Kanser ve Tansiyonun Uğramadığı Köy: ÇORUM SARIKAYA KÖYÜ
19 Ağustos 2026, Çarşamba 11:31
Çorum’un Sungurlu ilçesine bağlı Sarıkaya köyü, son yıllarda dikkat çekici bir yönüyle öne çıkıyor. Köy sakinlerinin anlattıklarına göre burada yaşayan insanlar genellikle uzun ömürlü oluyor, 80, 90, hatta 100 yaşlarını görebiliyor. Yöre halkı, bu uzun yaşamın ve sağlıklı kalmanın sebeplerinden biri olarak köyün hemen yakınındaki sıvı tuz yataklarını gösteriyor.
Sarıkaya köyü ve çevresinde yaşayanlarla konuşulduğunda hemen hemen herkes benzer şeyler anlatıyor. Köyde doğup büyüyen, uzun yıllar burada yaşayan insanların tansiyon, kanser gibi hastalıklarla çok fazla karşılaşmadığını ifade ediyorlar. Bu anlatımlar, yalnızca bir kişinin kanaati değil; köyde görüşülen birçok kişinin ortak gözlemi olarak öne çıkıyor.
Köy sakinlerinden Sabri Ulutaş, 1966 Sarıkaya köyü doğumlu. Uzun yıllar Tekel’e ait tuzlada çalışmış. Tuzun kalitesini anlatırken özellikle tereyağında, turşuda ve yemeklerde kullanıldığını söylüyor. Diğer tuzların acı olabildiğini, Sarıkaya tuzunun ise daha yumuşak ve lezzetli olduğunu ifade ediyor. Ona göre bu tuzda herhangi bir bakteri barınmıyor. Ayak mantarı, ayak kokusu, varis ve diz ağrısı gibi şikâyetlerle gelenlerin de tuzla çevresindeki çamurdan faydalandığını anlatıyor.
Köyde konuşulan bir diğer konu da aile büyüklerinin uzun yaşamış olması. Sabri Ulutaş, babasının 70 yaşında vefat ettiğini, annesinin babasının 90’a yakın yaşadığını, eşinin dedesinin de yine 90 civarında vefat ettiğini söylüyor. Köyde kanserden ya da tansiyondan ölen kimseleri pek duymadıklarını ifade ediyor.
Mahmut Demir Parmak da tansiyon, kalp ve şeker gibi bir rahatsızlığı olmadığını belirtiyor. Tuz yataklarında çalıştığını ve Sarıkaya tuzunu hayatının içinde sürekli kullandığını söylüyor. Ona göre özellikle köy kadınlarının yüzlerindeki canlılık, köy hayatı ve bu tuzla ilişkili olabilir.
İsmail Kurşunoğlu, 71 yıldır bu köyde yaşadığını ve Çorum’un Sungurlu ilçesi çevresindeki birçok köyün bu tuzu kullandığını anlatıyor. “Bu tuz hem kalite değeri yüksek hem de insan sağlığına yarayışlı.” diyerek köy halkının bu tuza olan güvenini ifade ediyor.
Hamza Uçakçıoğlu ise Sarıkaya tuzunun tadının farklı olduğunu söylüyor. Ailesinde tansiyon ya da kanser gibi hastalıklar görülmediğini, dedesinin 90’a yakın, babasının da 86 yaşında vefat ettiğini anlatıyor.
Köy muhtarı Recep Buluttaş da benzer şeyler söylüyor. Hayvancılıkla uğraştığını, peynir yapımında özellikle bu tuzu kullandıklarını belirtiyor. Başka tuz kullandıklarında peynirin bozulduğunu, Sarıkaya tuzuyla yapılan peynir ve turşuların daha dayanıklı olduğunu ifade ediyor. Köy halkının hamurda, yaprakta, turşuda, salçada ve yemeklerde bu tuzu tercih ettiğini anlatıyor.
Dursun Tıknazoğlu, 70 yaşında olduğunu ve tansiyon hastalığı bulunmadığını söylüyor. Kendi büyüklerinin de 80’li yaşlarda vefat ettiğini ifade ediyor. Hüseyin Ulutaş da 63 yaşında olduğunu, babasında ya da kendisinde tansiyon hastalığı bulunmadığını belirtiyor.
Arap Ulutaş, 70 yaşında. Herhangi bir hastalığı olmadığını söylüyor. Yalnızca dizlerinde ağrı olduğunu belirtiyor. Köydeki diğer kişiler tuzla çamurunun diz ağrılarına iyi geldiğini anlatsa da kendisi henüz denemediğini söylüyor.
Erdoğan Ulutaş ise tuzun yalnızca insanlar için değil, hayvanlar için de kullanıldığını anlatıyor. Eskiden hayvanların taşların üzerine konulan bu tuzu yaladığını, bunun hayvanların sağlığına ve etinin lezzetine fayda sağladığını ifade ediyor. Kendi ayağındaki topuk dikeni probleminden de tuzla ortamında çıplak ayakla bulunması sayesinde kurtulduğunu söylüyor.
