• DOLAR
    41.27
  • EURO
    48.66
  • ALTIN
    4850.3
  • BIST
    10.449
  • BTC
    112074.59$
Deneme Reklam

ANNE BABA OLMAK

11 Ekim 2026, Pazar 12:23
ANNE BABA OLMAK

Şu ana kadar nefsleri, kadın ve erkek diye ikiye ayırsak da ikisini bir arada ele almamız gereken çok önemli bir konu var: Çocuk yetiştirmek. Bütün canlıların en büyük arzularının başında neslini devam ettirmek gelir. İnsanlarda da bu temel güdü vardır. Dolayısıyla beyinlerimiz buna uygun tasarlanmıştır. Kadın ve erkeğin, bir çocuğun dünyaya gelme ve yetiştirilme aşamalarında, farklı beklentileri ve rolleri vardır. Bu da farklı arzuları olan nefsler meydana getirir.

Çocuk için ilk aşama eş bulmaktır. Tabiatta da görüleceği üzere eş seçimini her zaman dişiler yapar. Bu da erkekleri mecburi bir rekabetin içine sokar. Daha süslü olan, daha iyi dans eden, daha güçlü olan erkek, dişiyle çiftleşme hakkına sahip olur. Bu kuralın insani versiyonu çok da farklı değildir. Erkek için çocuk sahibi olmak birkaç dakikalık birleşmeden ibaretken, kadın için 9 aylık hamilelik süreci ve senelerce sürecek olan çocuk bakımı demektir. Dolayısıyla karşı cinsten beklentiler de bu yönde olacaktır.

Çoğunlukla bir erkeğin kadından beklentisi daha genç ve güzel olması gibi bedenî süslerdir. Neticede istediği şey kısa bir süre de olsa bir arada olmaktır. Kadın tarafında ise işler çok daha karmaşık bir hal alır. Daha yakışıklı, daha zeki, daha zengin veya sosyal statüsü daha yüksek olan bir erkeği seçme ihtimalleri daha yüksektir. Çünkü kadın haklı olarak çocuğuna baktığı süre boyunca yanında olabilecek ve onu destekleyebilecek bir eş seçmek isteyecektir.

Tabiattaki süslenme şekilleriyle insanlarınki arasında enteresan bir paralellik görünüyor. Erkek penguenin, dişisini etkilemek için yuvaya getirdiği taş, insanlarda takı ve pırlanta olarak vücut buluyor. Tavus kuşunun göz alıcı kuyruğu, insanlarda yakışıklı erkeklere dönüşüyor. Alfa erkek aslanın o muhteşem yelesi, insanlarda makam ve mevki işlerinde hayat buluyor. Bütün bu hayvani taraflarımız nefsimiz tarafından istismar ediliyor. Penguenin bir tane taş için kilometrelerce yürümesi veya başka bir erkek penguenin taşını çalması gibi insan da kadınını hayran bıraktıracak pırlanta için çalışıp didiniyor veya çalıp çırpıyor. Tavus kuşu o muhteşem kuyruğu için av olmayı bile göze alıp sürekli bakımı için uğraştığı gibi insan da yakışıklı olabilmek ve kalabilmek için türlü türlü taklalar atıp zaman harcayabiliyor. Alfanın diğer erkek aslanları döverek ve bastırarak alfa olması ve kalması gibi, insan da dünyevi makam ve mevkiler için diğer insanları ezip bastırabiliyor.

Nefslerimiz, sırf çocuk sahibi olmayı kolaylaştıracak olan bu gibi sistemleri, araç olmaktan ziyade amaç olmaya çevirmiş durumda. Modern dünyamızda para, makam, mevki gibi nefsani şeyler yeteri kadar önemli değilmiş gibi bir de kişinin istediği eşe kavuşması için ön şart oluyorlar. Haliyle bütün bunlar bir araya gelip nefsi terbiye etmeyi zorlaştırıyorlar.

Bütün bu insani süsler de aynı güçte değil elbette. Genç ve yakışıklı olmak geçici iken ahlaklı, zengin ve soylu olmak daha kalıcı bir süstür. Çoğunlukla geçici süslerle evlenmeye karar verilirse aşk evliliği diyoruz. Daha çok uzun vadeli ve kalıcı süsler tercih edilirse de mantık evliliği diyoruz. İslam’da da âşık olmak değil nikahsız çocuk yapmak yasaklanmıştır. Evlenirken de mantığı elden bırakmamak tavsiye edilmiştir.

İslam’da, evlenirken erkeğin kadının küfvü olması gerektiği belirtilir. Küfüv, sosyoekonomik açıdan erkeğin kadınla eşit ya da daha üstün bir statüde olması demektir. Böylece eş seçimini yine kadın yapmış olur. Yani eş seçiminde esas kriter her zaman kadın üzerinden belirlenir. Burada enteresan bir istisna vardır. Normalde erkeğin, evleneceği kadından daha yüksek sosyoekonomik statüde olması beklenir. Bunun tek istisnası erkeğin âlim olmasıdır. Yani ilim sahibi bir erkek, kendi maddi durumu kötü de olsa zengin bir hanımla evlenebilir. İslam’ın ilme ve ilim sahiplerine verdiği kıymeti gösteren enteresan bir hükümdür bu.

