AĞZI DUALI GENÇLERDEN, AĞZI KÜFÜRLÜ GENÇLERE…
18 Ekim 2026, Pazar 13:07
“Ağzı dualı gençlerden, ağzı küfürlü gençlere…” diye başlayan bir cümle, aslında sadece bir yakınma değil; toplumdaki dil dönüşümünün de kısa bir özeti. Dil, insanın iç dünyasının aynasıdır. Kalpte ne varsa dile o dökülür. Bu yüzden bir toplumun dili sertleşiyorsa, aslında iç dünyasında da bir kırılma, bir boşluk ve bir yön kaybı yaşanıyor demektir.
Bugün sokakta, okulda, sosyal medyada ya da ekran karşısında gençlerin kullandığı dilde küfür ve argo giderek sıradanlaşıyor. Bir zamanlar utanılan, ayıp sayılan sözler; artık şaka malzemesi, samimiyet göstergesi hatta “havalı” olmanın bir yolu gibi sunuluyor. Özellikle komedi adı altında yapılan bazı gösteriler, diziler ve filmler bu dili normalleştiriyor. Gülmek için sınırların zorlandığı, espri uğruna değerlerin aşındırıldığı bir kültür inşa ediliyor. Sosyal medyada ise beğeni ve takip uğruna daha sivri, daha sert, daha dikkat çekici konuşanlar öne çıkarılıyor. Böylece gençler farkında olmadan bu dili taklit ediyor, zamanla da benimsiyor.
Oysa dil sadece bir iletişim aracı değildir; aynı zamanda bir ahlak meselesidir. İnsan, dilini nasıl kullanıyorsa karakterini de öyle inşa eder. Sürekli küfür eden bir dil, zamanla düşünceyi de kirletir; saygıyı, nezaketi ve empatiyi zayıflatır. Bu da bireyler arası ilişkilerde sertleşmeye, tahammülsüzlüğe ve toplumsal huzurun zedelenmesine yol açar.
Peki bu gidişatı nasıl tersine çevirebiliriz?
Öncelikle aileden başlamak gerekir. Çocuk, en çok evde duyduğunu öğrenir. Anne-babanın dili, çocuğun dilinin temelidir. Evde saygılı, ölçülü ve güzel bir dil hâkimse, çocuk da bunu benimser. Eğitim kurumları da sadece akademik bilgi veren yerler değil; aynı zamanda değer kazandıran ortamlardır. Öğretmenlerin kullandığı dil, öğrenci üzerinde derin izler bırakır. Bu yüzden okullarda nezaket, saygı ve doğru iletişim üzerine bilinçli çalışmalar yapılmalıdır.
Medya ve eğlence dünyasına da büyük sorumluluk düşüyor. Mizah; aşağılamadan, kırmadan, kirletmeden de yapılabilir. Topluma yön veren içerik üreticileri, dilin gücünü hafife almamalı; aksine onu iyileştiren, güzelleştiren bir araç olarak kullanmalıdır.
Gençlere gelince… Onlara sadece “bunu yapmayın” demek yetmez. Alternatif sunmak gerekir. Anlamlı sohbetler, edebiyatla tanışma, güzel sözün değerini fark etme… İnsan neyle beslenirse ona dönüşür. Kalbi güzel olanın dili de güzel olur.
Belki de yeniden hatırlamamız gereken en temel şey şudur: Güzel söz sadakadır. Bir insanın ağzından çıkan her kelime ya bir kalbi incitir ya da bir gönlü onarır. Tercih bizim…
Toplum olarak dili düzeltmek, aslında kendimizi düzeltmek demektir. Çünkü kelimeler sadece konuşulmaz; yaşanır, yayılır ve bir kültür hâline gelir. Eğer yeniden saygılı, zarif ve anlamlı bir toplum istiyorsak, işe dilimizden başlamalıyız.
Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.
Yorumlar
Z.
19-10-2026 02:56Çok akıcı öğretici bir yazı. Allahüteala sizden razı olsun. Bilgilerinizle ufuk açıyorsunuz.