Muhittin Ulutaş, 62 yaşında. Dedesinin babasının 98 yaşında vefat ettiğini, babasının ise hastane mikrobundan dolayı hayatını kaybettiğini, öncesinde ciddi bir rahatsızlığının olmadığını anlatıyor. Antalya’da yaşasa bile bu tuzu kullandığını, dostlarına da götürdüğünü söylüyor. Peynir ve turşu yapımında bu tuzu özellikle tercih ettiklerini, turşularının uzun süre bozulmadığını belirtiyor.
Köy halkının anlattığı ortak noktalardan biri de tuz göllerinin altındaki mil çamurların faydalı olduğu yönündeki kanaat. Yaz aylarında tuz göllerine girildiğini, bir süre bekledikten sonra güneşe çıkıldığını ve ardından tatlı su oluklarında yıkanıldığını anlatıyorlar. Bu uygulamanın özellikle ciltte rahatlama hissi verdiği ifade ediliyor.
Köy kabristanlığı da bu anlatımları destekleyen bir hafıza alanı gibi duruyor. Mezar taşlarında 80, 86, 90 ve hatta 105 yaşında vefat eden kişilere rastlanıyor. Nurettin Mendilliğlu’nun 1917’de doğup 1997’de, yani 80 yaşında vefat ettiği görülüyor. Sultan Mendilli’nin ise Hicri 1317, miladi olarak 1899 doğumlu olduğu ve 2004’te, 105 yaşında vefat ettiği anlaşılıyor. Cennet isimli bir başka köy sakini de 1914’te doğmuş, 2000 yılında 86 yaşında vefat etmiş.
Mezarlıklar bazen yalnızca ölülerin yattığı yerler değildir. Orada tarih vardır. Bir insanın doğum ve ölüm tarihine baktığınızda, hangi devirleri gördüğünü, hangi savaşların, hangi devletlerin, hangi hayat şartlarının içinden geçtiğini düşünürsünüz. Sarıkaya köyü kabristanlığındaki taşlar da bu açıdan dikkat çekicidir. Osmanlı döneminde doğup Cumhuriyet’in geç yıllarına kadar yaşamış insanlar burada yatmaktadır.
Köyün hemen yakınında bulunan sıvı tuz yataklarının geçmişinin Hititlere kadar uzandığı anlatılıyor. Bu bölgede su ana kaynağından çıkıyor, göletlere doluyor ve havuzlarda birikiyor. Buharlaşma sonucu tuz katılaşıyor. Hem sıvısı hem katısı kullanılıyor. Yöre halkı, bu tuzu yalnızca yemeklerde değil, hayvanlarında, turşularında, peynirlerinde ve çeşitli geleneksel uygulamalarda da kullanmış.
Bu tuz yataklarının bir diğer dikkat çekici yönü de çevreye yaydığı iyotlu atmosfer olarak anlatılıyor. Rüzgârın etkisiyle bu havanın yakın köylere yayıldığı ve insanların devamlı böyle bir atmosferi soluduğu ifade ediliyor. Köylüler, uzun yaşam ve kolay kolay hasta olmama hallerini biraz da buna bağlıyorlar.
Sarıkaya’daki sıvı tuz, yerin altındaki büyük tuz kayalarının içinden çıkan kaynak suyuyla oluşuyor. Anlatılana göre bu su, yerin altından çıkarken tuz kayalarının içinden geçiyor ve tuzu bünyesine alıyor. Bu yüzden burada kaynayan suyun önemli bir kısmı tuzdan oluşuyor. İçinde çok sayıda mineral bulunduğu ifade ediliyor.
Osmanlı döneminde bu tuzun hem sıvısı hem de kurusu kullanılıyordu. Sıvısını taşımak zor olduğu için kurusu çuvallarla farklı yerlere gönderiliyordu. Cumhuriyet döneminde ise burası Tekel bünyesindeydi. Köylülerin anlattığına göre tuzla özel olarak korunuyor, izinsiz girişlere izin verilmiyordu. Çünkü tuz, eski zamanlarda altın ve elmas kadar kıymetliydi. Yiyeceklerin korunmasından yaraların temizlenmesine kadar hayatın birçok alanında kullanılıyordu.
Sarıkaya köyünde yapılan sohbetler, köy halkının gözlemleri ve kabristandaki yaşlar bir araya geldiğinde ortaya dikkat çekici bir tablo çıkıyor. Buradaki insanlar ölümsüz değil elbette. Fakat uzun yaşamanın ve sağlıklı kalmanın sırlarından birinin, tabiatla, köy hayatıyla, doğal beslenmeyle ve bölgenin tuz yataklarıyla ilişkili olabileceğini düşündürüyor.
Köy sakinlerinin anlattıkları kesin bir tıbbi hüküm olarak değil, yaşanmışlıkların ve yerel tecrübenin ifadesi olarak görülmelidir. Fakat bu anlatımlar, modern insanın unuttuğu bazı şeyleri hatırlatıyor. Doğal olanla bağını koparmayan, yediğini içtiğini bilen, toprağa, hayvana, suya ve havaya yakın yaşayan insanların hayatında bambaşka bir denge bulunuyor.
Sarıkaya köyü de bu dengeyi hatırlatan yerlerden biri olarak karşımıza çıkıyor. Ölümsüzlüğün değil ama uzun ve bereketli bir ömrün izleri, belki de bu köyün taşında, toprağında, tuzunda ve insanlarının yüzündeki o sakin ifadede saklıdır.
Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.