ÖLÜMLE SEVGİLİYE KAVUŞMAK
11 Eylül 2026, Cuma 11:19
Ölmek, yok olmak değildir. Sadece ruhun, bedenden ayrılması olup, bir evden başka bir eve göç etmek gibidir.
Zira insan için üç türlü hayat vardır;
Dünya, kabir ve ahiret hayatı...
Bunlardan en kısa ve en kıymetli olanı da dünya hayatıdır.
Çünkü sonsuz olan ahiret saadeti burada iken kazanılır.
İnsanın ölümü ile dünya hayatı sona erip, hakiki ve sonsuz olan ahiret hayatının birinci adımı olan kabir hayatı başlar.
Nitekim Peygamber efendimiz:
“Kabir ya cennet bahçelerinden bir bahçedir veya cehennem çukurlarından bir çukurdur” (Tirmizî) buyuruyor.
İmam-ı Rabbani hazretleri de (ö.1624):
“Ölmek felaket değildir. Öldükten sonra başına gelecekleri bilmemek, tedbirini almamak felakettir.“ buyuruyor.
Mıknatıs demiri nasıl kendine çekiyorsa, haramlar Cehenneme, ibadetler ise Cennete çeker.
Kıyamette nereye gitmek istiyorsak, ona göre hazırlık yapmalıyız.
Zira ahirette Cennet ve Cehennemden başka yer yoktur.
Nitekim Allahü teala, Âl-i imrân suresi 185. ayet-i kerimede:
“Her nefis ölümü tadacaktır. Yaptıklarınızın karşılığı ancak kıyâmet günü eksiksiz verilecektir.
Kim cehennemden uzaklaştırılıp cennete konulursa, gerçekten o kurtuluşa ermiştir.
İyi bilin ki, bu dünya hayatı, aldatıcı bir faydadan başka bir şey değildir. “ buyuruyor.
O halde, bu aldatıcı dünyayı ele geçirmek için ahireti vermek ve insanlara yaranmak için Allahü tealaya kulluktan uzaklaşmak ahmaklıktır.
Göğsünü kıbleden çevirenin namazı bozulduğu gibi, yüzünü İslamiyetten çevirenin de hem dünyası hem de ahireti bozulur.
Bütün geçimsizliklerin sebebi, ölümü unutmaktır.
İnsanlar ölümden sonraki sıkıntıları bilseydi, dünyada dert diye bir şey tanımazlardı.
İnsanların çoğunun, nefsinin esiri olup dilediği gibi yaşaması gaflete sebep olmamalıdır.
Zira herkes ahirette kendi yaptığından hesaba çekilecektir.
Ölüm sonrası sonsuz saadete kavuşmak, ancak doğru iman sahibi olmak ve dine uygun yaşamakla mümkündür.
Mükellef, yani âkıl ve bâliğ olan bir müslümanın, ölümü çok hatırlaması sünnettir.
Çünkü, ölümü çok hatırlamak, farzları yapıp, haramlardan sakınmaya sebep olur.
Bunun içindir ki, Peygamber efendimiz:
“Lezzetleri yıkan, eğlencelere son veren ölümü çok hatırlayınız! “ (Tirmizî) buyuruyor.
Dünyanın iyiliği gitti. Kederleri kaldı.
Bundan dolayı ölüm, her müslüman için bir hediyedir.
Salih olan mü’min, ölümle, esirin hapisten kurtulması gibi dünyanın eziyet ve yorgunluğundan kurtulur ve bir daha geri gelmeyi istemez.
Yalnız şehitler, bu dünyaya geri gelip, bir daha şehit olmayı isterler.
Kâfirlere de ölüm faydalıdır.
Çünkü kâfir, yaşadığı müddetçe küfrüne devam eder ve her aldığı nefes onun azabını daha da arttırır.
Zalimlerin ölümü ile, memleketler ve kullar da rahata kavuşur.
