SİYASETİ KİMLER DİZAYN ETMELİ?
20 Ağustos 2026, Perşembe 11:07
Türkiye’de siyaset, siyasetçilere bırakılmayacak kadar mühim bir iştir!
Bilmiyorum hangi önemli ve kudreti kendinden menkul “devlet adamımız” sarf etmişti bu sözü.
Hani meşhur Ankara Valisi Nevzat Tandoğan’ın;
“Ulan öküz Anadolulu! Sizin milliyetçilikle, komünizm ile ne işiniz var? Milliyetçilik lâzımsa bunu biz yaparız. Komünizm gerekirse onu da biz getiririz. Sizin iki vazifeniz var: Birincisi, çiftçilik yapıp mahsul yetiştirmek. İkincisi, askere çağırdığımızda askere gelmek.
Her zaman toplumlarda yöneten sınıf olmuştur. Monarşi olsun, cumhuriyet olsun bu hiç değişmez.
Fakat her ülkenin cumhuriyeti kendine mahsus. Kuzey Kore’de demokratik cumhuriyet, Türkiye’de Cumhuriyet, İran’da, İtalya’da, Kongo’da…
Ha bir de demokrasi var. Fikir hürriyeti, müteşebbis hürriyeti,
Seçme seçilme hakları filan diye bir sürü hakların tanındığı bir sistem.
Tabi bu da ülkeye göre değişmekte.
İngiltere cumhuriyet değil ama demokrasi konusunda vatandaşı daha özgürken, Cumhuriyetle yönetilen ve adında demokrasi kelimesi bilhassa geçen Kuzey Kore’nin hali de malum.
Türkiye’de 1923 yılında saltanatı ilga ederek cumhuriyete geçti. Adımız her ne kadar demokrasi filan diye geçse de 1950’ye kadar demokrasinin sadece belli bir kitle için geçerli olduğu da herkesin malumu.
Haliyle siyasete hakim olan Cumhuriyeti kuran kadro olduğu için siyasetin dizaynı da Çankaya’dan yapılıyordu.
Yunan Savaşı sonrası başkomutanlık görevini bırakıp Cumhurreisi gömleğini giyen M.Kemal, ordu’ya, bürokrasiye ve tabi siyasete de tam hakimdi.
Çankaya sofralarında dar çerçevede katılımcının görüşlerine açılan ülke için “hayırlı” işler, hükümeti yürüten Başbakan’a bazen onu bile atlayarak direk bakana talimat olarak verilirdi.
Haliyle 1950 yılına kadar çatlak hiçbir ses çıkmadı.
1950 yılında Amerika’nın da tazyikiyle demokratik bazı atılımları yapmaya mecbur kalan “üniter “yapı, yeni gelenlerin 27 yıllık oturmuş bazı alışkanlıkları değiştirmeye kalkmasından rahatsız oldu.
Cumhurreisi C.Bayar’ın İttihat Terakki ve daha doğrusu Cumhuriyeti kuran kadrodan olması bile homurdanmaları kesmedi.
Çünkü siyaseti dizayn eden kurumlar arası ihtilaf baş göstermişti.
Siyaset Ordu’dan mı, TBMM’den mi yönlendirilecekti?
İşte problem burada çıkmaya başlıyordu.
1923 yılından beri oluşan o refleks 1960 yılında siyasete değil, doğrudan devlete müdahalede bulunarak darbe yaptı.
Ve vesayetin ayakları yeni anayasa ile daha da netleştirildi.
1-Senato.
1961 Anayasası ile TBMM’nin yanına bir de senato ilave edildi.
180-185 kişiden oluşan bu senato, TBMM’de cumhuriyetin temel değerlerine muhalif bir kanun teklifini yerinde engellemek üzere kuruldu. 150 tanesini halk seçiyordu. Tabi senatörler vardı 60 darbesini yapan Milli Birlik Komitesi denilen canavarlardan mürekkep.
