babalık bildirmemektedir, bir akrabalık ve himaye ifadesidir.

Bütün bunlar, Arapların aile ve akrabalık hitaplarında kelimeleri yalnızca bugünkü dar anlamlarıyla kullanmadıklarını anlamamıza yardımcı oluyor.

Dede torununa, amca yeğenine “oğlum” diyor. Kur'ân-ı kerimde de amca, atalar arasında zikrediliyor.

Öyleyse Âzer hakkında kullanılan kelime “eb” iken, onun İbrahim aleyhisselâm’ın “mutlaka öz babası olduğu iddiası” nasıl kesin bir hüküm hâline getirilebilir? 

Ve daha fenası; Efendimizin dedelerinden birinin putperest olduğu, o mübarek Nur-u Muhammedînin bir kâfirin anlında da parlamış olduğu, nasıl söylemeye cesaret edilebilir?

Târuh, İbrahim aleyhisselâm’ın öz babasıdır. Âzer ise amcası ve üvey babasıdır.

Kur'ân-ı kerimde Âzer'in putperestliğinden söz edilmesi de bu açıklamayla herhangi bir çelişki meydana getirmez.

❤️❤️❤️ 

O MÜBAREK VE MEŞHUR NUR

Muhammed aleyhisselâm, İbrahim aleyhisselâm ve onun oğlu İsmail aleyhisselâm neslindendir. Mübarek nur ise nihayet Abdullah'a ve sonra da âlemlere rahmet olarak gönderilen sevgili Peygamberimize, yani asıl sahibine ulaşmıştır.

Gene bütün siyer kitaplarında, Abdullah'ın alnında parlayan nurdan şöyle bahsedilir:

Evlenme çağına gelen Abdullah için yüzlerce güzel, zengin, itibarlı, soylu kızlar ve genç hanımlar Mekke’ye toplanmışlardı. Bunlardan biri çok ısrar etti, Abdullah ise “babama sormadan olmaz” dedi.

Fakat o günlerde babası Abdülmuttalip oğlu Abdullah’ı nikahlamış, mübarek nur da Âmine validemize geçmişti.

Tekrar karşılaştıklarında o hanım Abdullah'a;

“Ben senin anlında parlayan nuru istiyordum, demek ki o şansı kaçırdım, artık senle evlenmem” demişti.

❤️❤️❤️ 

RESULULLAH NE DEMİŞSE DOĞRU ODUR

Âzer'in amca, Târuh'un öz baba olduğu açıklaması, yalnızca tarihî bir isim meselesi değil… Resûlullah Efendimizin mübarek nesebine ilişkin benimsediğimiz inancın da bir parçasıdır.

Kur'ân-ı kerimde Allahü teâlâ, “Resûlüne itaati” açıkça emretmektedir.

Nisâ suresinin 80. âyetinde:

“Kim Peygambere itaat ederse Allah'a itaat etmiş olur.” buyurulmaktadır.

Haşr suresinin 7. âyetinde ise:

“Peygamber size ne verdiyse onu alın, size neyi yasakladıysa ondan sakının.”

buyuruluyor.

Nisâ suresinin 65. âyetinde de Resûlullah Efendimizin hükmüne tam bir teslimiyet gösterilmesinin imanla ilişkisi bildiriliyor.

Bütün bunlar bize Resûlullah Efendimizin bildirdiklerini ne kadar ciddiye almamız gerektiğini göstermiyor mu?

Hadislerin anlaşılması ve yorumlanması konusunda âlimler arasında farklı görüşler bulunabilir. Fakat Ehl-i sünnet anlayışında, Resûlullah Efendimizin mübarek ecdadının imanlı olduğuna inanmak esastır.

Bu sebeple, İbrahim aleyhisselâmın öz babasını putperest olarak tanıtmayı doğru bulmamız elbette mümkün değildir.

❤️❤️❤️ 

Ebedî yani sonsuza kadar saadetin kapısı demek olan Tam İlmihal’in 386. sayfasında başlayan bölümün başlığı şöyledir:

“Resûlullah'ın ana, baba ve dedeleri hep mümin idi.”

Bu bölümde konu her yönü ile incelenmekte ve İbrahim aleyhisselâmın babasının Târuh olduğu, Âzer'in ise amcası ve üvey babası olduğu görüşü açıkça savunulmaktadır.

Kitabın sonundaki isimler bölümünde de aynı bilgiye yer verilir.

Bilindiği üzere bu eser, Ehl-i sünnet itikadını açıklayan temel kaynaklardandır.

❤️❤️❤️ 

AKİF’İN DAMADI VE TANRI BUYRUĞU

Bazıları Mehmet Akif’i, hele damadı Ömer Rıza’yı sevmez. Bu sevmemek konusu asla sanat veya şahsî münakaşalardan değil, itikadî ayrılıklardandır.

Şimdi okuyacağınız kısım, belki de bu uzun yazının en dikkat çekici yeri…

…..

Önümde eski bir kitap duruyor.