Nitekim din düşmanlarından olan bir zalimin ölümünden sonra söylenen:
Ne kendi etti rahat, ne aleme verdi huzur,
yıkıldı gitti cihandan, dayansın ehl-i kubûr.
beyti meşhurdur.
Hastalıktan ve dünya sıkıntılarından kurtulmak için ölümü istemek uygun değildir.
Ancak fitne ve fesadın çoğaldığı bir zamanda fitnelerden uzak kalıp, günaha girmemek için ölümü istemek caizdir.
Nitekim On iki İmamın beşincisi olan İmam-ı Muhammed el-Bâkır hazretleri (ö.733):
Peygamber efendimizin:
“Allâhümme innî es’elüke fi’lel hayrât ve terkel münkerât ve hubbel mesâkîn
ve izâ eradte fitneten fî kavmî fe teveffenî gayra meftûn
ve es'elüke hubbeke ve hubbe men yühıbbüke ve hubbe amelin yükarribünî ileyke“ duasını okuduğunu haber veriyor ki,
Bunun manası:
(Yâ Rabbî, Bana hayırlı işler yapmayı, çirkin şeyleri terk etmeyi ve fakirleri sevmeyi nasip eyle!
Kavmim arasında bir fitne çıkmasını dilediğin zaman, o fitneye karışmadan canımı al!
Yâ Rabbî, bana kendi sevgini, seni sevenlerin sevgisini ve sevgine kavuşturacak amellerin sevgisini nasip et!) demektir.
İmam-ı Kurtubî hazretleri de (ö.1273) :
“Bu hadis-i şerif, fitneden sakınmak, ona karışmamak lazım olduğunu, fitneye karışmaktansa, ölmenin hayırlı olacağını açıkça göstermektedir. “ buyuruyor.
Allahü tealaya kavuşmayı sevdiği için ölümü istemek ise müstehabdır.
Allahü tealanın emirlerine uyarak O'na dost olan bir mü’min için, ölümden daha sevinçli bir şey olamaz.
Çünkü ölüm, dostu dosta kavuşturan bir köprüdür.
Nitekim Azrail aleyhisselam, İbrahim aleyhisselamdan ruhunu almak için izin istediğinde,
“Nasıl olur, Dost, dostun canını alır mı hiç? “ dedi.
Allahü teala, Azrail aleyhisselam ile haber gönderip,
“Dost, dosta kavuşmaktan kaçınır mı? “ buyurunca,
“Yâ Rabbî, hemen Ruhumu al! “ diye dua eyledi.
Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî (ö.1273) hazretleri de ölümü,
hakiki sevgili olan Allahü tealaya kavuşma zamanı olarak gördüğünden, Şeb-i Arûs, yani "Düğün Gecesi" olarak nitelendirmiştir.
Bir kimsenin imanla öleceği ancak son nefeste belli olur.
İmanla ölmek nimetine kavuşan kimseye, Azrâil aleyhisselam gelip,
“Korkma, merhametlilerin en merhametlisi olan Alllahü tealaya gidiyorsun.
Asıl vatanına kavuşuyorsun. Büyük devlete erişiyorsun! “ der.
Bu kimseye, bundan daha şerefli bir gün yoktur.
Can vermek acısı, dünya acılarının hepsinden daha fena olmakla birlikte ahiret azaplarının hepsinden daha hafiftir.
Ancak Allahü tealanın sevgili bir kulu, ruhunu teslim edeceği vakit;
Rahmet meleklerini, Cennet hurilerini görüp, onların zevkiyle, can verme acısını duymaz.
Ruhu, tereyağından kıl çeker gibi, kolay çıkar ve büyük nimetlere kavuşur.
Üstat Necip Fazıl'ın (ö.1983) bir şiirinde ifade ettiği gibi:
Ölüm güzel şey, budur perde ardından haber,
Hiç güzel olmasaydı ölür müydü peygamber?
Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.