FİRENGİSTAN
24 Eylül 2026, Perşembe 10:56
Avrupa neresi? Asyanın ucu. Öyle ise bu kıtalık nereden geliyor? Kibirden! Burada hemen herkes şu bizim Feyzi efendiyi örnek almış. Kim bu Feyzi efendi? Üçüncü Selim devri ricâlinden. Burnu epeyce yukarda. Hem de gerçek manada. Hani ekin tarlasına girmiş köpekler başaklardan sakınmak için burnunu kaldırarak yürür ya. Onlar gibi yürüyor. İnsanımız bu manzarayı görür de isminin başına sıfatını yapıştırmaz mı: Ekiniti Feyzi efendi.
Avrupa’nın güzide insanları (!) kendilerini vahşilerden (!) ayırmak istedi. Barbarlarla aynı coğrafyayı paylaşamazlardı. Bu yüzden yaşadıkları bölgeye kıta dediler. Hatta mümkün olsa ülkelerine de böyle diyeceklerdi. Fransız kıtası, İngiliz kıtası… Bu ruh hali hepsini tepeden tırnağa sarmış durumda. Onlar diğerlerinin efendisi. Bunu kabullenmek neticeyi değiştirmiyor. Yani önlerinde diz çökmüş olanlara da merhamet duymuyorlar. Belki enaniyetleri bir kat daha artıyor. Mukavemet edemeyecekleri güç karşısında ise alabildiğine alçalıyorlar. Mesela Osmanlının haşmet asırlarında durumları buydu. Gelip yer öpüp giderlerdi. Her türlü tabasbusu yapmaktan çekinmezlerdi. Bizden gördükleri tavır ise insancaydı. Pek tabii ki kılıç çekenlere aynıyla cevab vermek durumundaydık. Öyle de yaptık. Lakin burada dahi icap ettiği kadar şiddet gösterdik. Mübâlağalı bir tavrımız olmadı. Çünkü dîn-i mübîn-i islâm bir sineği öldürmenin bile çerçevesini çizmiş. Gereğinden fazla güç kullanıp da hayvancağazın pestilini çıkarmak yasak!
Avrupa tarihinde hiçbir savaş yoktur; savaşmak insana mahsûs bir fiildir. Onlarda hayvanlar gibi boğuşmak vardır. Gücü yeten zayıfa her türlü muâmeleyi yapar. Hiçbir kâide, hiçbir değer tanımadan. Asker-sivil, büyük-küçük, kadın-erkek aynı kefededir. Bir dal sigarayı tutuşturmak için gerekirse dünyayı ateşe verirler. Bunca bozulmuşluğumuza rağmen kırık dökük de olsa hala muhafaza ettiğimiz utanma faziletinden mahrumdurlar. Onlara doğruları anlatmak nafiledir. İddialarının aksini isbât eden milyonca vesika yığsan, yorgunluğunla kalırsın. Hatta seni saflığından ötürü dalgaya alırlar. Bu yüzden kanlı tarihlerini sayıp dökmenin kimseye faydası yoktur. Öyleyse Ostrogotlar, Vizigotlar, Anglosaksonlar, Franklar, Keltler, Britonlar ve daha niceleri bırakalım zifiri karanlıklarıyla baş başa kalsın.
Selçuklu onların anladığı dilden konuşurdu. Osmanlı bu mevzûda zirveydi. Ben ki diye başlayıp sen ki diye biten nâmeler kibrin değil vekârın mahsûlüydü. Çünkü muhatab başka bir dil bilmiyordu. Yıldırım Bâyezid, Korkusuz denen Jan’a bu dilden konuşmuşdu. Son âna kadar fitne peşinde koşan imparatora, “Ya kal’ayı versin, ya başın kaydın görsün” diyen Fâtih’in lisânı da aynıydı. “İnkişâf devrini anladık, inhitâtta ne oldu?” diyenlere İkinci Mahmûd hânı ve o sefil patriği hatırlatırız.
İki dünya savaşı Avrupanın insanlığa son büyük kazıkları. Bu harblerde on milyonlarca kişi öldü. Yüz milyonlarca eve ateş düştü. Başta kendisi olmak üzere insanlık büyük yıkıma uğradı. Hâl böyleyken bizim akl-ı evveller hâlâ “Avrupanın değerleri”nden bahsediyor. Bu nasıl bir değerdir ki insanı yaşatmıyor? Makinalara, binalara, kâğıt yığınlarına yer var; insana yok! Her ne ise. Bizi alâkadar eden cihet, değer olarak dile getirilen her ne varsa bütün bunların boğaz boğaza bir mücadeleyle elde edildiği. Yani batı medeniyeti kendi insanına re’sen birtakım haklar vermiş değildir. En büyüğünden en küçüğüne kadar hemen hepsi birbirlerinin gözünü oyarak kazanılmıştır. Mesela işçi haklarındaki durum budur. Bizler tarihimize hicret edip birçok şeyi yeniden yaşamak isteriz. Lakin orta çağ Avrupasına dönmek isteyecek bir garblı bulunur mu?
Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.
Yorumlar
Tahir uçar
24-09-2026 22:52Allahu Teala razı olsun Kazım Kürşat Yücel hocam