• DOLAR
    41.27
  • EURO
    48.66
  • ALTIN
    4850.3
  • BIST
    10.449
  • BTC
    112074.59$
Deneme Reklam

MÜTEŞEYYİHLERE KARŞI TAKINILACAK TAVIR

18 Eylül 2026, Cuma 11:22
MÜTEŞEYYİHLERE KARŞI TAKINILACAK TAVIR

Tasavvuf düşüncesinde "müteşeyyih", gerçek bir icazeti olmadığı halde şeyhlik iddiasında bulunan veya icazeti olsa dahi istikametten saparak bu makamı su-i istimal eden kişileri tanımlar. İmam Şarani’nin Envarü’l-Kudsiyye eserinde belirttiği üzere; müteşeyyihlerin tasavvufa verdiği zarar, inkârcıların verdiği zarardan çok daha büyüktür. Zira dışarıdan gelen saldırı yapıyı sağlamlaştırırken, içerideki çürüme sistemi kökten yok etmektedir.

Günümüzde bir kişinin sadece zahiri bir icazetnameye sahip olması, onun güvenilirliği için yeterli bir kıstas değildir. Maddi imkânlar, ailevi bağlar veya siyasi nüfuz yoluyla icazet almak kolaylaşmış; bu da "post" kavgalarını ve sahte makamları beraberinde getirmiştir. Bu noktada talip olan kişi için asıl ölçü, mürşid adayının silsilesi kadar "istikameti", yani yaşantısının Kur’an ve Sünnet ile olan uyumudur.

Osmanlı Devleti’nde tasavvufi yapılar başıboş bırakılmamış, devlet ve ulema tarafından sıkı bir denetim altında tutulmuştur. Şeriatın zahirine aykırı fikirler beyan eden veya toplumsal düzeni tehdit eden yapılar sert şekilde cezalandırılmıştır. İsmail Maşuki örneğinde olduğu gibi "zındıklık" ile suçlananlar idam edilmiş; Şeyh Niyazi-i Mısri (k.s.) ve Şeyh Osman Fazlı (k.s.) gibi isimler ise siyasi gerekçelerle sürgün edilmiştir. Bu örnekler, tasavvufun "dokunulmaz" bir alan olmadığını, aksine her zaman bir murakabeye tabi tutulduğunu gösterir.

Ancak, 1925’te tekke ve zaviyelerin kapatılmasından sonra bu kurumlar herhangi bir resmi denetim mekanizmasından yoksun kalmıştır. Bu boşluk; sahte vesikalar, uydurma rüyalar veya "abi", "sorumlu" gibi modern isimler altında makam işgal eden ehliyetsiz kişilerin türemesine yol açmıştır.

Tasavvuf ehli, kendi içindeki çürük elmaları temizlemek adına bizzat özeleştiri yapmalı ve menfi tavır sergilemelidir. Lüks hayat yaşayan, mal toplayan ve siyasi güç peşinde koşan figürlerin topladığı tepki, toplumu tasavvufa karşı toptancı bir düşmanlığa itmektedir. Bu noktada Yasin Suresi 21. ayet en temel mihenk taşıdır: "Sizden hiçbir karşılık beklemeyenlere uyun; onlar hidayete ermiş kimselerdir." Maddi bir menfaat veya dünyevi bir ikbal peşinde olanların "rehberlik" iddiası hükümsüzdür.

Sonuç olarak, hak ile batılı ayıran tek terazi "Şeriat-ı Garra"dır. Fakat toplumun genelinin bu ölçüyü her zaman doğru kullanamayacağı gerçeği göz önüne alındığında, cami hizmetlerinde olduğu gibi tekke hizmetlerinde de tanzim ve murakabe edici bir kurumsal yapının (Meclis-i Meşayıh benzeri bir kurumun) kurulmasının lüzumu aşikardır. Böyle bir kurum tesis edilene kadar, gerçek mutasavvıflara düşen görev; sessiz kalmamak, yanlışı usulünce uyarmak ve irşat makamının izzetini kişisel ihtiraslara kurban etmemektir. Eğri ağacın doğru gölgesi olmayacağı gibi, istikameti bozuk olanın rehberliği de vuslat getirmez.

Yorumlar

  • yorum avatar
    Recep Altıkulaç
    19-09-2026 06:07

    Teşekkür ederiz. Pek kimsenin konuşmaya cesaret edemediği veya neme lazım mantığında boşluk oluşmuş bir konuyu daha aydinlattiniz .Rabbim hakkıyla anlamayı nasip eylesin..

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.