• DOLAR
    41.27
  • EURO
    48.66
  • ALTIN
    4850.3
  • BIST
    10.449
  • BTC
    112074.59$
Deneme Reklam

IŞIKLAR İÇİNDE UYUYANLAR

13 Eylül 2026, Pazar 12:46
IŞIKLAR İÇİNDE UYUYANLAR

Bir insan ölünce garip bir sessizlik çöker memlekete.

Hayat boyunca söylediği sözler, yaptığı işler, bıraktığı hatıralar konuşulur. Fotoğrafları yeniden paylaşılır. Eski şarkıları dinlenir, eski filmleri seyredilir. İnsanlar onun ardından güzel cümleler kurmaya çalışır.

Ama nedense bazı kesimlerde bir cümleden özellikle kaçılır:

“Allah rahmet eylesin.”

Sanki bu cümleyi söylemek ayıpmış gibi...

Sanki bir ölünün ardından dua etmek çağ dışı bir davranışmış gibi...

Sanki “Mekânı cennet olsun” demek, “Ruhu şad olsun” demekten daha az medeniymiş gibi...

Ölenin ardından “ışıklar içinde uyusun” deniliyor.

“Yıldızlara karıştı.”

“Gökyüzünde bizi izliyor.”

“Enerjisi bizimle.”

“Güzel ruhu sonsuza kadar yaşayacak.”

Her türlü söz bulunuyor da insanın ağzından iki kelime çıkmıyor:

Allah rahmet eylesin.

Oysa ölüm geldiğinde bütün gösterişler susar.

Şöhret susar.

Para susar.

Siyaset susar.

Unvan susar.

Alkış susar.

Kamera susar.

Ve insan, nihayet bütün dünyalık sıfatlarından sıyrılıp sadece insan olarak kalır.

İşte tam o anda insanın söyleyebileceği en sade, en samimi cümlelerden biri belki de şudur:

“Allah rahmet eylesin.”

 

Çünkü bu cümle öleni yargılamak değildir.

Onun adına cennet bileti kesmek değildir.

Hayatını kusursuz ilan etmek değildir.

Sadece, “Ey Rabbim, Sen merhametlilerin en merhametlisisin; bu kuluna rahmetinle muamele eyle.” demektir.

Ne kadar sade...

Ne kadar insanca...

Ne kadar bizim.

______________

Peki neden utanıyoruz duadan?

Neden bazı insanlar dinî bir kelime kullandığında sanki entelektüel seviyesinden bir şey kaybedecekmiş gibi davranıyor?

Neden “Allah” kelimesinin bulunduğu bir cümle, bazı çevrelerde açıklanması gereken bir mahcubiyet hâline geldi?

Bunun elbette tek bir sebebi yok.

Yılların biriktirdiği tartışmalar var.

Din ile siyaset arasındaki gerilimler var.

Dindarlığın bazen yanlış temsil edilmesi var.

Dinin adına yapılan yanlışlar var.

İnsanların kendi inançlarıyla yaşadığı kişisel mesafeler var.

Bütün bunları anlamak mümkündür.

Fakat başka bir şeyi de sormak gerekir:

Bir insanın dinle ilgili tartışmaları olabilir; ama ölümün başında dua etmek neden bu kadar zorlaşmıştır?

Bir insan dindar olmayabilir.

Allah inancı olmayabilir.

Buna saygı duymak gerekir.

Fakat inanan bir toplumun kendi kültürel ve dinî dilinden utanması da başka bir meseledir.

Türkiye'nin asırlardır kullandığı ölüm dili vardır.

“Başımız sağ olsun.”

“Allah rahmet eylesin.”

“Mekânı cennet olsun.”

“Rabbim taksiratını affetsin.”

“Allah sabır versin.”

Bunlar yalnızca kelime değildir.

Bunlar bir milletin ölüm karşısında geliştirdiği merhamet dilidir.

Bir cenazenin başında söylenen birkaç kelimeyle yaşayanın acısını paylaşmak, ölene dua etmek, geride kalana sabır dilemektir.

______________

Bir sanatçı öldüğünde de insan ölür.

Bir aktör öldüğünde de insan ölür.

Bir şarkıcı öldüğünde de insan ölür.

Bir siyasetçi öldüğünde de insan ölür.

Bir profesör öldüğünde de insan ölür.

Bir işçi öldüğünde de insan ölür.

Bir çocuk öldüğünde de insan ölür.

Ölüm, insanların arasındaki bütün sınıfları bir anda kaldırır.

Mezarlıkta kimse “ünlü” değildir.

Kimse “önemli kişi” değildir.

Kimse “trend” değildir.

Herkes toprağa emanet edilmiş bir insandır.

Ve yaşayanların yapabileceği en güzel şeylerden biri, ardından güzel söz söylemek ve inandıkları şekilde dua etmektir.

Bir Fatiha okumak ne kadar ağır olabilir?

Bir insanın ardından birkaç dakika ellerimizi açmak, neyi eksiltir bizden?

Bir ölünün ardından:

“Allah'ım, onu bağışla.”

demek neden bazılarına bu kadar zor gelir?

Belki de mesele din değildir yalnızca.

Belki mesele, dindar görünmekten değil; dindar bir cümle kurmaktan utanır hâle gelmektir.

______________

Fakat burada ince bir çizgi var.

“Allah rahmet eylesin” demeyen herkes kötü niyetli değildir.