Çocuk sahibi olmanın ikinci aşaması çocuğu yetiştirmektir. Burada da roller aynı değildir. Kadınlar, kendilerine mahsus süper güçleriyle çocuğu yetiştiriyorlar. Bebekle konuşmaktan keyif alıyorlar ve çocuğun dil zekasını geliştiriyorlar. Eğer anne, bebeğiyle yeteri kadar konuşmazsa çocukta dil zekâsı yeteri kadar gelişmiyor. Kendisiyle daha sık konuşulan çocuklar daha az konuşulanlardan hayatta hep daha başarılı oluyorlar. Bunu da anneleri sağlıyor. Hepimizin en iyi bildiği lisana boşuna anadil demiyoruz. Bir de üstüne sürekli olarak bebekle fiziksel temas ederek ona güven duygusu aşılıyorlar. En ufak bir sesinden veya hareketinden bebeğin derdini anlayıp merhametle müdahale ediyorlar. Bunlar erkeklerin anlayamayacağı süper güçlerdir.

Erkek de boşuna yaratılmamıştır. O da bebeği, annenin koruyucu dünyasından cemiyetteki zorlu yerine hazırlamak üzere cesaretlendirir. Annelerin, sakın yapma diyeceği şeyleri destekleyerek, çocuğun özgüvenle büyümesini sağlar. Bu vazifesini yapmayan babaların çocukları, özgüven eksikliğiyle büyür. Herkes kendi işini layıkıyla yaparsa bedenen ve zihnen sağlıklı gençler cemiyete katılır. Çocuğa davranış şekillerine göre ebeveynlik çeşitlerine ileride tekrar değineceğiz.

İstisnalar

Şu ana kadar anlatılan farkları kendinizde ve çevrenizde gördüğünüze eminim. Ama arada birkaç tane de istisna aklınıza gelmiş olabilir. Çok konuşan, insanlarla sohbet etmeyi seven erkekler veya makineleri seven, gözü kara kadınlarla tanışmış olabilirsiniz. Aslında onlar da aynı biyoloji kaidelerinin tesirindeler. Beyinlerinin hangi lobu daha çok gelişmişse o işlerde daha iyiler. Hemcinslerinden farkları ise anne karnında kendi cinsiyet hormonlarına değil de diğer hormona daha çok maruz kalmaları. Yani erkek beyinli kadınlar, daha fazla testosterona maruz kalmıştır. Kadın beyinli erkekler ise daha fazla östrojene maruz kalmışlardır. Bunun cinsel tercih veya meyille bir alakası yoktur. Mesele daha çok beynin hangi bölgesinin daha gelişmiş olduğuyla alakalıdır.

Annenin karnındayken ne kadar testosterona maruz kaldığın, şu an dünyaya bakış açına tesir ediyor. Haklı olarak sen de kendi durumunu öğrenmek istiyorsun. Ve bunu öğrenmenin kolay bir yolu var.

(2P:4P) yani sağ elin işaret parmağı uzunluğunun, yüzük parmağı uzunluğuna oranı bu konuda ipucu verir. İşaret parmağın ne kadar uzunsa anne karnındayken o kadar çok östrojene maruz kalmışsındır. Yüzük parmağın ne kadar uzunsa da o kadar çok testosterona maruz kalmışsındır. İşaret parmağın daha uzunsa kadın beyni özelliklerine daha çok sahipsindir. Yüzük parmağın daha uzunsa da erkek beyni özellikleri baskındır. Bu iki parmağın uzunlukları arasındaki fark açıldıkça cinsiyete bağlı beyin yapın o kadar belirginleşmeye başlar.

2P:4P oranı beynin düşünce sistematiğini etkilediği gibi diyabet olma ihtimali1, öğrenme stilleri2 hatta birçok psikolojik ve patolojik konuyla3 da ilişkili görünüyor. Bizi ilgilendiren kısmı ise nefsimizin güçlü ve zayıf yanlarını tanıyıp ona göre hareket etmek.

1 Özkan, G., Akkoç, R. F., & Ögetürk, M. (2018). İkinci ve dördüncü par mak oranının (2p: 4p) tip-2 diabetes mellitus ile ilişkisi. FÜ Sağlık Bilimleri Tıp Dergisi, 32(1), 1-5.

2 İLERİ GÜREL, E., & KARAİSMAİLOĞLU, S., (2012). El ikinci ve dör düncü parmakların uzunluk oranının (2D:4D) öğrenme biçimleri ile ilişkisi nin araştırılması. 38. Ulusal Fizyoloji Kongresi, Turkey

3 Jeevanandam, S., & Muthu, P. K. (2016). 2D: 4D ratio and its implications in medicine. Journal of clinical and diagnostic research: JCDR, 10(12), CM01.

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.