NEMRUT’UN ZULMÜNÜ TAŞA KAZIMIŞLAR
16 Eylül 2026, Çarşamba 11:23
Elazığ’ın gerçeği Harput’tur. Çünkü bugün ovada bulunan Elazığ şehrini Sultan Abdülaziz kurdu. Elazığ, Sultan Abdülaziz’in şehri, yani 1850’lerde kurulmuş bir şehir. Halbuki gerçek şehir, binlerce yıllık şehir yukarıda, Harput’tadır.
3 Mayıs 2016 tarihinde Harput Kalesi’nin hemen yanında, ikinci bir tepede çok önemli bir keşif yapıldı. Orman Bölge Müdürlüğü bölgeyi ağaçlandırmak istiyordu. Kepçeler geldi. Ağaç için çukurlar kazılırken kepçe operatörlerinden biri bir şeye takıldı.
Kepçe kaldırıldığında toprak açıldı ve bir anda taşın üzerindeki toprak silkildi. Allah’tan taşın rölyefli, kabartmalı yüzü üstteymiş. Ters olsaydı çok daha fazla kırılabilirdi. Taş ortaya çıkınca çalışmalar hemen durduruldu.

Görevliler, üzerinde resimler bulunan devasa bir taş bulduklarını fark ettiler. Yaklaşık 4 metreye 3 metre büyüklüğünde, tonlarca ağırlıkta devasa bir eserdi.
Bu bir tablet değil, bir zafer anıtıydı.

Üzerinde yazı yoktu. Tamamen resimlerden meydana geliyordu. Harput Kalesi ile eserin bulunduğu, Kureytepe diye geçen yer arasında yaklaşık 20-30 metre vardı. Bu eser bulunana kadar kimse burada böyle bir şey olduğunu bilmiyordu. Dışarıdan görünen hiçbir şey yoktu. Bildiğiniz toprak bir tepeydi. Üzerinde ufak tefek çalılar vardı. Ağaçlandırılmak istenirken bu eser bulundu.

Taşın bulunmasının ardından arkeolojik kazılar başladı ve kazılarda bir sarayın temelleri ortaya çıktı.
Kimin sarayı?
Büyük bir ihtimalle Nemrut’un sarayı. Elbette Nemrut bunu işgal ettiği şehirden de ele geçirmiş olabilir. Fakat onun zafer anıtı burada olduğuna göre bunu buraya yaptırmış veya koydurmuş olması ihtimali üzerinde duruluyor.
Eserin kırılmamış orijinal hali bugün Elazığ’da depoda korunuyor. Elazığ Müzesi ise bunun birebir kopyasını yaptırdı ve sergiye koydu. Müzeye girildiğinde büyük salonun ortasında bu eser insanı karşılıyor.
Bu bir taş oyma eseridir. Günümüzden yaklaşık 4300 sene önce o taşçılar, Nemrut’un taşçıları, önce taşı düz hale getirip resimleri çizmişler. Çizdikten sonra ellerindeki aletlerle taşı oyarak bu büyük eseri meydana getirmişler.
Bu nasıl bir sanattır?