Bunu söylemeyen herkes dine düşman değildir.

Bazısı alışmamıştır.

Bazısı farklı bir dünya görüşüne sahiptir.

Bazısı ölüm karşısında ne söyleyeceğini bilemez.

Bazısı gerçekten inanmıyordur.

İnsanın kalbini bilmeden hüküm vermek doğru değildir.

Fakat toplumun genel dilindeki değişimi de görmezden gelemeyiz.

Bazen insan, kendi kültürünün kelimelerini kullanmaktan çekinir hâle geliyor.

Kendi tarihinden, kendi musikisinden, kendi geleneklerinden, kendi dinî kavramlarından uzaklaşmayı modernlik zannediyor.

Sanki kendi köklerinden ne kadar uzaklaşırsa o kadar çağdaş olacakmış gibi...

Oysa medeniyet, insanın kendi köklerinden utanması değildir.

Medeniyet, farklı inançlara ve düşüncelere saygı duyarken kendi inancından da utanmamaktır.

______________

Ölümün karşısında insanın bütün maskeleri düşer.

Hayattayken ne kadar güçlü görünürsek görünelim, ölüm geldiğinde elimizden hiçbir şey gelmez.

Ne servetimiz onu geri getirir.

Ne şöhretimiz.

Ne takipçi sayımız.

Ne ödüllerimiz.

Ne alkışlarımız.

Ne de milyonlarca insanın “çok iyi bir insandı” demesi...

Geriye yalnızca Allah'ın rahmeti kalır.

İşte “Allah rahmet eylesin” demek biraz da bunu hatırlamaktır.

Biz hüküm vermiyoruz.

Biz hesap sormuyoruz.

Biz sadece dua ediyoruz.

Çünkü ölüm, insanın hakkında son sözü bizim söyleyeceğimiz bir yer değildir.

Hüküm Allah'ındır.

Rahmet Allah'ındır.

Affetmek Allah'ındır.

Bizim payımıza ise dua düşer.

______________

Bir Fatiha...

Bazen koca bir ömrün ardından söylenebilecek en güzel hediyedir.

Bir ölünün mezarı başında okunan Fatiha, belki yaşayanın da kendi sonunu hatırlamasıdır.

Bugün onun ardından okuyoruz.

Yarın belki bizim ardımızdan okunacak.

Bugün bir mezarın başında “Allah rahmet eylesin” diyoruz.

Yarın belki birileri bizim için aynı cümleyi söyleyecek.

İnsan bunu düşündüğünde dilindeki kelimeler değişiyor.

Ölüm başkasının başına gelen bir hadise olmaktan çıkıyor.

Bir gün benim de kapımı çalacak olan hakikat hâline geliyor.

Belki bu yüzden ölümün başında dua etmek kıymetlidir.

Çünkü dua sadece ölüyü değil, yaşayanı da terbiye eder.

İnsana haddini hatırlatır.

Kibirden arındırır.

Dünyanın geçici olduğunu söyler.

Ve kula usulca şöyle fısıldar:

“Sen de bir gün gideceksin.”

______________

Keşke bir insan öldüğünde onun ardından konuşurken biraz daha sadeleşebilsek.

Daha az gösteriş...

Daha az slogan...

Daha az sosyal medya cümlesi...

Daha çok merhamet.

Daha çok vefa.

Daha çok dua.

Bir insanın ardından güzel bir hatıra anlatmak ne güzeldir.

Bir şarkısını dinlemek...

Bir kitabını yeniden okumak...

Bir filmini seyretmek...

Ailesine başsağlığı dilemek...

Ve bütün bunların yanında, inancımız gereği başımızı hafifçe eğip:

“Allah rahmet eylesin.”

demek...

Bundan daha doğal ne olabilir?

______________

Belki artık ölülere değil, kendi kelimelerimize yabancılaşıyoruz.

Belki de asıl kaybettiğimiz şey, “Allah” kelimesini söyleme cesareti değil; samimiyet.

Çünkü samimi olan insan, ölümün karşısında rol yapmaz.

Ölüm bir sahne değildir.

Cenaze bir gösteri değildir.

Acı bir sosyal medya estetiği değildir.

Bir insan toprağa verilirken geriye yalnızca birkaç avuç toprak, birkaç damla gözyaşı ve birkaç dua kalır.

O yüzden...

Bırakalım insanlar inandıkları gibi konuşsun.

Dileyen “ışıklar içinde uyusun” desin.

Dileyen “ruhu şad olsun” desin.

Ama inanan bir insan da kendi duasından utanmasın.

Bir Fatiha okumaktan çekinmesin.

“Allah rahmet eylesin” derken sesini kısmak zorunda hissetmesin.

Çünkü bu cümle bir gericilik işareti değil.

Bir siyasi slogan değil.

Bir gösteriş değil.

Bir başkasını yargılama biçimi hiç değil.

Bu, bir insanın başka bir insan için Rabbinden merhamet dilemesidir.

Ve belki ölümün karşısında insanın söyleyebileceği en güzel sözlerden biri hâlâ aynıdır:

Allah rahmet eylesin.

Allah mekânını cennet eylesin.

Geride kalanlara sabır versin.

Ve bizlere de ölüm gelmeden önce hayatımızı güzelleştirecek kadar akıl, kalbimizi temizleyecek kadar merhamet nasip etsin.

Âmin.

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.