• DOLAR
    41.27
  • EURO
    48.66
  • ALTIN
    4850.3
  • BIST
    10.449
  • BTC
    112074.59$
Deneme Reklam

VAKTİNDE EDA EDİLMEYEN NAMAZLARI KAZA ETMEK

06 Kasım 2026, Cuma 11:28
VAKTİNDE EDA EDİLMEYEN NAMAZLARI KAZA ETMEK

Peygamber efendimize Allah katında en güzel amelin neler olduğu sorulduğunda:

“Namazı vaktinde kılmak, sonra anne babaya iyilik yapmak, sonra Allah yolunda cihad etmek.” (Buhârî) buyurması,

Vaktinde kılınan namazın, anne babaya iyilik ve cihad gibi son derece faziletli amellerden bile daha önemli olduğunu bildirmektedir.

Nitekim Allahü Teâlâ, Mü’minûn suresinde kurtuluşa erecek olan müminlerin vasıflarını sayarken:

“Onlar ki, namazlarını kılmaya devam ederler.” (Mü’minûn 9) buyurarak,

İnananların namazlarını vaktinde ve devamlı olarak kılmaya özen göstermeleri gerektiğine işaret etmektedir.

İslamiyet'e göre yalnızca uyuyakalmak, unutmak, baygınlık veya savaş gibi irade dışı durumlar namazı ertelemek için geçerli mazeret sayılır.

Nitekim Peygamber efendimiz ve ashabı, Hayber seferinde gece yürüyüşü yapıp sabaha doğru konaklayınca uyuyakalmışlar ve sabah namazının vakti çıkmış;

Peygamber efendimiz uyanınca ashabıyla birlikte sabah namazını kaza etmiş ve bunun üzerine;

"Biriniz uyuyakalır veya unutur da bir namazı vaktinde kılamaz ise onu hatırladığı vakit hemen kılsın.

Onun bundan başka kefâreti yoktur." (Müslim) buyurmuştur.

Hendek savaşında da müşriklerin yoğun hücumu sebebiyle Peygamber efendimiz ve ashabı, öğle, ikindi, akşam ve yatsı namazlarını vaktinde kılamamış, savaşın ardından sırasıyla kaza etmişlerdir.

Farz namazı özürsüz kazaya bırakmak çok büyük günahtır. Acele kaza etmelidir.

Sünnetleri özürsüz ve sürekli terk etmek günah olmaz ise de, kıyamette sorguya çekilip, azarlanır.

Hanefî fıkıh âlimi Kemâlüddîn ibnü’l-Hümâm (ö.1457) hazretleri:

“Farzı, vâcibi kılmamak günah olur. Sünnetleri kılmamak ise, sevaplarına ve yüksek derecelere kavuşmamaya sebep olur.” dedi.

Osmanlı Hanefî fıkıh âlimlerinden İbrâhim el-Halebî (ö.1549) hazretleri de Halebîy-i Sagîr isimli eserinde:

“Sabâh namazının sünnetini ve başka müekked sünnetleri terk etmek günah olmaz. Yalnız sevaplarına ve yüksek derecelere kavuşamaz ve azarlanır.” diyor.

Müslüman, namazlarını ancak özür ile kaçırır.

Bunun için, İslam âlimlerinin kitaplarında Fâite yani dini bir özürle kaçırılmış namazların kazası denilmektedir. Bu günah değildir.

 Terk edilmiş namaz ise, dini bir özür olmaksızın kazaya bırakılmış namaz demektir ki, bu çok büyük günahtır.

Din kitaplarının yazıldığı önceki asırlarda, İslâm memleketlerinde namaz kılmayan kimse yoktu.

Özürsüz kazaya bırakan da yoktu.

Şimdi ise, özürsüz terk edenler çok olduğundan, namaz borcu ile ölmemek ve Cehennem azabından kurtulmak için, hiç olmazsa vakit namazlarının sünnetlerini kılarken, kaza kılmaya da niyet etmelidir.

Böylece, bir namaz kılmakla, hem kaza, hem de sünnet kılınmış olur.

Ancak sabah namazının sünneti kuvvetli olduğundan, onu yalnız sünnete niyet ederek kılmalıdır.

