ENVER ABİNİN ERİK AĞACI
23 Ağustos 2026, Pazar 11:48
Patronu çoktaan ölüp gittiği halde, sanki babasını kaybetmiş gibi, ardından yıllarca adını sayıklayan kaç kişi sayabilirsiniz?
Ben böyle çok kimseler tanıyorum.
———
Patronu çoktaan ölüp gittiği halde (sanki babasını kaybetmiş gibi) ardından yıllarca adını sayıklayan kaç kişi sayabilirsiniz?
Ben böyle çok kimseler tanıyorum.
…
Küçük büyük birçok işlerde, kısa süreli veya uzun yıllar çalıştım. Bunca zaman içinde elbette çevremde olanları da takip ettim.
Şimdi size soruyorum: Patronundan gerçekten memnun, vefatından sonra bile her duasında onu hatırlayan kaç kişi gösterirsiniz?
Bana öyle birini gösterin ki; hiçbir elemanına “ıslıkla çağırılan at” muamelesi yapmasın, çaycısına bile “abi” desin, onlarca şirketteki on binlerce işçisinden her tanıştığının adını bir daha unutmasın ve bunların hepsiyle hatta aile efradıyla tek tek ilgilenmeye çalışsın.
(Okuduklarınızın manasını ve gerçek olabildiğine ihtimal verebiliyor musunuz? Tekrar düşünün, en azından hayal edin.)
❤️❤️❤️
Herkes kapısına dizilirdi kendisini görmek veya bazı taleplerde bulunmak için. Bizimse dergideyken (istirahat zamanlarımızda da çizgi roman yaptığımız için) buna vaktimiz olmazdı. Olduğu zamanlar da gördüğüm manzaraya bakıp Enver abiye kıyamazdım; “bir de benimle vaktini tüketmesin” derdim.
…
Son senelerinde Güzelce’deki Beylerbeyi sokakta oturuyorlardı.
Bir gün durup dururken özel kalemi olan Ferruh Ciloş (Ciloşoğlu) abi aradı, hal hatır sorduktan sonra doğrudan;
“Sen Enver abiyi hiç özlemiyor musun” dedi. Şaşırdım bu soruya.
“Özlemez olur muyum, çok özlüyorum” dedim.
“Peki Enver abilerden bir talebin veya herhangi konuda şikayetin olmuyor mu senin? Dikkat ediyorum da listede hiçbir zaman adını göremedim.”
Kısaca hassasiyetimi anlattım.
“Öyle olur mu hiç, sen talepte bulunacaksın. İster misin seni özel görüştürmemi?”
“Çok isterim.”
“Öyleyse şu gün, sabahın şu saatinde hâneye gel, kendileri şu saatte aşağı inerler. Ortalık sakin olur, lisanı münasiple arz ederiz, kabul ederlerse görüşürsünüz… Kabul etmezlerse, denemiş oluruz.” Dedi.
Bir yandan da; “o gün kendisinin olmayacağını, arkadaşlara talimat vereceğini, Aşçı Ramadan abinin yanına geçmemi” söyledi.
❤️❤️❤️
Yaz olduğu için Velimeşe’deyiz. Hem de bahçede erik zamanı. İki büyük torba topladım hatta bazılarını ince dallarıyla aldım yeşil yapraklı. Biraz da çiçek filan ayarladım. Sabah erkenden Güzelce’nin yolunu tuttum, yaklaşık bir saat.
Elemanlar beni içeri aldı, mutfak sağ tarafta. Ramadan abi (yani Ramazan Aygün) sordu, kahvaltı yapmadığımı söyleyince;
“İki yumurta kırayım” dedi.
Mutfaktaki masada yağda yumurtalar ile kahvaltı ederken vakit geldi, içerisi biraz hareketlendi. Sonra merdivenden inen ayak sesleri işittim ve mırıltılar duydum.
Kısa bir zaman daha geçti, bu defa adımın söylendiğini duydum. Kabul etmişler ki arkadaşlardan biri mutfağa gelip bana işaret etti. Kalktım, misafirler geldiğinde ağırlanan, sohbet yapılan ve namaz kılınan salondan geçtik. Oraya bağlı olan küçük salonun açık kapısında durdum. Beyaz tülle örtülü pencereler tam karşıdaydı. Sağ duvarda büyük bir tablo ve altında hardala çalan kanepe vardı. Üzerinde lacivert eşofman bulunan Enver abi oraya oturmuştu.