Bir de cumhuriyeti özümsemiş, bilim, sanat gibi alanlarda mümeyyiz senatörler.
2- Anayasa Mahkemesi.
TBMM’nin almış olduğu kararlar(kanunlar) olurda “sıhhatte olsunların” işine gelmezse anayasa mahkemesi bu konuda müdahil oluyordu.
3-Ordu.
35. Madde diye bir görev tanımı yapılarak her an ülkeye el koyma, müdahale etme hakkı tanındı.
Bir de buna Cumhurbaşkanını ilave edersek siyaseti dizayn eden kaç kurum vardı yıllarca bu ülkenin başında hesaplayın.!
1960’dan beri siyaset sahnesinde olanların bir gözü Çankaya’da, kulakları “sıhhatte olsunlarda” idi.
Erdoğan Başkanlık sistemine geçtikten sonra tabi yıllarca yukarıda saydığım bariyerlerle siyaseti dizayn edenler rahatsız oldu.
Erdoğan Fetö belasını def ederek bürokraside ki bilhassa adli sistemde olan “demoklesin kılıcını” berhava etti.
Askeri vesayeti gerileterek askerlerin eski dini simgeleri gördüklerindeki kuduz köpek reflekslerinin yok olmasını ve halkının inanç ve örfüne daha mutedil, sıcak bakmasını temin ederek bir yerde Ordu’nun 35. Madde safsatasını da ters yüz etti.
Kendisi bir siyasetçi olarak ülkeyi yönetirken kendi hayat görüşü ve ülke insanının beklentilerine uygun dizayn yapması siyasetin en doğal halidir.
Siyaseti siyaset dışı unsurların dizayn etme alışkanlıklarına engel olması, bunun için sistemi çalıştırması “tek adamlık” değildir. Bu ülke için hayırlı bir iştir.
Anayasa mahkemesi, Ordu, HSYK, gibi kurumları geçtik, mason derneklerinin, TÜSİAD veya TOBB ya da tarikat, cemaatların siyaseti dizayn etme çabası hep normal karşılandı bu memlekette.
Siyasetçilerin siyaset yapması yadırganır oldu hatta.
Ordunun müdahalesi normal.
Hatta bunu açıktan dile getiren nice sözde demokratlarımız oldu.
Anayasa ve kanunlar belliyken işlerine gelmeyen adamı cumhurbaşkanı seçtirmemek adına hukukçularımız 367 garabeti uydurdular.
Onların siyasete müdahalesi ve dizaynı normal ama Erdoğan’ın siyaseti istediği şekle sokmaya çalışması “tek adamlık” inşaa” etmek.
Türkiye kamuoyu ters yüz edilmiş bu algıları yenmedikçe siyasetten çokta umutlu olmamak lazım.
Beyler eski alışkanlıklarınızı terk edin.
Yeni Türkiye’ye uyanın.
Siyaseti siyaset yapanların tanzim etmesi kadar normal olan bir şey yok.
Yukarıda bahsettiğim kurumlar. Kişiler eğer siyaset yapmak, kendi kafalarındaki Türkiye’yi hayata geçirmek istiyorlarsa, görevlerini bırakıp siyaset gömleğini giysinler.
Siyaseti dizayn etmeyi amaçlayan asker elindeki silahı üstündeki üniformayı çıkarıp siyaset gömleğini giyecek.
Siyasete ayar çekmeyi seven hukuk profesörü ya da tarikat şeyhi üzerindeki cübbeyi çıkarıp siyaset gömleğini giyecek.
Yok öyle yağma.
Millet onlara verdiği silahı, makamı, koltuğu bizi yönetsin diye seçtiklerimizi tehdit etsinler diye vermiyor.
Madem demokratik, cumhuriyetle yönetilen bir ülkeyiz, seçilmişlere itaat etmek en başta gelen görevleridir.
Bu ülkede kanarya sevenler derneği siyaset yapar, siyasileri manipüle edebilir ama, Erdoğan veya başka bir lider yapamaz…
Hadi oradan!
Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.