“Tanrı Buyruğu” adı verilen kitap İnönü devrinde ve Mehmet Akif Ersoy’ın kızı Fatma Cemile’nin kocası olan Ömer Rıza Doğrul tarafından yazılmıştır. 

Bende olan nüsha; Ahmet Halit Kitabevi tarafından 1947 yılında ikinci baskısı. İşte bu eser, öteden beri tartışılmaktadır. Buna Kur’an meali diyen de var, tercüme diyen de. Müellifin kendi yorumlarını fazlaca kattığını söyleyenler de olmuştur.

Ben şimdi bu tartışmalara girmeyeceğim.

Çünkü burada dikkatimi çeken şey, Ömer Rıza Doğrul'un En'âm suresinin 74. âyetine verdiği anlam ve yaptığı açıklamadır.

Kitabın 237. sayfasında ilgili âyeti şöyle tercüme ediyor:

“Hani İbrahim, atası Âzere demişti ki...”

Dikkat buyurunuz!

“Babası Âzer'e” demiyor.

“Atası Âzer'e” diyor.

Peki neden?

Bunu da 238. sayfadaki 28 numaralı dipnotunda açıklıyor.

Arapçadaki “eb” kelimesinin baba, ata ve amca anlamlarında kullanılabildiğini belirtiyor.

Bakara suresinin 133. âyetini örnek gösteriyor. Nesep âlimlerinin İbrahim aleyhisselâmın babasının adını Târih olarak bildirdiklerini hatırlatıyor.

İbrahim suresinin 41. âyetinde kullanılan “vâlideyye” ifadesiyle de bu meseleyi açıklıyor.

Sonunda şu hükme varıyor:

“Âyeti Kerimedeki İbrahimin «Eb» ini babası diye tercüme etmek yanlış olur. Onun için biz de «Ata» dedik.”

…..

İşte bu!

Ömer Rıza Doğrul'un eserindeki başka görüşlerini benimsemek zorunda değiliz.

Fakat burada yaptığı açıklamayı görmezden de gelemeyiz.

Üstelik bu sözler yeni yazılmış bir kitabın değil, 1947 yılında yayımlanmış bir eserin sayfalarında duruyor.

Elimdeki nüshanın 237 ve 238. sayfalarını da fotoğrafladım.

Okuyucularımın kendilerinin de görmesi için bu fotoğrafları yazımla birlikte paylaşıyorum.

❤️❤️❤️ 

KONU SADECE BİR İSİM DEĞİL

Yıllardır İbrahim aleyhisselâmın babasının Âzer olduğu söylenip duruyor.

Ben de yıllardır bunun böyle olmadığını, Âzer'in amca, Târuh'un ise öz babası olduğunu bildiren açıklamaları esas alıyorum.

Mesele benim için yalnızca tarihî bir şahsın adının doğru bilinmesinden ibaret değildir.

Çünkü burada Resûlullah Efendimizin mübarek nesebinden söz ediyoruz.

İbrahim aleyhisselâm da bu nesebin büyük halkalarından biridir.

Ben, Muhammed aleyhisselâm’ın mübarek nurunun Âdem aleyhisselâm’dan itibaren temiz ve imanlı ana babalardan intikal ettiğini bildiren Ehl-i sünnet âlimlerinin açıklamalarına inanıyorum.

Bu sebeple İbrahim aleyhisselâmın öz babasının putperest olduğu iddiasını kabul etmiyorum.

Bir kelimenin farklı manâlarını, eski nesep kaynaklarını ve Resûlullah Efendimizin mübarek ecdadı hakkındaki açıklamaları göz önünde bulundurmadan, “İbrahim Peygamberin babası putperest Âzer'di” deyip geçilmesini doğru bulmuyorum.

Bütün bu düşüncelerle Talha Uğurluel'in videosunu izlerken, onun da “Âzer'in amca olduğunu” açıkça söylemesine duyduğum sevinci tahmin edebilirsiniz.

O sabah başka bir yazı yazacaktım.

Fakat karşıma bu mesele çıktı.

Yıllardır yanı başımda duran kitaplar yeniden açıldı. Kur'ân-ı kerimin âyetlerine, eski tefsirlere, siyer kitaplarına döndüm.

Ve 1947 yılında basılmış Tanrı Buyruğu kitabının sayfalarında, Ömer Rıza Doğrul'un o dikkat çekici cümlesiyle yeniden karşılaştım:

“Onun için biz de ‘Ata’ dedik.”

Bazen bir kelime, uzun uzun anlatılanlardan daha fazlasını söyler.

Bazen de insanın yıllardır bildiği bir hakikati, başka birinin ağzından duyması bile büyük bir sevinç olur.

Benim o sabah yaşadığım sevinç işte buydu.

Allahü teâlâ hem bizleri hem de bu duama amin diyenleri; sevgili Peygamberimiz Muhammed aleyhisselâm’ın, bütün peygamberlerin, İbrahim aleyhisselam’ın ve onun mümin olan babası Târuh’un şefaatlerine kavuştursun inşallah.

