TÜRK KİMDİR?
10 Eylül 2026, Perşembe 18:16
Bazı şeyler vardır ki tespit edilir fakat izah edilemez. Bunlar fıtratla ilgilidir. Kahramanlık, korkaklık, hilekârlık bu kabil şeyler… Ferd için vaki olan cemiyet için de söz konusu. Yukarıda saydığımız vasıflar bir kişiyi de bütün bir toplumu da ifade edebilir. Mevcudiyetleri hayat şartlarına bağlı değildir. Bollukta da kıtlıkta da varlıklarını muhafaza ederler. “Falanca kişi fakirken çok hilekardı, zenginleyince dürüst oldu” denilemez. Bu gibi evsafın imkanla alakası bulunmaz. Şartlara göre belki biraz küllenir belki biraz parlar o kadar.
Türklerin birçok hususiyeti var. Cihangirlik en mühimlerinden biri. Bu ruh her daim damarlarımızda dolaştı. Fakr u zaruret yıllarında bile. Bir an olsun unutmadık. Unuttuğumuzu iddia eden varsa Gazanfer, Muzaffer, Mücahid isimlerini izah etsin. Bunlar haşmet devrinin hatıraları olsaydı sükut ederdik. O güzel isimler daha ziyade idbar çağının yadigarları. Büyüklük de bu değil mi? İşler yolunda giderken herkes kahramandır. Gel gör ki ufak bir tökezlemede çokları kaçacak delik arar. Kim bunlar diyorsanız burnunuzu kapatıp tarihin çöplüğüne şöyle bir göz atın. Dikkat ederseniz detaylı bakın demiyoruz zira hiçbir mide böyle bir ameliyeyi kaldıramaz. Hasılı ikbalde de idbarda da büyük bir milletin çocuklarıyız. Ne şımarırız ne ye’se kapılırız. Zaferle gururlanmadığımız gibi hezimetle de yıkılmayız. Tevekkül edip yeni hedeflere yürürüz. Zaten bin yıllık akış her şeyi söylüyor. Yeter ki doğru düşünme melekesini kaybetmemiş olalım. Yeter ki hadiseleri okumasını bilelim. İşin garip tarafı bu okumayı alfabeyi bilmeyenlerin çok daha iyi yapması. Varın sebebini siz bulun!
Cihangirlik herkese nasip olmaz. Dünyada kaç milleti bu sınıfa dahil edebiliriz ki? Hele zalimlerden değil de adillerden bahsediyorsak işimiz çok daha zor. Arz üzerindeki iki fitneden birinin tek sahibi, diğerinin yüzde elli ortağı İngiliz tasnif dışı. Modern haydut ABD tasnif dışı. Kızılordulu Sovyetler tasnif dışı. Dolayısı ile Churchill olmak kolay, Roosevelt olmak kolay, Stalin olmak kolay çünki hepimizde kafir bir nefis var. Ona uyduğumuz anda hepsinden beteriz demektir. Halbuki Fatih olmak zor, Yavuz olmak zor, Kanuni olmak zor. Zira o basamakları tırmanmak bizim kabiliyet dairemizin dışında. Bu son cümle ne kadar ağırınıza gittiyse bilesiniz ki adı geçen hakanlardan o kadar uzaksınız.
Devlet mefhumunun Türk milleti nezdinde ifâde ettiği ma’na bugün dahi fazlasıyla olumludur. Halkımız onca menfiliğe rağmen devletin tenkid edilmesini hiç hoş karşılamamaktadır. Ne var ki Osmanlıdan miras kalan bu durumun çoğu zaman istismar edildiğini görüyoruz. Ba’zan son derece iyi niyetlerle dile getirilmiş düşünceler bile çok ağır şekilde tenkit edilmektedir. Memleketimizin içinde bulunduğu sıkıntıları dile getiren münevverler çoğu kere vatana ihanetle suçlanmaktadır. Bu saldırılar daha ziyade gazete, televizyon ve sosyal medya dedikleri sair unsurlar vasıtasıyla yapılmakta, muhatap adeta boğulmaktadır. İftiraları reddetmek veya çürütmek, aklanmak için yeterli olmamaktadır çünki aynı vasıtalarla karşı koyma imkânı yoktur. Bu sebeple çok kimse bildiklerini ifade etmekten çekinmekte ve diğer insanları yanlışlarla baş başa bırakmaktadır. Pek tabii ki bu tavır fitne çıkarmamak gibi dini bir hassasiyetten kaynaklanıyorsa son derece yerindedir ancak fitneye sebep olmadan milletimize doğruları anlatma mümkinse ve münevver ondan istifade etmiyorsa yanlış yapıyor demektir. Milletlerin yükselmesinde iki unsur fevkalade önemlidir: Doğru adam, doğru sistem. Eğer bunlardan biri doğru diğeri yanlışsa ülke geriler, her ikisi yanlışsa batar. İnanılmaz Osmanlı inkişafının temelinde bu iki unsur vardır; doğru adam doğru sistemi uygulayınca devlet bir güneş gibi parlamıştır.
