• DOLAR
    41.27
  • EURO
    48.66
  • ALTIN
    4850.3
  • BIST
    10.449
  • BTC
    112074.59$
Deneme Reklam

KADROSUZ İMAM, AYİN YAPAN NURCULAR VE… MEĞER, YEŞİLAY’I KİM KURMUŞ?

19 Eylül 2026, Cumartesi 11:23
KADROSUZ İMAM, AYİN YAPAN NURCULAR VE… MEĞER, YEŞİLAY’I KİM KURMUŞ?

“Hiç aklıma gelir miydi ki o Yeşilay dergisi ve gelecekteki ekibi ile hayatımın böyle iç içe geçeceği!.. Ve bir gün… Benim çocukluğum boyunca modelim olan Raif dayım dedi ki; ‘Seni Cağaloğlu’na, gazeteye götüreyim mi?’”

 

Beş teyzem, iki dayım vardı. En büyük teyzemin ikinci oğlu Raif dayı ile, çocukluğumdan beri aramız hep iyi oldu. Renkli bir kişilik... Fotoğraf çekerdi, imam olan babası Hasan enişteden gizlemeye çalışarak saz çalardı, Fenerbahçe’yi tutardı, önceleri şarkılar söylediği etkili ve talimli sesiyle sonradan minarelerde ezan ve topluluklarda, cemiyetlerde Kur’an okumaya başladı… 

Eskiden onlar da Harmantepe’de otururlarmış. Bir gün Hanife teyzem çok kederli, üzgünken büyük oğlu Halil dayı bir koşu, üç sokak yukardaki bizim eve gelmiş. Anneme; 

“Teyze, Muammer’i anneme götüreceğim” demiş. Beni bir pazar çantasına koymuş. Bayır aşağı koşarak kendi evlerine gitmiş. Daha bahçe kapısına girerken; 

“Sana bir hediye getirdim anne” diye seslenmiş. Teyzem diyordu ki;

“Pazar çantasını şöyle biraz araladım, bir baktım ki şinik kadar (yani sekiz kiloluk hububat ölçüsü) bir kafa! A a, sen… Öyle kara kara gözlerle bana bakıyorsun, aman Allah’ım bende ne ağlamak kaldı, ne üzüntü kaldı, başladım gülmeye…”

❤️❤️❤️

 

O yıllarda, “kadrosuz imam” diye bir kavram var. Yani devlete bağlı olmayan, memuriyeti ve resmî maaşı olmayan cami imamları. Hocalarından gördüklerini, kendi inandığı gibi ve bildiği kadarını cemaatlerine anlatarak hizmet etmeye çalışan vefakar samimi Müslümanlar bunlar. 

Çavuş Hüseyin dedemin talebesi ve ilk damadı olan Hasan enişte de Kavacık’ta bir camiye geçmiş, sonra Dörtyol’da bir arsaya ev yapıp yerleşmişler. 

Üç oğlu da ergen yaşlarında. Babalarının (sanki o çalgıları görmemiş gibi yapıp) ağır adımlarla yarım saat süren camisine doğru yola çıkmasından sonra (benim de aralarında olduğum) evdeki misafirler ısrar ederler; sazı Raif, darbukayı abisi Halil, defi de kardeşi Saim dayılar alır ve başlarlardı çalmaya;

“Karadır kaşların ferman yazdırır…”

“Fırat kenarında yüzer kayıklar…”

“Senin en güzel yerin kahverengi gözlerin…”

Ve daha neleer neler.

❤️❤️❤️

 

Hasan enişte Hasan Yavuz Cami’inin en eski ve kadrosuz imamıydı. Tarihî parkın üst kenarında, çocukluğumuzun çocuk oyuncusu İlker İnanoğlu’nun kale gibi evinin hemen üstündeki o eski cami yıkılıp büyük bir cami yapılmıştı. Sonradan o da yıkıldı şimdi yenisi yapılıyor.

Cuma günü akşamları yemekte babaları bu üç delikanlıya soruyor. 

