• DOLAR
    41.27
  • EURO
    48.66
  • ALTIN
    4850.3
  • BIST
    10.449
  • BTC
    112074.59$
Deneme Reklam

CUMA NAMAZINDAN SONRA KILINAN ZUHR-İ ÂHİRİN ÖNEMİ

03 Ekim 2025, Cuma 00:07
CUMA NAMAZINDAN SONRA KILINAN ZUHR-İ ÂHİRİN ÖNEMİ

Cuma namazının farz olması için, eda ve vücub olmak üzere iki türlü şartı vardır.

Vücub şartlarının bulunmaması namazın sıhhatini bozmaz.

Ancak eda şartlarından biri noksan olursa namaz kabul olmaz.

Bu nedenle, Cuma’nın farzını kıldıktan sonra,

Cuma namazının eda şartlarından birinin yerine gelmeme ihtimaline binaen o günün öğle namazını kılmış olmak niyetiyle;

En son öğle namazı anlamına gelen “zuhr-i âhir” namazını kılmak fıkıh alimlerince lüzumlu görülmüştür.

Cuma namazının sahih yani geçerli olması için eda şartları yedidir.

1. Namazı şehirde kılmak.

Şehir: Cemaati en büyük ca­miye sığmayan yer demektir.

2. Devlet reisinin veya valinin izni ile kılmak. Bunların tayin ettiği hatip, kendi yerine başkasını vekil edebilir.

3. Öğle namazının vaktinde kılmak.

4. Vakit içinde hutbe okumak.

Hutbeyle ilgili olarak alimler, “Cuma hutbesini okumak, namaza dururken “Allâhü ekber” demek gibidir.” dediler.

Yani hutbe, Cuma namazının bir rüknü kabul edildiğinden ikisi de Arapça olarak okunmalıdır.

Hatib efendi, içinden Eûzü okuyup, sonra yüksek sesle, hamd ve se­na ve kelime-i şehâdet, salât-ü selâm okur.

Sonra, sevaba ve aza­ba sebep olan şeyleri hatırlatır ve ayet-i kerime okur. Oturup kalkar.

İkinci hutbede, mü’minlere dua eder. Dört halifenin adını söylemesi müstehabdır.

Hutbeye dünya sözü karıştırmak haramdır. Hutbeyi, nutuk ve konferans şek­line sokmamalıdır.

Hutbeyi kısa okumak sünnettir. Uzun oku­mak mekruhtur.

5. Hutbeyi namazdan önce okumak.

6. Cuma namazını cemaat ile kılmak.

7. Cami kapılarını herkese açık tutmak.

Bu şartlardan ilki olan "Namazı şehirde kılmak" üzerinde, fıkıh alimleri arasında görüş farklılıkları ortaya çıkmış;

Köylerde kılınıp kılınamayacağı, kılınırsa kabul olup olmayacağı, şehirden kastın ne olduğu, bir şehirde tek bir yerde mi yoksa farklı yerlerde de mi kılınabileceği gibi problemler gündeme gelmiş, bunların çözümünde de "zuhr-i âhir" namazı ortaya çıkmıştır.

Cuma namazının eda şartlarından biri bulanmayan yerlerde zuhr-i âhir namazı kılmak farz olur.

Çünkü Cuma kılmak farz olmayınca, öğle namazını kılmak farz olur.

Peygamber efendimiz zamanında Cuma namazı tek mescitte kılınıyordu.

Cuma’ya geç kalanların ikinci, üçüncü cemaat yapmalarına izin verilmiyordu.

Hulefâ-i râşidîn efendilerimiz de bu yolu tuttu.

Hazret-i Ömer döneminde fetihler yapılıp şehirler çoğalmasına rağmen, birden fazla camide Cuma kılınmasına müsaade edilmedi.

Valilere yazılan mektuplarda, Cuma’nın tek mescitte kılınması emredildi.