Nitekim Osmanlıların son döneminde müderrislik yapmış, dört mezhebin fıkıh bilgilerinde mütehassıs olan Seyyid Abdülhakîm Arvâsî (ö.1943) hazretleri bu konu hakkında buyuruyor ki:

“Tembellikle namaz kılmayanlar, senelerce kaza borcu olanlar, namaza başladıkları zaman, sünnetleri kılarken, o vaktin ilk kazaya kalmış kaza namazı için de niyet ederek kılmalıdır.

Bunların, sünnetleri kaza namazı için de niyet ederek kılması, dört mezhepte de lâzımdır.

Hanefî mezhebinde, bir farz namazı özürsüz kazaya bırakmak ekber-i kebâirdir.

Bu çok büyük günah, her namaz kılacak kadar boş zaman geçince, bir misli artmaktadır.

Çünkü namazı hemen kaza etmek de farzdır.

Hesaba, sayıya sığmayan bu müthiş günahtan ve azabından kurtulmak için;

Sabah namazından başka dört vakit namazın sünnetlerini ve Cum’a namazlarının ilk, son ve vakit sünnetlerini kılarken, kılınmamış farz namazını da ve yatsının son sünnetini kılarken, üç rekat vitir namazını da kaza etmeye niyet ederek kılmalıdır.” 

İbn-i Atâullah el-İskenderî (ö.1309) hazretleri El-hikemü’l-Atâiyye isimli eserinde:

“İki işten, nefsine ağır geleni yap! Çünkü hak olan iş, nefse ağır gelir.

Farzları ve vâcibleri yapmakta gevşek davranıp, nâfile hayrâtı yapmaya çalışmak, nefsin hevâsına uymak alâmetlerindendir.” diyor

İmâm-ı Rabbânî (ö.1624) hazretleri de:

“Nâfile ibâdetlerin farzlar yanındaki kıymeti, okyanus yanında bir damla su gibi bile değildir.

Hattâ, nâfile ibâdetlerin sünnetler yanında değerleri de, yine böyledir.

Böyle olmakla beraber, sünnetlerin farzlar yanındaki kıymeti de, deniz yanında bir damla su gibi bile değildir.” (Mektûbât c.1/m.260) buyuruyor.

Abdülkâdir-i Geylânî (ö.1166) hazretleri ise Fütûhu'l-Gayb isimli eserinde:

“Mü’minin en önce farzları yapması lazımdır. Farzlar bittikten sonra, sünnetleri yapar. Ondan sonra nafilelerle meşgul olur.

Farz borcu varken, sünnet ile meşgul olmak ahmaklıktır.

Farz borcu olanın sünnetleri kabul olmaz, yani sevap verilmez.

Hz. Ali efendimizin rivayet ettiği hadis-i şerifte:

(Üzerinde farz borcu olan kimse, kazasını kılmadan nafile kılarsa, boş yere zahmet çekmiş olur.

Bu kimse, kazasını ödemedikçe, Allahü Teala, onun nafile namazlarını kabul etmez.)” buyuruyor.

Abdülkâdir-i Geylânî hazretlerinin yazdığı bu hadis-i şerifi şerh eden Hanefi mezhebi âlimlerinden Abdülhak-ı Dehlevî (ö.1642) hazretleri buyuruyor ki:

“Bu haber, farz borcu olanların, sünnetlerinin ve nafilelerinin kabul olmayacağını göstermektedir.

Sünnetlerin, farzları tamamlaması demek;

Farzlar yapılırken, bunların kemallerine sebep olan bir şey kaçırılırsa, sünnetler, kılınan farzın kemal bulmasına sebep olur demektir.

Yoksa farz borcu olanın kabul edilmeyen sünnetleri bir işe yaramaz.”

Büyük Hanefî fıkıh âlimi İbni Nüceym (ö.1563) hazretlerine soruldu ki:

“Bir kimsenin kazaya kalmış namazları olsa;

Sabah, öğle, ikindi, akşam ve yatsının sünnetlerini bu namazların, kazalarına niyet ederek kılsa, bu kimse sünnetleri terk etmiş olur mu?”

Cevabında buyurdu ki:

“Sünnetleri terk etmiş olmaz.