Âmin.

Yorumlar

  • yorum avatar
    Selsebil Şen
    20-10-2026 05:44

    Amin. Allahüteala razı olsun.

  • yorum avatar
    Muammer Erkul
    19-10-2026 17:26

    Bir yandan bu yazımın geri dönüşlerine seviniyorum fakat diğer yandan da çok üzülüyorum. Neden? Çünkü ben “sadece bir uyarı” olarak yazmıştım bu konuyu fakat anladım ki, bilmeyen hatta hiç duymamış olanlar da çokmuş. Maalesef… Sevgili dostlar, kıymetli arkadaşlar! Öyleyse bu iş hepimize düşüyor ki; herkese bahsetmeli anlatmalıyız da öğrenmek nasibi olan daha çok insana rastlarız inşallah. Allahüteala o büyüklerimizin şefaatlerine kavuştursun inşallah, bu konuda hareket eden herkesi… Amin

  • yorum avatar
    z.
    19-10-2026 02:52

    Bu bulguları yazıp bizlerle paylaştığınız için teşekkür ediyorum Allahüteala razı olsun

  • yorum avatar
    Ali Akkuş
    19-10-2026 00:26

    Esseyyid Abdülhakim Arvasi Kuddise sirruh'un "Ebeyni Resulullah Risalesi" Büyük Doğu Yayınlarından çıkıyor. Tıpkı basım ve latin harflerine çevrilmiş haliyle ikisi bir arada, konu hakkında geniş malumat bu risalede de var.

  • yorum avatar
    Osman Bey
    18-10-2026 18:34

    Allahü teâlâ razı olsun Muammer ağabeyciğim... Muhteşem bir yazı, çok istifade ettik... Rabbimize sonsuz şükürler olsun ki (Tam İlmihâl Seâdet-i Ebediyye) gibi bir hazineye kavuşmuşuz, eğriyi doğruyu ayırd edebiliyoruz... Vefâlı ve kadirşinas Talha Uğurluel kardeşimizden de Allahü teala razı olsun, hakikatleri çekinmeden söyleyen cesur bir duruşu var... Yakın zamanda yazılmış Siyer kitapları olarak da: Ömer Faruk Yılmaz Prof.Dr. Ramazan Ayvallı Rahim Er Mehmet Oruç gibi birbirinden kıymetli isimlerin yazdıkları siyer kitaplarını harâretle tavsiye ederiz efendim... Allahü teâlâ hepsinden de razı olsun...

  • yorum avatar
    Osman Bey
    18-10-2026 18:34

    Allahü teâlâ razı olsun Muammer ağabeyciğim... Muhteşem bir yazı, çok istifade ettik... Rabbimize sonsuz şükürler olsun ki (Tam İlmihâl Seâdet-i Ebediyye) gibi bir hazineye kavuşmuşuz, eğriyi doğruyu ayırd edebiliyoruz... Vefâlı ve kadirşinas Talha Uğurluel kardeşimizden de Allahü teala razı olsun, hakikatleri çekinmeden söyleyen cesur bir duruşu var... Yakın zamanda yazılmış Siyer kitapları olarak da: Ömer Faruk Yılmaz Prof.Dr. Ramazan Ayvallı Rahim Er Mehmet Oruç gibi birbirinden kıymetli isimlerin yazdıkları siyer kitaplarını harâretle tavsiye ederiz efendim... Allahü teâlâ hepsinden de razı olsun...

  • yorum avatar
    Mehmet Nuri Yardım
    18-10-2026 15:27

    Muammer, Azer Dayatması mı? yazını okudum. Maşallah. Ne güzel yazı. İnan üniversitelerde tarih profesörleri bile bu kadar donanımlı, açıklamalı iyi yazı yazamaz. Sağ olasın, var olasın. Hakikaten güzel bir yazı. Eline, gönlüne, kalemine sağlık.

  • yorum avatar
    Fatma
    18-10-2026 15:08

    Amin dualarınıza hocam? Bu önemli konuyu çok güzel ve detaylı şekilde yazmışsınız? bahsi geçen kitapları da fotoğraflarda görmüş olduk. Ellerinize yüreğinize sağlık, Allahü teala razı olsun?

  • yorum avatar
    D Y
    18-10-2026 11:39

    Bu konu şurada çok net anlatılıyor: ⬇️ https://m.dinimizislam.com/detay.asp?Aid=1635

  • yorum avatar
    Haydar Lafcı
    18-10-2026 11:03

    Güzel tarihi bilgiler için Allah razı olsun

  • yorum avatar
    Beyaz
    17-10-2026 17:52

    Uzun bir yazı olmasına rağmen okudukça içine çeken çok mühim bir konuyu ele almışsınız elinize sağlık Doğru bilgilere kapılarımız hep açık olsun

  • yorum avatar
    ?
    17-10-2026 17:43

    Yazı güzel ama kitap resmi koyacağım demiş konmamış

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.