Emeviler döneminde ve Abbasilerin ilk yıllarında da bu durum aynen devam etti.

İmam-ı Şafii (ö.820) hazretleri,

İhtiyaç olsun veya olmasın bir şehirde birden fazla camide Cuma kılınmasının caiz olmadığını bildirmiştir.

Zamanının İkinci Şafisi olarak kabul edilen İmam-ı Sübkî (ö.1355) hazretleri de aynen İmam-ı Şafi hazretleri gibi fetva vermiştir.

Hatîb-i Bağdâdî (ö.1071) ve İbni Hacer-i Mekkî (ö.1567) hazretleri de:

Cuma’nın birden fazla camide kılınmasının, İmam-ı Şafi hazretlerinin vefatından 76 yıl sonra olduğunu bildirmektedir.

Fıkıh alimlerinin çoğuna göre, Cuma’nın tek camide kılınması vacibdir. Birden fazla camide namaz kılmak sünnetten ayrılmaktır.

Sözü huccet olan mezhep alimleri, birkaç camide Cuma kılındığı takdirde, ihtiyaten öğle namazının da kılınması gerektiğini bildirmişlerdir.

Nitekim Peygamber efendimiz:

“Şüphelerden sakınan dinini korumuştur” buyuruyor.

Şafi alimlerinden Muhammed Emin Erbilî (ö.1914) hazretlerinin yazdığı Tenvîru'l-Kulûb fî Muâmelet-i Allâmi'l-Guyûb kitabında diyor ki:

Şafiler, Cuma namazından sonra öğle namazı kıldıkları için;

Şafiler, Allah ve Resulüne muhalefet edip, beş vakit namaza altıncı bir farz ilave ettiler” diye iftira ettiler.

Şafi fıkıh alimi Şehâbeddin Remlî (ö.1550) hazretlerine bu iftirayı atanlar hakkında ne ceza gerekir, diye sordular. O da,

“Şafiler dine ilave yapmayıp, sadece Cuma namazının birden fazla camide kılındığı yerlerde, ihtiyaten o günkü öğleyi de kıldıkları için,

bunu söyleyenin, en az benzerleri gibi, tazir cezasıyla cezalandırılması gerekir.” şeklinde fetva verdi.

Şafi alimlerinden Yûsuf Nebhânî (ö.1932) hazretleri de bu konu hakkında yazmış olduğu eserinde:

Birden fazla yerde Cuma kılınan şehirlerde, Cuma namazından sonra, öğle namazını kılmanın sadece Şafilere mahsus olmadığını, dört mezhep alimlerinin de aynı hükmü bildirdiklerini söylemiştir.

Nitekim İbni Hümâm (ö.1457) ve İbni Âbidin (ö.1889) gibi Hanefi fıkıh alimleri de, Cuma namazından sonra; 

Vaktine yetişip kılmadığım son öğle namazına” diye niyet ederek Zuhr-i âhir adıyla bir namaz kılınması gerektiğini  bildirmişlerdir.

İbni Âbidin hazretlerinin yazdığı meşhur Hanefi fıkıh kitabı Redd-ül-muhtâr’da da;

Bu şekilde niyet ederek kılındığı zaman, eğer Cuma kabul olmuş ise, bu namazın, kaza namazı yerine geçeceği,

Cuma kabul olmamışsa öğlenin farzı yerine geçeceği bildirilmektedir. 

Yorumlar

  • yorum avatar
    Hakan
    04-10-2025 08:36

    Zuhr-i Âhir namazı gibi günümüzde pek bilinmeyen bir konuyu delilleriyle ve fıkıh âlimlerinin görüşleriyle bizlere aktarmanız gerçekten takdire şayan. Dinimizin hassasiyetlerini, ihtiyatlı davranmanın önemini hatırlattı,eksik bilgilerimi tamamladı. Rabbim kaleminize bereket versin, böyle güzel ve ilim dolu yazılarınızın devamını bekliyoruz.

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.