BIÇAĞIN YERİNE EKMEK: BİR İSYANIN OLGUNLAŞMASI
30 Eylül 2026, Çarşamba 12:03
Bir elde bıçak. Onu tutan, henüz on yedisinde bir çocuk. Karşısında, adını bile bilmediği bir polis memuru. Bu sahne, geçen yüzyıl boyunca Müslüman coğrafyanın dört bir yanında sayısız kez tekrarlandı. Elde tutulan şey kimi zaman bıçaktı, kimi zaman bir bildiri, kimi zaman bir parti rozeti. Tekrarlanan asıl şey ise şuydu: Kendi tarihinin faili olmaktan çıkarılmış insanın, yitirdiği o vasfı şiddetin kestirme yolundan geri alma arzusu. Sömürgeciliğin açtığı yara topraktan önce burayı kanattı. Karşısında bulduğu insanı bir imkân olarak görmedi, kurmak istediği düzenin ham maddesi saydı.
Bu kayba verilen ideolojik cevaplar çoğu kez yarayı derinleştirdi. Militan İslamcılık, liberal milliyetçilik, Sovyet tipi sosyalizm. Her biri muhatabını Batı seçtiği ölçüde, karşı çıktığı kudretin diline mahkûm kaldı. Kendini inkâr eden bir dille kurulan direniş, inkârı tekrarlamaktan başka bir şey yapamaz. Mesele yalnızca cevabın içeriğinde aranırsa, sorunun kurduğu zemin sapasağlam ayakta kalır. Belki de bu yüzden, asıl kurtuluş imkânı siyasetin diliyle konuşmayan bir yerde, sanatın sessiz atölyesinde aranmalı.
Bıçağı tutan o çocuğun adı Mohsen Mahmelbaf. Yıl 1974, yer Tahran. Dünyayı düzeltmek niyetiyle bir polis memuruna saldırdı. Silahını almak, banka soymak, şehir gerillası kurmak, Pehlevi rejimini yıkmak istiyordu. Plan tutmadı. Vuruldu, yakalandı, idama mahkûm edildi. Cezası hapse çevrildi, beş yıl yattı, 1979 devrimiyle birlikte tahliye edildi. Kırk yaşına geldiğinde eline bıçak yerine kamera aldı.
Filmin Farsça adı Nun-o Goldun, yani "Ekmek ile Çiçek". Türkçeye iki başlıkla girdi. Özgün adına sadık kalan "Ekmek ve Çiçek", bir de İngilizce dağıtım başlığı A Moment of Innocence'tan türeyen "Bir Masumiyet Anı". Hangi adla anılırsa anılsın, bu film o hikâyenin yeniden anlatılması olarak okunamaz. Mahmelbaf hikâyeyi anlatmıyor, onu geri alıyor. Vaktiyle öldürmeye kalktığı polisi buluyor. İkisi de kendi gençliklerini canlandıracak birer delikanlı seçiyor, sonra olay yerine dönüyorlar. Fakat gençler, yaşlıların emrini tutmuyor. Geçmiş, kendini tekrar etmeyi reddediyor. Kamera, bir zamanlar işlenmiş cürmün üzerine ikinci bir imkân serpiyor.
Filmin son sahnesi bir hüküm cümlesi gibidir. Genç kız, dikkatini dağıtmak için polise yaklaşır, örtüsünü kameraya doğru açar, sorar: "Saat kaç, efendim?" Kamera donar. Zaman kendi mecrasından çıkar. Uzanan iki el görünür. Biri silah yerine bir saksı çiçek, öteki bıçak yerine bir ekmek uzatır. Tarih, tek bir karede affedilir.
Burada yapılan iş, bir pişmanlık itirafını çoktan aşar. Sanatçı, gerçekliğin zamanını değiştirerek o zamana gömülü anlatıyı da değiştirir. Zamanla hikâye arasındaki donmuş mutabakat çözüldüğünde, arada açılan boşluk yeni bir öznenin doğum yeri hâline gelir. Bu özne, Avrupa'nın önce kurup sonra yıktığı egemen özne olmaktan çıkar. Boyun eğmeyen, itiraz eden bir özneye dönüşür.
Foucault, iktidarın bedeni terbiye ederek bir ruh imal ettiğini söylerken sömürgeleştirilmiş insanı da o listeye yazmıştı. Sömürgenin bataklığında insan makineye bağlanmış bir uzuv olmaktan çıkar, bizzat makinenin kendisi hâline gelir. Mahmelbaf gibi sanatçıların sezgisi tam bu noktada devreye girer. Onlar, bedeni kendi köle ruhunun tahakkümünden kurtaran bir itiraz biçimi buldular. Bu itiraz bağırmaz, tehdit savurmaz. Yalnızca bir karenin içinde zamanı durdurur, tarihin verdiği hükmü sessizce bozar.
Mistik gelenek, yaratılıştan önceki o hitabı hatırlatır: Elestü bi-Rabbiküm. Henüz var olmamış insana sorulan soru, henüz vuku bulmamış bir varlıktan gelen cevapla karşılanır. Sa'dî, âriflerin kulağında o sesin hiç dinmediğini söyler. Mahmelbaf'ın kamerası da benzer bir eşikte durur. Olmuş bitmiş olanla olabilecek olanın arasında. Kış manzarasının içinden bir Âdem ile bir Havva belirir, yeni bir insanlık tasavvurunun ilk çifti gibi.
Ekmek rızkı, çiçek güzelliği temsil eder. Bir milletin siyaset sahasında kaybettiğini sanata emanet etmesi bir kaçış sayılmamalı. Aksine, iktidarın kapattığı bütün kapıların ardında açık kalan tek pencere budur. Mahmelbaf isyandan vazgeçmedi. Yalnızca mecrasını değiştirdi. İdeolojiden estetiğe, siyasetten ahlaka. Bıçağı bırakıp ekmeği uzatan el, mağlup bir elin işareti sayılamaz. O el, tövbenin en olgun, en soğukkanlı, en görkemli biçimidir.
Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.