“Cuma hutbesinde hoca ne anlattı çocuklar?” Cevap hemen geliyor:

“Dinden imandan bahsetti baba, ne olsun” diyorlar. Yalan da değil hani! Çünkü bütün hocalar, cuma günleri dinden imandan bahsediyorlar!..

❤️❤️❤️

 

Babam da bu üç teyzemoğlu da Cam’dan emekli oldu. Babam goble denen el imalatındaydı. Halil dayı önceden başlamış. Raif ve Saim ise ortaokul seviyesinde mesleki eğitim veren ve pratik kazandıran, Paşabahçe Cam Fabrikası’nın meslek okuluna girmişler. Burayı bitirince teknik eleman olarak işe başlamışlar. Sonradan bu bina, hastane olmuş. Köybaşı’ndan Sultaniye yönüne doğru fabrika arasından geçen asfaltın solunda kalan bu binadaki hastane Paşabahçe’deki yeni yerine “SSK adıyla” taşınmadan önce ben burada doğmuşum…

Pazara gidip gelirken annem hep gösteriyordu.

Fabrika çoktan kapandı. Benim dünyaya geldiğim ve teyze oğullarımın eğitim aldığı bina boşaldı. Hatta duvarlarının tamamını kaplayan yemyeşil sarmaşıklar bile kurumuş ama en azından yapı ayakta. Şimdilik!..

❤️❤️❤️

 

Hasan eniştenin bir de Hüseyin abisi vardı. Üsküdar Doğancılar‘da otururlardı. Anadolu yakasında çalışan belediye otobüslerinin arızalarına bakan tamir otobüsünün şoförüydü. Hatta anneleri vefat ettiği zaman bu tamir otobüsü ile Kavacık’a gelmişti de cenazeden fazla “Kavacık’a ilk defa belediye otobüsü çıkması” konuşulmuştu. Ben çocuktum, gözlem yapıyor ve olayları zihnime kaydediyordum. Cenaze önce Hasan Yavuz camiine getirilmişti. Oradan da, sanki dünyanın sonu gibi uzak ve ıssız, ormanların içine doğru giden bir tenha yolun sonundaki mezarlığa defn edilmişti.

Şimdi hem Kadriye anne hem de gelini olan Hanife teyzem, Fatih Sultan Mehmet Köprüsü yapıldıktan sonra devasa boyutlara ulaşan Kavacık’ta minicik bir yeşil alan gibi kalan mezarlıkta yatıyorlar…

❤️❤️❤️

 

İşte, teyzemin eltisi olan ve bizim de “Ayşe hala” dediğimiz bu okumuş, dindar hanımın dört oğlu olmuş. Hepsi de mühendislik okuyan bu dört kardeşten en büyüğü Elektrik Yüksek Mühendisi İbrahim abi uzun yıllar Kâbe-i Şerif’in elektrik işlerine bakan mühendislerden biri olarak görev yaptı…

O da Hüseyin dedemin son talebelerinden biriymiş. Hiç evlenmedi… Şimdi Velimeşe’de kalıyor, yazları oğlan çocuklarına ve erkeklere Kur’an okumayı öğretiyor. Annesinin mirası olan Koru Mahallesi’ndeki geniş araziyi cami arsası olarak verdiler. Evi de hemen bitişiğinde.

❤️❤️❤️

 

Bu konunun benle ne ilgisi var? Şu:

Divan sazındaki sarı lacivert püskülü görerek Fenerbahçeli olduğum, söylediği şarkıları dinleyerek şarkı söylemeye başladığım, eski sazının hatırasına onunla ortak bağlama aldığımız Raif dayı, işte bu İbrahim Öztürk abinin amca oğlu. 

