MODERN MİSTİSİZM VE KUANTUMCU SAFSATALAR
16 Ekim 2026, Cuma 12:04
İslam nizamı; inanç, amel ve ahlak olmak üzere birbirini tamamlayan üç mukaddes sütun üzerinde yükselir. Bu nizamda dinin estetik ve ahlaki arayışını, bizzat Cibril Hadisi’nde beyan buyrulan "ihsan" kavramıyla tarif ederiz. İhsan, kulun Allah’ı görüyormuşçasına O’na ibadet etmesidir. Bu fıkhi mimaride iman insanı ebedi cehennem azabından muhafaza eder, amel cennetin kapılarını açar, ahlak ve ihlas ise kulun derecesini ala-yı illiyyîne yüceltir. Tarihin her döneminde dindarlığı ve maneviyatı daha ileri boyutta, deruni bir iştiyakla yaşamak isteyen zümreler olagelmiştir. Ne var ki bu arayışta olanların bir kısmı Hristiyan ruhbanlığı gibi fıtrata aykırı aşırılıklara savrulurken, sadece nebevi ölçüye sadık kalanlar istikamet üzere kalabilmiştir.
Henüz Efendimiz “sallallahü aleyhi ve sellem” hayattayken bile, güneşte bekleyerek çile çekeceğini zanneden, evlenmeyi reddeden, hiç uyumadan gece boyu namaz kılacağını söyleyen bazı aşırı eğilimler baş göstermiş; ancak Allah Resulü “sallallahü aleyhi ve sellem” "Ben evlenirim, uyurum ve oruç da tutarım; benim sünnetimden yüz çeviren benden değildir" buyurarak bu ifrat kapısını kapatmıştır.
Selef-i Salihîn döneminden sonra şeriata muhalif iddialarla ortaya çıkan batıl sözde tasavvufi akımlara karşı, her devrin mücedditleri kılı kırk yaran eserler telif etmişlerdir. Ebu Mansur Serrâc et-Tûsî el-Lüma’ adlı eseriyle, İmam-ı Rabbani Şeyh Ahmed Sirhindî ise *Mektubat’*ı ile tasavvuf görünümlü zındıklıkları tasfiye etmişlerdir. Fıkıh ve kelam uleması, bu sapmalara karşı haklı olarak seslerini yükseltmişlerdir. Ülkemizde ise 1925 yılında tekke ve zaviyelerin kapatılması, bu irfan sahasını ulemanın ve devletin fıkhi denetiminden mahrum bırakarak tamamen başıboş bir hale getirmiştir. Geçmişte ulemanın ilmi heybetiyle sindirilen ne kadar bozuk fikirli, cahil ve şeriat düşmanı figür varsa, bu boşlukta yeniden zemin bulmuştur. Özellikle 1950’li yıllarda çok partili hayata geçişle birlikte sağlanan dini serbestiyet döneminde, ehliyetsiz ve art niyetli birçok kişi kendini "irşad görevlisi" ilan ederek cehalet zehrini kitlelere zerk etmiştir. 1970’lerden sonra ise radyo, televizyon ve yabancı dillerden yapılan kontrolsüz mistik tercümeler, memleketimizde adeta bir "New Age" istilasına zemin hazırlamıştır.
Bugün karşımıza çıkan manzara tam bir zihin işgalidir. Doğudan ve batıdan aynen ithal edilen pagan ritüeller, başlarına "İslam sosu" dökülerek, ayet ve hadisler istismar edilerek piyasaya sürülmektedir. Kendilerine kişisel gelişim uzmanı, kuantum araştırmacısı, ruh bilimci, spiritüalist, sinerjist yahut modern cadılık (witchcraft) savunucusu gibi unvanlar veren bu odaklar; cinlerle, meleklerle yahut Allah dostlarının ruhaniyetleriyle doğrudan temas kurduklarını iddia etmektedirler. Anlaşılmaz felsefi tekerlemeler ve yaldızlı sloganlarla mistik bir illüzyon oluşturan bu şarlatanlar, özellikle 30-40 yaş arası entelektüel ve manevi arayış, kriz döneminde olan insanları ağlarına düşürmektedirler. Geleneksel tarikatların artık fonksiyonunu yitirdiğini iddia ederek kendilerini "çağdaş bir ihtiyaç" gibi pazarlayan bu akım mensupları, her fırsatta şeriatın açık ahkamını çiğnemekte, bu laubaliliği de "müsamaha ve hoşgörü" ambalajıyla satmaktadırlar.
Bu guruplar dindar görünmeden, hiçbir helal-haram sınırına takılmadan, namazsız ve amelsiz bir "maneviyat sevdasına" düşen konforperestleri hedef seçmektedirler. Sîreten ve sûreten İslam’dan fersah fersah uzak olan kitleleri etraflarında toplayarak, şeytani hileleri, illüzyonları, büyü içeriklerini ve halüsinasyonları birer "velayet ve keramet tecrübesi" gibi yutturmaktadırlar. Unutulmamalıdır ki, nihai maksadı Allah’ın rızasını kazanmak, yöntemi ise şeriat-ı garraya harfiyen uymak olmayan hiçbir mistik yolun İslam’da yeri yoktur. Bu süslü propagandaların arkasında, ümmetin omurgasını çökertmek isteyen dış bağlantılı istihbarat odakları ve kültürümüzü kökten bozmayı hedefleyen küresel şer şebekeleri mevcuttur. İslam ahkamı, gerek örgün eğitimde gerekse yaygın irşad faaliyetlerinde gençliğe bir süzgeç olarak öğretilmedikçe, evlatlarımızı bu modern büyücülerin ve şeytanın askerlerinin elinden kurtarmamız mümkün olmayacaktır.
Sonuç olarak, eğri ağacın doğru gölgesi olmayacağı gibi; namazı, abdesti, helali ve haramı dışlayan kuantumcu hocalardan, spiritüel rehberlerden de Müslüman münevver çıkmaz. Şeriat gemisi olmadan, hakikat denizinde yüzülmez; boğulunur. Bizler İslam’ın fıkıh ve akide nizamına sımsıkı sarılmadıkça, ruhumuzu modern çağın parıltılı tapınaklarında putlaştırmaktan muhafaza edemeyiz. En büyük keramet, istikamettir.
Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.
Yorumlar
FATİH ZENGİN
16-10-2026 17:28Allah c.c. Razı OLsun.