Sabah mahmuru olduğu halde aydınlık bir yüzle bana bakıp neşeli sesiyle;
“Ne işin var senin bu saatte burada, gel bakalım, hayırdır” gibi bir şey söylediler. Ben sadece gülümsedim. Yaklaştım, musafaha yaparken öpmek isteyince elini çektiler. Fakat biraz sonra, daha neşeli, yüksek bir sesle;
“Şimdi öpmezsen ne zaman öpeceksin be yav, gel bakalım” diyerek elini uzattılar… Tekrar yaklaştım ve askerden gelmiş evladın babasının elini öpüşü gibi hasretle öptüm ve hemen önüne, dizlerim üstüne oturdum.
Hal hatır sordu Enver abi, bi isteğim olup olmadığını sordu. Ne isteyebilirim ki daha, her şeye sahibim şükür, öyle hissediyorum. Aklıma hiçbir şey gelmedi, gelmezdi zaten…
❤️❤️❤️
O sırada bir arkadaş, meyve torbalarını oda kapısının hemen içine, kenara koyarken; benim getirdiğimi söyledi. Enver abi onlara baktı ve;
“Nereden bunlar” dedi.
“Velimeşe‘den efendim, bizim bahçeden” dedim.
“Bahçen mi var senin?” dedi.
“Krizde biriken para sebep oldu efendim, bir bahçe aldık sonra içine ev yaptık…”
“Yahu sen böyle para pul işlerinden anlamazsın ki, nasıl yaptın bu işi?..”
“Hanım biraz anlar efendim” deyince gülüştük, o ise bir kahkaha atıp;
“Hah, şimdi oldu” dedi…
Bahçeyi aldığımızda içinde sadece birkaç ağaç olduğunu, sonradan çok fidan diktiğimi, bahardan güze kadar her haliyle güzel olan bu eriğe ise “Enver abinin eriği” dediğimizi, çünkü hep istediğimiz bahçeye, krizde biriken maaşların toplu parasının sebep olduğunu, filan anlattım…
Gerçekten de 2000-2001 krizinde ödenemeyen ve bir yıl sonra toplu olarak verilen o paralar, herkesin veya birçok arkadaşın istediği şeyi yapabilmesine vesile olmuştu.
Öyle bir nakit sıkışıklığı/para yokluğu idi ki; çalışanlar olarak belirli günlerde çağrılıyorduk. Yenibosna’daki merkez binanın beşinci katında ödememi yapan arkadaş bir çocukmuşum gibi, “nakit parayı dikkatli taşımamı” tembih etmişti. Sanırım yaşanan en büyük maddi krizlerden biriydi o zamanki.
❤️❤️❤️
Devamında da onun sorularına cevap verdim. Ne tatlı ve bulunmaz bir gündü Allah’ım… Sessiz, sakin, huzur dolu, odada başka kimse yok ve bütün zaman ikimizin, dizinin dibinde göz göze…
Şu anda bile Enver Abimizin o günkü yanakları, gülüşü, bakışı gözümün önünde.
Benim ondan bir şey almaya çalışmak hiç aklıma gelmezdi, ben ona ne getirebilirim derdim.
Fatih Sultan Mehmet Han’a bir çoban yoğurt mu peynir mi ne getirmiş de az kalsın kellesi gidecekmiş ya!.. “Durun, demiş mübarek… O kendinde olan en güzel şeyi getirmiş…”
Benimki de o hesap.
Daha başka neler getirdiğimi de anlatacağım ama önce gene şu erik ağacından bahsedeyim.
Bahçeyi aldığımızda, o erik büyük bir ağaçtı... Toprağın en güzel ve gübreli yerine kadar kökleri uzanmış, hafif meyilin aşağısında olduğu için su ihtiyacını da diğerlerine göre daha kolay karşılayabiliyordu. Yaz başında yenmeye başlıyor; yeşil erik, can erik sonra sarı, turuncu, kırmızı ve bordo oluyor, aylarca dallarında meyve kalıyordu.
