• DOLAR
    41.27
  • EURO
    48.66
  • ALTIN
    4850.3
  • BIST
    10.449
  • BTC
    112074.59$
Deneme Reklam

KOTRA

10 Ekim 2026, Cumartesi 11:11
KOTRA

Üsküdar- Harem arasındaki sahil yolu yoktu o zamanlar ve babamın 64 model şavrole belayir arabasıyla bir pazar günü gittiğimiz Şemsipaşa Camii'nin arkasında balık tutmaya çalışıyorduk.

Pırıl pırıl bir yaz günüydü, boğaz maviydi hani neredeyse çivit mavisi... Güneş gökyüzünde köy yumurtası sarılığında...

Cehaletimin yara aldığı nadir günlerdendi; boğazdan geçen kotralara bakıp babamın iç geçirişini ve ne kadar ulaşılamaz olduğunu söyleyişini yüreğimde mıh gibi taşıyorum.

Çünkü hayata tabii ve genetik bir kanaatkarlık gözlüğüyle bakan insanların cam gibi çizilmez huzurunu ve güvenini yaşıyorduk her daim. Ben öyle sanıyordum.

O gün camın üstüne çirkin bir elmas uçla gelişi güzel bir çizik atıldı. Ve artık her daim çatlamaya hazır...

İhtiyaç hissetmemek, olanla yetinmek veya olanı olabilecek en iyi şey sanmak tabiatımızın ve genlerimizin algılama biçimiydi sanki.

Fakat bir dağ gibi gördüğüm ve hayatım boyunca yaslanacağımı umduğum babamın o acziyeti fena etti beni.

Omuzlarım düştü biraz o gün. Dışarı çıktığımız ve daha mutlu olduğumuz nadir pazar günlerinden birine bulutlar üşüşüverdi birden.

Demek ki hayatımızı çerçeveleyen tabii sınırlar vardı ve o sınırların dışında ulaşamayacağımız şeyler olacaktı...

Demek ki...

Madem babam iç geçirmesine rağmen kabullenmişti; ben de kabullendim fakat ağırlık yaptı ruhumda bu teslimiyet.

O ana kadar orta direk bir ailenin kışın portakal kabuğu kokan huzuruyla yaşamış bir mütevekkilin damarlarında isyan dalgalanması nasıl beklensin?

Olmadı zaten...

Hem zaten kendimizden aşağıda arardık ibreti ve olana şükretmek iyi bildiğimiz bir şeydi. "Fena" duyguların uyanmaması için dimağımda şavrolesi olmayanlar resm-i geçide başladı. Bizim vardı. Daha ne olsun?

Kotra mı?

Başparmağımla işaret parmağımın arasındaki misinanın "istavrit" titreyişini algılayamıyordum bile, ki bir berceste anıydı heyecan ve mutluluğun "avcı"lıkla sarmaş dolaş olduğu...

Kotra mı?

Bu basit bir soru değil ki... Surda açılan bir delik adeta...

Yokluğunu mesele etmediğimiz hatta yokluğunu fark etmediğimiz belki ne kadar çok şey vardı ve küstah elmas uca şükredeceğimiz balyozlar inecekti o cama...

Babamın tam o sıralarda fazladan birkaç Maltepe içtiği gözümden kaçmadı. Çünkü ruhumun bütün dikkat ve rikkati babam, kotra ve hayat üçgeninde adeta donmuştu.

Capcanlı, kalabalık, neşeli bir İstanbul boğazı manzarası dandik bir tiyatro oyununun soluk arka planı gibi geri çekildi.

Derken buna benzer ve giderek artan sayıda varta atlatmaya başladık; sonra adını koydum elbet; büyüyordum.

Büyümek zor geldi.

O gün Şemsipaşa Camii'nden yükselen ezanla, kotralardan yayılan kahkahalar arasında tarifimi bulmuştum.

Benim cennetim burada değildi.

Şimdi çocukluğuma bakıp bir "iç geçirmenin" hikayesini yazarken, ahir zamanıma çok az kala, o günler iyi günlerimmiş diyorum.

Çünkü ezan okunan kotralarda da yokum.

Ve tarifimi yeniden yapmaya çalışıyorum.

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.