Bugün resmî ideolojinin halkımızın hiçbir kesimine heyecan vermediğini görüyoruz. Ortadakilerin durgunluğunu anlamak kolay, muhaliflerinkini ise daha kolay. Ancak gelin görün ki kemalistlerde de bir miskinlik söz konusu. Eğer hasımlarına gözdağı vermek gibi bir düşünceleri olmasa tek adım atmazlar. Başka bir ifadeyle tutturdukları yolda son derece heyecansız yürüyorlar. Kalp atışlarının hızlanması bunun sebebini sormanıza bağlı. İşte o vakit köpürürler. Cumhuriyetin temel niteliklerine heyecanla bağlı olduklarını, onları değiştirmeye kalkanları ezmeye hazır bulunduklarını, nihayet falanca gün yapacakları gösteriyle bunu ispat edeceklerini söylerler. Bunu yaptıkları da görülür ancak kendi hallerine bırakıldıklarında canlılıklarından eser kalmaz. Laiklik düşmanları harıl harıl çalışıyor propagandası yapılmasa kıllarını kıpırdatmazlar. Zaten harekete geçmelerinin asıl sebebi bunlar da değildir. Gayri ahlaki işler için müsaid bir zemin olan bu ortamı kaybetmeme mücadelesi vermektedirler. Hamle güçleri yoktur; nebati bir zekaya sahip oldukları için yalnızca irkilirler o kadar. Müslümanlar ise rahatken de düşman saldırırken de Allahü teâlâya sığınır. Müslümanların tehlike karşısında cenâb-ı Hakka daha çok yönelmesi her şeye kâdir olan O'ndan yardım dilemek içindir; yoksa gösteriş yapmak gibi bir niyetleri yoktur. Dini dünya çıkarlarına alet etmek her şeyden evvel İslâmiyet’in izin vermediği bir iştir.
Osmanlılar altı yüz senelik saltanatları boyunca fevkalade üstün bir devlet anlayışını temsil ettiler. Almayı değil vermeyi esas edinmişlerdi. Bu durum yalnızca müslümanları içine almıyor, gayri müslimleri da şamil bulunuyordu. Müslümanların efendi olması diğerlerine eziyet yapmak ma’nasına gelmiyordu. Osmanlı padişahı hulefâ-i râşidînin yolundan yürüyordu ve bu yüzden omuzlarındaki mes’uliyet büyüktü. Elleriyle halkına yemek dağıtan o insanlar 'ihtilâf u tefrika' endişesinden geceleri rahat uyuyamıyorlardı. Hasılı başlarını yastığa koyduktan beş dakika sonra derin bir uykuya dalan idarecilere hiç benzemiyorlardı. Bu öyle bir fedakarlıktı ki memleketin selameti için gerektiğinde çocuklarını dahi fedâ edebilmeyi icap ettiriyordu. Aynı fedakârlık duygusuydu o padişahı ölüm döşeğinde Zigetvar seferine çıkaran. İstanbul Fatihine Karadeniz dağlarını bizzat tırmandıran da o ruhtu. Hiçbiri bu fedakarlıkları kendi nâmına yapmadı, maksatları nizâm-ı âlemi te’mindi; tabii bundan da meramları cenâb-ı Hakkın rızasını kazanmaktı. Kuru bir cihangirlik da’vası güdecek değildi ya o büyük insanlar. Bu yüzden Türk milleti onları çok sevdi; ana bildi, baba bildi. Bugünki devlet baba zihniyeti oradan geliyor.
Yeni devletin Birinci Cihân Harbi'nin galiplerine karşı tek kurşun atmadan kurulması düşünen her beyni şüpheye sevk etmektedir. Esasen şu kadar zamanlık cumhûriyet macerası hiçbir vesikaya ihtiyaç hissettirmeyecek derecede kesin görüşlere varmamızı mümkin kılmaktadır. Ancak illâ birtakım tahliller yaparak bir neticeye varmak isteyen kafalara şu sualleri sormak isteriz: Anadolu'nun istiklali yolunda hangi cephede kaç İngiliz öldürüldü? Şehirlerin mevzii direnişleri dışında Fransızlarla yapılan bir muharebe var mıdır? Anadolu’ya gömülen ve Adalar denizine döküldüğü söylenen Yunanlıların sayısı kaçtır?
Türk, haşmette yaşadıklarını unutmadı, unutmaz. Her devrin notunu ona göre verir, bilesiniz…
Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.