HAYDİ KALK, DAVRAN!
03 Kasım 2026, Salı 11:06
Bir an gözlerinizi kapatıp Hakk'ın huzurunda divan duruyor, huzurun hazzına eriyorsunuz kimseler bilmeden. Önce eriyorsunuz yavaş yavaş. Sıcak gözyaşlarınızla kızgın çöllere akıyorsunuz. Siz eridikçe, döküldüğünüz sahralar yeşilleniyor. Dualarınız semaya yükseliyor mütemadiyen. Yüreğinizin sıcaklığıyla dünyayı ısıtıyorsunuz. Merhametinizle kaskatı kesilmiş insanlığın vicdanı yumuşuyor az da olsa.
Bir an kapatıyorsunuz gözlerinizi. Gözsüz görüyor, dilsiz konuşuyorsunuz. Bir anne takılıyor gözünüze Filistin sokaklarında sırtlanlardan kaçarken. Yolun karşısına geçmek istiyor. Yavrusu yetim, yavrusu aç, yavrusu muhtaç. Vampirler üstüne çullanıyor kadının. Bir tek siz görüyorsunuz uzaklardan. Eliniz varmıyor, seyrediyorsunuz çaresiz. Anne tek başına, anne sahipsiz. Bir kadın vuruluyor yol ortasında, vahşice, bütün dünyanın gözleri önünde. Bütün dünya kör. Lanet olsun öyle gözlere diyorsunuz. Kadın kimsesiz, yavrusu aç, kadın şehit, kadın sessiz… Sekiz milyar insanımsı varlık yaşıyormuş dünyada. Lakin bir annenin alçakça vurulup mübarek sımsıcak kanının kızgın asfalta aktığını bir siz görüyorsunuz. Ağlayan çocukların hıçkırıklarını bir siz duyuyorsunuz.
Gözlerinizi kapatıyorsunuz bir an, karınları davul, gözleri gömgök insana benzeyen yaratıklar, insan etleri üzerinde pazarlık yapıyor. İnsan avcılarına et siparişi veriliyor. Karada, denizde, sokakta, evde, barda, otelde insan pazarlanıyor. Ruhunuz yanıyor, kalbiniz sıkışıyor. Çare arıyorsunuz yeryüzünde. Sekiz milyarın gözlerine bakıyorsunuz tek tek. Lakin dünya yuvarlak, dünya sessiz, dünya dönek. Bir gören olmuyor can pazarını. Kulaklar aksesuar, insanlar gözsüz, medeniyet kahpe, çağdışı, yüzsüz. Kapatıyorsunuz gözlerinizi dayanamayıp, lakin yine görüyorsunuz. Kulaklarınızı tıkıyorsunuz gitmiyor feryatlar. Daha çok duyuyorsunuz. Nereye gitseniz kaçamıyorsunuz. Çünkü siz, insanlığın vicdanısınız.
Gözlerinizi yumuyorsunuz bir an, mazi canlanıyor gözlerinizde. Tarih dile geliyor. Bedir'e Uhud'a gidiyorsunuz. Hendek’te karnınıza taş bağlarken Yemen’i, İran'ı, İstanbul'u görüyorsunuz. Siz gözünüzü yumunca hayalinizde, uyusanız düşünüzde, ölseniz ötelerin ötesinde yine görürsünüz. Görmek sizin kaderiniz, kaderinizden kaçamazsınız. Dünya sizi beklemektedir, iki büklüm olmuş mazlumlar, yavrusu kaçırılan annenler, yetim ve aç bebekler sizi bekler. Daha ne kadar dayanabilir sizsiz. Siz ne kadar daha dayanabilirsiniz. Yaya olarak yollara düşeceksiniz. Yeryüzü sizi beklemektedir. Yıldızlar yollarınızı döşemiş, mehtap sizi gözlemektedir. Sevdanızla yürüdüğünüz yollar yeşerecek. Er meydanı muradına erecek. Nazlı hilal yeryüzüne inecek, kara toprak yeniden dirilecek.
Bir an gözlerinizi kapatıyorsunuz Hayber'de Zülfikar, Endülüs'te kitap, Malazgirt'te kefen, İstanbul'un surlarında Ulubatlı Hasan'ın elinde hilal oluyorsunuz. Mazlumların gözyaşını dindirmek için sıcacık kanını toprağa katık edip, kara toprağı al al ediyorsunuz. Tohum olup toprağa düşüyorsunuz aşkla yanan yüreğinizle. Yavuklunuza melal oluyorsunuz. Büyüdükçe büyüyor yüreğiniz. Aleme gölge veren çınar oluyorsunuz. Gölgenizde çocuklar oynuyor, susayan dudaklara “Pınar” oluyorsunuz.
Biz sevdanın çocuklarıyız. Sevdamız, davamızdır bizim. Bu yüzden hiç bitmeyecek kavgamız. Aşıkların gözüne uyku girmez. Uyuduğumuz gün çınarlarımız kesilir, kuşlarımız öldürülür, annelere kıyılır sokak ortasında. Çocuklar ağlatılır acımasızca. Biz yoksak, alem zifiri karanlıkta kalır bigüman. Biz olmasak, mazlumların haneleri toz duman. Bizden gayrı kimsesi yok kimsesizlerin el an. Yollarımızı gözlüyor yaran! Kaçmak için naramızı bekliyor düşman! Bize susamış cihan!
Bak seherin koynunda yanık yanık, bizi çağırır ezan! Haydi durma, haydi kalk! Davran!
Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.