İbrahim abi askere gidiyor, orada “Nurcu” denen bazı arkadaşlarla tanışıyor, risaleleri okumaya başlıyor. Fakat o zamanlar “nurcu” demenin ne manaya geldiğini tahmin bile edemezsiniz. Sanki kazık çakılması gereken cadılar yakalanmış gibi, namaz kılıp dua ederken çeşitli fotoğraflarını çekip “dini kitaplarla yakalanan üç nurcuyu ayin yaparken görüyorsunuz” benzeri haberler sık sık gazetelerde basılıyordu. Kötülenmek istenen biri için “nurcu muymuş neymiş” dense, o kişinin adı mahallelerde kötüye çıkar ve “ne olur ne olmaz, sonra başıma bir iş gelmesin” tedirginliği ile ondan uzak durulurdu.

❤️❤️❤️

 

Askerden dönen İbrahim abi, Cuma akşamları babalarına;

“Hoca bugün de dinden imandan bahsetti” diyen amca oğullarıyla yakın irtibata geçiyor… 

Ardından, 80 öncesi yıllarda önemli bir ekibi çatısı altında bulundurmuş olan Yeni Asya gazetesine abone olunuyor. “Ders” dedikleri kitap okuma sohbetlerine katılmaya başlıyorlar ve onlar da kırmızı ciltli risalelerden alıp okumaya başlıyorlar.

Raif abi önce beni Yeşilay’ın Mavi Kırlangıç çocuk dergisine abone yapmıştı. 

Yeşilay Cemiyeti ilk olarak Hilal-i Ahdar adıyla, Sultan Vahdeddin Han’ın izni ve dönemin Şeyhülislam'ı İbrahim Haydarizade'nin teşviki ve himayesiyle, Ord. Prof. Dr. Mazhar Osman Uzman başkanlığında hayata geçiriliyor. Prof. Dr. Fahreddin Kerim Gökay‘ın da yönetimde olduğu Hilal-i Ahdar’ı, genel kurulda ve merkez heyetinde yer alan Said Nursi ve bir grup vatansever de destekliyor…

Mavi Kırlangıç ayda bir, Yeşilay isimli dergi ise bazı aylar gelirdi adresimize. “İncirköy Köyönü Sk. Yıldırım Kardeşler Apt Da:3 Paşabahçe” adresinin önünde ilk defa düzenli olarak kendi adımı görmeye başlamak da baya bir “önemlilik” hissi veriyordu bana.

Hiç aklıma gelir miydi ki o Yeşilay dergisi ve gelecekteki ekibi ile hayatımın böyle iç içe geçeceği!..

Derneğin o zamanki başkanı Selahattin Kaptanağası adını, isim bana çok ilginç geldiği için ezberlemiştim. 

Bu efsane adam; tam 34 yıl 4 ay süren başkanlık görevini, 6 yıl 6 ay başkanlıkta kalacak olan Mustafa Necati Özfatura’ya devredecekti ki Necati amcayı pek çoğumuz baba, dede gibi sevmiş, kendimize akraba bilmiştik.

❤️❤️❤️

 

Önce yaptığı 5 yıl genel sekreterlik göreviyle birlikte, 2004 senesine kadar Yeşilay’a tam 40 yıl hizmet eden Selahattin Bey, 31 Ocak 2005’te vefat ediyor ve bir gün sonra, Prof. Dr. Ramazan Ayvallı’nın kıldırdığı cenaze namazını müteakip Üsküdar Yeni Valide Cami'nden alınarak Karacaahmet aile mezarlığına defnedildi.

Onun zamanında; Yeşilay Genel Merkezi’nin faaliyette bulunduğu eski ahşap bina yıkılarak 1973’te işhanı haline getiriliyor. Buranın kira gelirleri ile yedi ayrı şehirde yeni şubeler için gayrimenkuller alınıyor… Tarihçi İbrahim Hakkı Konyalı’ya iki büyük cilt Üsküdar Tarihi yazdırılıp yayınlanıyor… 35 yıl Yeşilay Dergisi, 5-10 yıl Mavi Kırlangıç çocuk dergisi ve pek çok kitap yayınlanıyor. Yeşilay binası, çeşitli okul ve salonlarda 10 bin kadar konferans, seminer ve diğer sayısız faaliyetlerde bulunulurken devlet ve kuruluşlardan tek kuruş yardım yapılmıyor.