Üstelik bu eser bize çok şey anlatıyor.
Bu taşın Akatlara ait olduğunu söyleyen ben değilim. Bu taşı bulan ve üzerinde çalışan iki arkeoloğun raporlarını okudum. Hocalarımızdan biri, Harput’un tarihini daha önce Urartulara dayandırdıklarını söylüyor. Bu eser ortaya çıkınca Harput’un tarihi yaklaşık 1000 yıl daha geriye gitti. Milattan önce 1000-1200 yıllarına dayandırılan tarih, milattan önce 2300’lere kadar indi.
Çünkü eserde görülen kişinin Akat Kralı Naram-Sin olduğu ifade ediliyor.
Zafer anıtının üzerinde bir kale var. Kalenin etrafında bir hendek bulunuyor. Hendekte balıklar yüzüyor, kaplumbağalar var. Bir kayıkta kürek çeken bir adam görülüyor. Suyun kenarında mandalar bulunuyor.
Fakat burada aynı zamanda çok ciddi bir savaş var.
Hendek kazanlar, hendekleri doldurmaya çalışanlar, kaleye yaklaşmaya çalışan askerler görülüyor. Tekerlekli savaş araçları var. İnsanlar öldürülmüş. Bir akbaba ölülerin üzerinde uçuyor. Başı koparılmış insanlar görülüyor. Bazı vücutların başları yok. Kalenin kapısı üzerinde saçlarını yolan iki kadın var. Şehir düşüyor. Kaleye tırmanmaya çalışan askerler görülüyor.
Bütün bunlar büyük bir kuşatmayı anlatıyor.
Eser üzerinde dikkat çekici başka bir figür daha var. Taptıkları tanrıçalardan İştar görülüyor. Burgu burgu bir vücudu, kanatları ve pençeleri var. İnsanları öldürüyor. Pençeleriyle iki insanı yakalıyor.
Nemrut’un anlatısında, “Benim ordumun içinde tanrılar da savaştı, İştar bize yardım etti.” düşüncesi var. Savaşın içine tanrıları da katıyor.
Böyle anlatılar eski çağlarda çok görülür. Savaş tanrıları, bilgelik tanrıları, koruyucu tanrılar savaşların içine dahil edilir. Hükümdarlar da güçlerini göstermek için tanrılarla yan yana görünmeye çalışırlar.
Nemrut Dağı’na gidildiğinde de benzer bir anlayış görülür. I. Antiokhos bir yanına Zeus’u, öbür yanına Apollon’u alır. Her diktatör gücü yanına almak ister. Güçlüyle fotoğraf verir ve “En güçlü benim.” demeye çalışır.
Harput stelinde şehrin soylularının ve krallarının da elleri arkadan bağlanmış halde getirildiği görülüyor. Bazılarının elleri arkadan tahta benzeri bir sistemle bağlanmış. Esirler sırayla getiriliyor.
Nemrut ise onları tek tek öldürüyor.
Bir kişi öldürülmüş ve vücudu yerde yatıyor. Bir başkasının saçından başı sabit tutuluyor. Naram-Sin’in elinde kesici bir alet var.
Korkutmak esastır.
Diktatörler korkutmayı severler. Korkutarak sindirmeyi severler.
Hazreti İbrahim’in ateşe atılması meselesinde de aynı düşünce vardır. İki asker gönderip bir yerde öldürmek yerine ibret-i âlem olsun diye büyük bir ateş hazırlanıyor. Amaç milletin gözünü korkutmak.
Kur’an’da Firavun’un Hazreti Musa’ya iman eden büyücülere söylediği, “Kollarınızı ve bacaklarınızı çapraz kestireceğim.” ifadesi de dikkat çekicidir.
İnsan bunun arkasını araştırdığında çok farklı ayrıntılarla karşılaşıyor. Bir insanın aynı taraftaki kolu ve bacağı kesildiğinde yaşaması ve hareket etmesi çok zorlaşır. Fakat sağ kol ile sol bacak ya da sol kol ile sağ bacak kesildiğinde, kalan koluyla koltuk değneği kullanarak toplumun içinde dolaşabilir.
Amaç da budur: Yaşasın, toplumun içinde o haliyle gezsin ve insanları korkutsun.
İbretlik.
Harput stelindeki bir başka dikkat çekici ayrıntı, askerlerin ellerindeki yuvarlak cisimlerdir. İlk bakışta bunların taş olduğu düşünülebilir. Fakat taş elle atılmaz, sapanla atılır. Eserde sapanla taş atan askerler ayrıca görülmektedir.
Diğer askerlerin elindeki yuvarlak cisimlerin atıldığı yerde ise alev görülüyor. Yani bunlar taş değil, yangın çıkaran bir madde olmalıdır. Günümüzün molotof kokteyli gibi düşünülebilecek, içinde yanıcı sıvı bulunan savaş araçları olabilir.
Attıkları yerde yangın çıkıyor ve askerler atmaya devam ediyor.
Bu yüzden Hazreti İbrahim’in ateşinin de benzer yanıcı maddelerle tutuşturulmuş olabileceğini düşünüyorum.
Dört bin yıldan fazla bir süre önce insanların bu tür savaş araçlarını kullanması şaşırtıcı gelebilir. Fakat arkeolojik eserler bize o dönem insanlarının savaş teknolojilerinin zannedildiğinden çok daha gelişmiş olduğunu gösteriyor.
Harput stelinde tekerlekli kuleler de görülüyor. Kaleye yaklaşmak için kullanılan savaş araçları, hendekler, kuşatma sahneleri, sapanlar, yanıcı maddeler, esirler ve infaz sahneleri bir arada bulunuyor.
Bu, yalnızca bir taş değildir.
4300 yıl öncesinin savaşını, askerlerini, silahlarını, inançlarını, krallarını, şehir savunmasını ve kuşatma yöntemlerini anlatan büyük bir tarih belgesidir.
Akat Kralı Naram-Sin’in 17 şehir ele geçirdiği anlatılır. Harput stelinde onun başında püsküllü bir başlık da görülür. İlk çağlarda bu tür başlıkların ve boynuzlu başlıkların tanrılarla ilişkilendirildiği bilinir. Hititlerin fırtına tanrısı Teşup’un tasvirlerinde de sivri başlıklar görülür.
Naram-Sin de tanrıların giydiği başlığı kullanarak kendisini tanrısal bir konumda göstermeye çalışmaktadır.
Tanrıcılığı oynuyor.
Harput’ta tesadüfen bulunan bu eser, yalnızca Elazığ’ın veya Harput’un tarihini değiştirmedi. Harput’un bilinen tarihini yaklaşık bin yıl geriye götürdü.
Bir ağaç dikmek için açılan çukurdan, 4300 yıl önce yaşanmış büyük bir savaşın hatırası çıktı.
Toprağın altında yüzyıllarca sessizce bekleyen bu devasa zafer anıtı, Harput’un ne kadar eski ve ne kadar büyük bir tarih taşıdığını yeniden ortaya koydu.
Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.