Başta ondan ve diğer ağaçlardan topladığım erikleri defalarca yazı işlerine de getirmiş, Özel kalem vasıtasıyla Enver abilere de yollamıştım. Hatta, kaynatıyorduk ve şişelerle konsantre suyundan da götürüyordum.
Hepimiz o ağaç için aynı şeyi söylüyorduk: Enver abinin eriği…
Yıllar geçti.
O zor günler çıkageldi ve Enver abi hastalandı. İlginç olan, vefat ettiği sene dalları meyve yapmadı ve sonra erik ağacı kurudu!
Kesmedim. Belki tekrar yeşerir diye bekledim.
Yeşermedi…
En sonunda o kalın gövdesi de tamamen boşaldı, sallanmaya başladı, sonunda bir itmekle devrildi.
Yerinde kalan çukur bile doldu şimdi ve artık sadece;
“Enver abinin ağacı işte şuradaydı” diyebiliyorum.
Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.
Yorumlar
Hakan
25-08-2026 07:12Ne güzel sin be
Ferruh Ciloşoğlu
24-08-2026 12:12Ahhhh Muammer abi ah. Sadece erik ağacı mı Enver abisiz kaldı. Yine göz yaşları yine hasret. Yaptın yapacağını. Enver abilerin buyurduğu gibi: “Seven, sevdiğinin sevdiklerini de sever. Hep sevdiğinden bahseder.“ Efendim soyadımız Ciloşoğlu lakin Enver abiler hep “Ciloş” diye seslenirlerdi.
Mustafa Bayram
24-08-2026 11:50Abi bu güzel hatıranızı paylaştığınız için çok teşekkür ediyorum. Enver abi gören herkes mutlu ve bahtiyar olurdu inşaallah ahiret de hep beraber oluruz.
Ahmet Sezgin Tuncer
24-08-2026 03:41Bu duygunun yaşanmasına ve bizdede güzel duyguların hatirlanmasina sebep olduğunuz için başta size ve ferruf cilloşoğlu abiye teşekkür ederim eyvallah
Necla Atila Koc
24-08-2026 03:38Bu satırları okudum göz yaşlarımı sildim tekrar okudum. Enver ağabeyi tanımak, sevmek gittiği yolda düşe kalka yürümek... Kaç kişiye nasip olabilirki!? Duygularımı böylesine birebir yazamazdim. Demekki Enver ağabeyi samimi duygularla seven herkes aynı duyguları taşıyor. Dunya gözüyle görmek nasip olmadı. Seven sevdiğiyle beraberdir, hadisi serifi yangın yüreğime su serpti.. Acaba layık olabilirmiyim endişesiyle yüreğim kavrulurken Rabbimin sonsuz merhameti imdadıma yetişiyor. Bu dünyada huzuruma vesile olan sevgili Enver Ören Ağabeyim ümit ederim ki ebedi saadete kavuşacağıma da vesile olacak inşallah. Her gün her an saygı ve minnetle yad ediyorum. Güzel ahlakına, güler yüzüne hayranlığım artarak devam ediyor son nefesime kadar da edecek inşallah. Dereceleri Âli olsun şefaatlerine kavuşmak ihsan olsun inşallah...
Ömer Teryaki
23-08-2026 21:55Ağlattın abi bizi Allahüteala senden razı olsun
Ahmet Gürses
23-08-2026 17:54Enver abiye Allahü teâla rahmet eylesin makamı âli olsun...size de hayırlı uzun ömür dilerim..
Fatma
23-08-2026 16:49Enver abilerin eriği, Enver abilerle birlikte gitmiş? Cennet meyvesi olarak karşınıza/karşımıza çıksın inşallah efendim❤️ Allahü teala razı olsun, çok teşekkür ederiz bu enfes hatıralarınız için?
Ayla Kocaağa
23-08-2026 15:07Benim unutmadığım çok değerli bir Abim var .Kendisi Şair ,Yazar ,Ressam Karikatürüst bir çok meziyeti olan ilim sahibi önce insan olmayı başarmış Mütevazi hayatı olan Adam gibi Adam Babam gibi yol gösteren yanında staj yaptığım için çok şanslı hissettim kendimi Hala anlatırken gözlerim parlıyormuş .İşte O Adam MUAMMER ERKUL İyi ki varsın ?❤️