Çünkü beş vakit namazın sünnetlerini kılmaktan maksat;

O vakit içinde, farzdan başka bir namaz daha kılmak demektir.

Şeytan hiç namaz kıldırmamak ister. Farzdan başka bir namaz daha kılarak, şeytana inat edilmiş, rezil edilmiş olur.

Sünnet yerine kaza kılmakla, sünnet de yerine getirilmiş olur.”

Bu nedenle kaza namazı borcundan kurtulmak için:

Öğle namazının ilk dört rekât sünnetini kılarken, ilk kazaya kalmış öğlenin farzına,

Öğlenin son sünnetini kılarken, ilk kazaya kalmış sabahın farzına,

İkindinin sünnetini kılarken, ilk kazaya kalmış ikindinin farzına,

Akşamın sünnetini kılarken, üçe tamamlayıp ilk kazaya kalmış akşamın farzına,

Yatsının ilk sünnetini kılarken, ilk kazaya kalmış yatsının farzına,

Yatsının son sünnetini kılarken de, üçe tamamlayıp ilk kazaya kalmış vacip olan vitir namazına niyet ederek kaza kılmalıdır.

Böylece her gün, bir günlük kaza ödenir.

Teravih namazlarını da, kazaya niyet ederek kılmalıdır.

Kaç senelik kaza namazı varsa, buna, o kadar sene devam etmelidir.

Fâtih’de uzun yıllar vaizlik yapan Oflu Muhammed Emin Efendi (ö.1902),

1890 senesinde İstanbul’da Osmanlıca olarak basılan Necâtü’l-mü’minîn isimli ilmihal kitabının 95. sayfasında,

 Sünnetleri Kaza Niyetiyle Kılmak Mes’elesi başlığı altında buyuruyor ki:

“Cümlenin malumudur ki, farz namazları terk ve vaktinden çıkarmak büyük isyan ve kazaya kalmış namazları kılmak farzdır.

Kılmaması ve tehiri büyük isyan ve nafile amelleri terk etmek isyan değildir ve bu beyan ittifaklıdır.

Hususiyle, kişinin üzerinde farz kazası olup da, kaza etmeden nafile namaz kılması kabul olmayıp, sevabı olmaz.

Zira Peygamber efendimiz Mecmeu’l-Fetvâ’da geçen kavl-i şerifinde:

“Allahü Teala farzlar tamamlanmadan nafileyi kabul etmez.” buyuruyor.

Zeyd (Bir kimse), beş vakit namazı eda ederken beş vakit namazın sünnetlerini kazaya kalan namazlarına tayin edip kılsa, kazaya kalmış namazı eda etmiş olur mu?

El-cevap: Olur.

Bu surette kişi, beş vaktin sünnetlerini ve kaza namazlarını eda etmiş olur mu?

El-cevap: Olur.

Bu sûret-i mezbûrada kişi kaza ve sünnet namazları sevabına nail olur mu?

El-cevap: Olur.

Müzmerât (Hanefî fıkıh alimi Ebü'l-Fadl el-Kudûrî (ö.1037)'nin el-Muhtasar adlı eserinin şerhi)’ın fetvası budur.

Kişi, üzerinde farz kazası olup da, kazayı kılmadan sünnetleri kılarsa azaba müstahak olur mu?

El-cevap: Olur.

Bu surette sünnetleri terk ile azaba müstahak olur mu?

El-cevap: Olmaz.”

Oflu Muhammed Emin Efendi 96. sayfadaki bu bahsin sonunda ise:

“Canı isteyen kabul eder, istemeyen etmez,

Allah dilediğine hidayet verir, dilediğini saptırır.

Hidayet üzere olan kimseye hak güzel görünür, mesrur olarak kabul edip selamet bulur,

Ammâ dalâlet üzere olan kimseye hak çirkin görünüp, kabul etmez, dalâlet üzere kalır.” Buyuruyor.

Allahü Teâlâ bizleri dalâlet ehli olmaktan muhafaza eylesin.

Dini konularda kâfirlerin ve bid’at sahiplerinin bölücü, bozuk sözlerine değil, Ehl-i sünnet âlimlerine uymak lâzımdır.

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.