İSLAMİYET VE KADIN
30 Ekim 2026, Cuma 12:12
Kur'ân-ı Kerim'de:
“Düşünüp ibret alasınız diye her şeyi erkekli dişili yarattık.” (Zâriyât 49) ve
“Yerin bitirdiklerinden, insanların kendilerinden ve henüz mahiyetini bilmedikleri şeylerden bütün çiftleri yaratan Allah'ı tesbih ve takdis ederim.” (Yâsîn 36) buyrulması,
Allahü Teâlânın evrendeki her şeyi zıddı ile veya eşi ile birlikte yarattığına işaret etmektedir.
Erkek ve dişi, iyi ve kötü, gece ve gündüz, sıcak ve soğuk, acı ve tatlı gibi kavramlar bu ikili dengeyi oluşturmaktadır.
O’nun yarattığı her şeyde anlayamadığımız nice hikmetler vardır.
Zıtların uyum içinde çalışması da, tek ve eşsiz olan Allahü Teâlânın yüce kudretine işaret etmektedir.
İnsanları erkekli ve dişili yaratması ise neslin üremesi, aile yapısının oluşması, sevgi, şefkat, yardımlaşma ve toplumsal bağların güçlenmesi gibi nice hikmetlere matuftur.
Allahü Teâlânın Kur'ân-ı Kerim'de:
"Kendileriyle huzur bulasınız diye sizin için türünüzden eşler yaratması ve aranıza sevgi ve merhamet koyması O’nun ayetlerindendir." (Rum 21) buyurması da buna işarettir.
İslâm'a göre kadın ve erkek, insanlık değeri ve dini sorumluluklar açısından tamamen eşittir.
Fiziksel, duygusal ve psikolojik farklılıklar bir üstünlük sebebi değil; aile ve toplum hayatındaki iş bölümünü, uyumu ve neslin devamını sağlayan birer zenginliktir.
Nisa suresi 34. Âyet-i kerîmede:
“Erkekler, kadınların koruyup kollayıcılarıdırlar. Çünkü Allah, insanların kimini kiminden üstün kılmıştır.
Bir de erkekler kendi mallarından harcamakta (ve ailenin geçimini sağlamakta)dırlar…” buyrulması da bunlardan biri olup,
Buradaki üstünlük, erkeğin aileyi geçindirme (infak), koruma ve kollama gibi mali ve idari sorumluluklarının fazlalığıyla ilgilidir.
Hucurât Suresi 13. Âyet-i kerîmede:
"Ey insanlar! Şüphesiz sizi bir erkek ile bir dişiden yarattık, tanışasınız diye sizi milletlere ve kabilelere ayırdık.
Allah katında en üstün olanınız, takvaca en ileri olanınızdır."
Buyrulması da üstünlüğün cinsiyetle, malla-mülkle, ırkla değil;
takva ile yani O'na karşı gelmekten sakınmakla olduğunu haber vermektedir.
Allahü Teâlâ erkekle kadını, birbirinin zıddı değil, birbirini tamamlayan iki parça olarak yaratmıştır.
Nitekim Kur'ân-ı Kerim'de;
"… Onlar, sizin için bir elbise ve siz de onlar için bir elbise gibisiniz…" (Bakara 187) buyrulması,
Eşlerin birbirinin eksiklerini kapatmasını, birbirini korumasını ve hayatı birlikte güzelleştirmelerini ifade etmektedir.
İslâm dini, kadını en yüksek dereceye çıkarmıştır.
İslâmiyet’in kadına verdiği kıymeti hiçbir din, hiçbir düşünce vermemiştir.
Komünistler, kadının erkekle eşit olduğunu söyleyip, kadın, erkeğin bütün haklarına maliktir deyip, kadına en ağır işleri yaptırdılar.
Oysa İslâmiyet’te kadın, geçim derdinden muaftır.
O, çalışarak, didinerek para kazanmaya mecbur değildir.
Erkek akrabasından, fıtra verecek kadar zengin olanlardan, en yakın olanı bakmaya mecburdur.
Yakın akrabası yoksa veya fakir iseler, Beytü’l-mâl yani devlet hazinesi her türlü ihtiyacını karşılamakla sorumludur.
