BİR HEDEFİNİZ, BİR DÂVÂNIZ VAR MI?
01 Kasım 2026, Pazar 12:51
İnsan sadece yiyen, içen, gezen bir varlık değildir. Eğer hayat yalnızca rahat etmekten, para kazanmaktan, biraz eğlenip sonra çekip gitmekten ibaret olsaydı; insanla rüzgârın önünde savrulan kuru yaprak arasında ne fark kalırdı? İnsanı insan yapan şey; omuzlarında taşıdığı mâna, kalbinde büyüttüğü ideal ve uğruna yorulmayı göze aldığı davadır. Çünkü davasız insan, pusulasız gemi gibidir. Rüzgâr nereye eserse oraya savrulur.
Tarihe bakınız… İz bırakan insanların hepsinin bir derdi vardı. Fatih Sultan Mehmed’in derdi İstanbul’du. Akşemseddin’in derdi gönülleri irşad etmekti. Ahmed Arvasi Beyin derdi çöken bir milletin ruhunu ayağa kaldırmaktı. Necip Fazıl gecelerini bir fikir sancısıyla geçirdi. Onları büyük yapan şey makamları değil; uğruna uykusuz kaldıkları idealleriydi. Çünkü insan ancak kendinden büyük bir hakikate bağlanınca büyür.
Bugün modern dünyanın en büyük yıkımlarından biri de budur işte… Gençlerin çoğunun hedefi var ama ideali yok. Meslek istiyorlar ama mâna aramıyorlar. Çok kazanmak istiyorlar ama niçin yaşadıklarını bilmiyorlar. Oysa insanın cebinin dolması kalbini doyurmuyor. Nice zenginler var ki geceleri huzursuz uyuyor; nice mütevâzı insanlar vardır ki bir dâvaya hizmet ettikleri için içlerinde güneş taşıyorlar. Çünkü insanı ayakta tutan yalnız ekmek değildir. İnsan, uğruna yaşadığı anlam kadar güçlüdür.
Bir davaya inanmak insana vakar verir. Boş işlerin peşinde sürüklenmezsiniz. Zamanınızı hoyratça harcamazsınız. Çünkü bilirsiniz ki ömür emanettir. Her geçen gün, tükenen bir sermayedir. İdeali olan insan sabah yataktan başka kalkar. Yorulsa da dağılmaz. Düştüğünde yeniden toparlanır. Çünkü onu ayağa kaldıran şey keyif değil; inancıdır.
Eskiler “derdi olmayanın değeri olmaz” derlerdi. Gerçekten de büyük insanların büyük dertleri vardı. Bir milletin çocukları kötü yetişmesin diye ömrünü veren öğretmenler… İnsanlar Kur’an öğrensin diye çile çeken alimler… Vatan rahat uyusun diye sınır boylarında nöbet bekleyen askerler… Bunların hepsini ayakta tutan şey maaş değil, davaydı. Çünkü dava sahibi insan yalnız kendisi için yaşamaz. Kendinden sonraya da iyilik bırakmak ister.
Bugün gençlerin kalbine yeniden büyük idealler ekmek gerekiyor. Sadece diploma değil; ahlak… Sadece kariyer değil; karakter… Sadece başarı değil; mana öğretmek gerekiyor. Çünkü insanın bir hedefi olabilir ama davası yoksa, başarıları bile bir süre sonra içini boş bırakır.
Bir ideal sahibi olmak bazen yorucudur. İnsan anlaşılmaz, yalnız kalır, mücadele eder. Ama sonunda hayatına dönüp baktığında şunu hisseder: “Ben boş yaşamamışım.” İşte gerçek onur budur. Arkasında iz bırakabilmek… Bir gönle dokunabilmek… Bir insanın karanlığında mum yakabilmek…
Ve belki de insanın bu dünyadaki en büyük zenginliği budur:
Uğruna yorulduğu güzel bir davaya sahip olmak…
Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.