Resmi tatiller hariç her gün Cağaloğlu’ndaki Yeşilay merkezine gelip 19.00''a kadar çalışan, hiçbir şahsî masrafını kasadan almadığı halde çok defa kendi cebinden harcamalar yapan Van asıllı Selahaddin Kaptanağası, büyük âlim Seyyid Fehim Hazretleri’nin kuddise sirruh medresesinde ders gören bir babanın oğlu olarak 1920 yılında Konya’da doğmuş. 

1952’de uçaksavar topçu teğmeni olarak Erzincan’a tayini çıkan Mustafa Necati Özfatura ise “İlk komutanım Selahaddin Kaptanağası idi” diyor.

❤️❤️❤️

 

Raif dayım bize gazete de getirmeye başlamıştı. Hikayeler, masallar, bulmacalar, çizgi romanlar, bu gazete hoşuma gidiyordu. Sonra biz de abone olduk. Abone olduk ama o zamanki şartlar şimdiye benzemiyor; düşünün her gün akşamdan postaya verilen gazetemiz, İstanbul’da Paşabahçe-Beykoz sahil yolundaki mahallemize ancak haftada üç, çok nadiren de dört defa gelebiliyordu. Anadolu’ya ise haftada bir posta ulaşması normal karşılanıyordu.

Sonra ben Yeni Asya Yayınları ile tanıştım. Bunların arasında nice çocuk gibi okuduğum Niyazi Birinci kitapları öne çıkar; Tekir ile Joli, Aslan Yürekli Memiş, Karıncalar Savaşı ve daha niceleri… Ardından Yavuz Bahadıroğlu’nun Sunguroğlu serisi başlayacaktı. Biz bunları önce gazetede tefrika şeklinde okumaya çalışıyorduk. Ayrıca Vehip Sinan’ın Topuz çizgi romanı da vardı gazetede.

Ve bir gün… Benim çocukluğum boyunca modelim olan Raif dayım dedi ki;

“Seni Cağaloğlu’na, gazeteye götüreyim mi?”

Yorumlar

  • yorum avatar
    Recep Ayer
    20-09-2026 01:03

    Alper Tekir kardeşim ayin falan yok o tabir kötülemek için çıkarılmış Kur an tefsirleri okunup çay içilip sohbet ediliyor

  • yorum avatar
    alperen
    19-09-2026 23:06

    Abi enteresan bir yol örgüsü yaşanmış.. Nasip kısmet olunca yanlıştan doğruya, şerden hayra çıkabiliyormuş demek ki yollar. Sağolun varolun....

  • yorum avatar
    Hicran
    19-09-2026 23:02

    Kimler kimlerle irtibatlı, nerelerden nasıl da dolanmış gelmiş yollar, insan hayrette kalıyor okurken efendim... Vefat etmiş büyüklerimize rahmet, geride kalanlara sıhhat selamet dualarımızla, Bu kıymetli paylaşımınız için gönülden teşekkürler? Devamını bekliyoruz?

  • yorum avatar
    Hanife
    19-09-2026 22:56

    Muammer bey, satırlarınız bizleri o günlere götürdü sanki. Yüreğiniz dert görmesin, yolunuz açık olsun. Saygılarımla..

  • yorum avatar
    Saim Öztürk
    19-09-2026 21:34

    Çok ilginç ve güzel bir yazı.bana âdeta o günleri yaşattı.❤️

  • yorum avatar
    M.E.
    19-09-2026 21:31

    Bir de not yazayım: Bana yazıp soranlar oluyor, “neden yorumumu açmadın yoksa beğenmedin mi” gibisinden. İyi ki aklıma geldi, buna bir açıklık getirmem lazım. Bakın yorumları ben açmıyorum… Gördüğünüz gibi, benim bu yorumum da ne zaman açılacak bilmiyorum. Yani yorumlarda ben de sizlerle eşit durumdayım. ??