Kocası bakamayacak kadar fakir ise veya zengin olduğu hâlde ihtiyaçlarını almıyorsa;
Mahkeme, piyasaya göre kadının ihtiyacını belirleyerek, yakın akrabanın bu parayı kadına borç vermesini emreder.
Erkeğin satılacak malı yoksa çalıştırarak bu borçları erkeğe ödetir. Aksi takdirde hapseder.
Erkek hanımını, evin içinde veya dışında çalışmaya zorlayamaz.
Kadın arzu ederse ve kocası izin verirse, haram işlenmeyen bir ortamda çalışabilir ve kazandığı kendi mülkü olur.
Kocası yine de her türlü nafakasını temin etmekle mükelleftir.
Görüldüğü gibi İslâm dini, kadının bütün ihtiyaçlarını erkeğin sırtına yüklemiştir.
Erkeğin bu ağır yüküne karşılık, mirasın hepsinin yalnız erkeğe verilmesi lâzım iken;
Allahü Teâlâ kadınlara burada da ihsanda bulunarak, erkek kardeşlerinin yarısı kadar da miras almalarını emretmiştir.
Kadına babası veya kocası İslâmiyet’i öğretmelidir. Öğretmezlerse, büyük günaha girerler.
Bu durumda kadının gidip dışarıdan öğrenmesi lâzım olur.
Kadın, erkekten izinsiz hiçbir yere gidemez iken, ilim öğrenmek için gidebilir.
Müslüman kadını ticaret, fen, sanat ve ziraat ile uğraşmaya mecbur değil ise de, bunlarla meşgul olması, para kazanması, yasak ve günah değildir.
Yalnız, bunlarla meşgul olurken ve ilim öğrenirken, haramdan sakınması lâzımdır.
Çünkü Müslüman kadının başı, kolları, bacakları açık olarak sokağa çıkması, erkeklere göstermesi haramdır, günahtır.
Ehemmiyet vermezse, aldırış etmezse imanı gider, kâfir olur.
Kadının yapacağı günahlardan, ona izin veren babası veya kocası da ceza görecektir.
Hâlbuki erkeğin günahları, kadına zarar vermemektedir.
İslâmiyet’te, kadın, harbe de gitmez.
Dünyada rahat ve mesut olduğu gibi, onun Cennete gitmesi de çok kolaydır.
Nitekim Peygamber efendimiz:
“Bir kadın, beş vakit namazını kılar, Ramazan ayında oruç tutar, namusunu korur ve kocasının meşru isteklerine itaat ederse, dilediği kapıdan Cennete girer.” (Müsned) buyuruyor.
Ayrıca Veda Hutbesi’ndeki son nasihatlerinden biri:
“Kadınlarınıza eziyet etmeyiniz!
Onlar, Allahü teâlânın sizlere emanetidir.
Onlara yumuşak olunuz, iyilik ediniz!” olmuştur.
İslâmiyet’te evlenmek, bir kızı mesut etmek, ibadettir ve bütün nafile ibadetlerden daha sevaptır.
Kutbüddîn-i İznikî (ö.1418) hazretleri, erkeğin hanımına karşı vazifelerini Mürşidü’l-müteehhilîn isimli eserinde uzun yazmaktadır.
Konuyla ilgili daha detaylı bilgi için Tam İlmihâl Seâdet-i Ebediyye kitabının 598. sayfasındaki İslâmiyet ve Kadın bahsine bakılabilir.
Kadınlar, İslâm dininin kendilerine verdiği kıymeti, rahatı, huzuru, hürriyeti ve boşanma hakkına malik olduklarını bilmiş olsalar, bütün dünya kadınları, hemen Müslüman olurlar ve İslâmiyet’in her memlekete yayılması için çalışırlar.
Fakat ne yazık ki, bu hakikatleri anlayamıyorlar.
Allahü Teâlâ, bütün insanlara, İslâm dininin ışıklı yolunu doğru olarak öğrenmeyi nasip eylesin!
Şiir:
Ey, insan adını taşıyan varlık,
Kendine gel, uyan gafletten artık!
Seâdet yolunu görmezsen nâdân,
Niye vermiş sana bu aklı Yezdân?
Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.