  • yorum avatar
    Muammer Erkul
    19-09-2026 21:28

    Burada doğrudan cevap yazılamıyor, ancak yeni yorum ile bu mümkün oluyor. Neyse; bütün yazanlara, gerçekten çok teşekkür ediyorum. Eleştirenleri de saygıyla karşılıyorum. Hatıraların, yazılması lazım olduğuna inanıyorum çünkü her hatıra tek kişiliktir. Ayrıca… Şimdi burada yazan bazı isimler benim için çok önemli, inşallah onlardan da zaman içinde bahsedeceğim. Birincisi, Cağaloğlu‘nda görüp hatırladığım ilk kişi olan Can Alpgüvenç. Can ağabeyi anlattığım zaman eminim onu artık siz de unutamayacaksınız :)) İkinci olarak, gene Cağaloğlu’ndaki ilk arkadaşım olan Cengiz Öztürk… Ve Babıali hatıralarıma sonradan dahil olan ve şimdi Hakkari üniversitesinde bölüm başkanı olan Dr İbrahim Yıldırım… Güzellikleriniz daim olsun dilerim.

  • yorum avatar
    selsebilsen@gmail.com
    19-09-2026 15:15

    Çok güzel bir hatıra. Bizi geçmişe götürdünüz. Devamını bekliyoruz.

  • yorum avatar
    Aydın kafa
    19-09-2026 14:04

    Hep ağlaksınız hep yazanıda okuyanıda ağlak Baskı yaptılar ahır yaptılar kitap yaktılar hapse attılar Hiç yaşayan gördünğzöz mü o günleri ama yok işte demek ki perilerle cinler tutuklanmış olmalı Nurbular da isyan etmeseymiş de tutuklamasınlarmış Kürt şeyh Saitin askerleri değil mi

  • yorum avatar
    Cengiz öztürk
    19-09-2026 13:57

    Su gibi akan ömür. Hep güzelliklerin peşinde güzel insanlarla koşmak. Muammer her zaman başka pencereden bakmayı başarmış ders çıkarmış güçlü kalem. Hocaları çok iyi tabi. Bugün de beni aldı götürdü taaa o gençlik yıllarına. Sağolsun var olsun.

  • yorum avatar
    Fatih Yılmaz
    19-09-2026 13:48

    Babıalinin efsane karikatüristinden, efsanelerin arasında geçen mükemmel yazı. İnşallah Medyamitte Muammer Erkul imzası taşıyan daha çok yazı görürüz.

  • yorum avatar
    Ahmet Kahraman Antep
    19-09-2026 13:34

    Tarihe kayıt olmuş bu yazı elinize sağlık kardeşim Devrin zulmünü samimi nur talebeleri çekmişti o zamanlar kitap okumaya korkardık

  • yorum avatar
    Keriman Aydın
    19-09-2026 13:14

    Nurcular iyi adamlar değil öi neden öyle yazmış gazete

  • yorum avatar
    İsmim saklı kalsın
    19-09-2026 13:13

    Kavacıklıyım da Hakkında iyi kötü söyleyenler oldu kim haklı anlamadık bir açıklayan da olmadı Kemdi okursa 2 satır yazsın oğlu

  • yorum avatar
    Alper Tekir
    19-09-2026 13:09

    Ayin nasıl yapıyor Nurcular biri anlatabilir mi? Döne döne yapanlar mı Nurcu oluyor Berlin’de var gakiba dönenlerdn

  • yorum avatar
    Can Alpgüvenç
    19-09-2026 12:58

    Kıymetli kardeşim, Yakın tarih bilgileriyle süslenmiş, adeta çok hoş bir otobiyografi olmuş...

  • yorum avatar
    Can Alpgüvenç
    19-09-2026 12:57

    Tebrik ederim kıymetli kardeşim adeta hoş bir otobiyografi olmuş bir yakın tarih hikayesi...

  • yorum avatar
    İbrahim Yıldırım
    19-09-2026 12:43

    Sevgili Muammer, gönlüne sağlık. Bizi eskilere götürdün. Devamını bekliyoruz. Kalemine kuvvet. Maşallah barekallah.

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.