BAŞKA BİR ARZUNUZ VAR MI ?
06 Ağustos 2026, Perşembe 11:07
90'lı yıllardı…
Amatör spor federasyonlarından birinin Bulgaristan'daki müsabakalarını takip edecektik. Kafile, yola çıkmadan önce Eyüp Sultan'da dua etmiş, bize de röportaj ve fotoğraf vermişti.
Sporcular otobüse binerken yöneticilerden biri elinde bir zarfla yanıma yaklaştı. İçinde para olduğu daha uzaktan belli oluyordu.
"Ufak bir hediyemiz..." demeye fırsat bulamadan sözünü kestim.
"Ne yapıyorsunuz beyefendi? Biz bu işi zaten maaşımızı alarak yapıyoruz."
Hem o utandı hem ben... Zarf cebime değil, sahibinin eline geri döndü.
Çünkü o yıllarda gazetecinin en büyük sermayesi banka hesabı değil, güvenilirliğiydi.
Şimdi ise...
Sermaye, telefon rehberi olmuş.
Kim federasyon başkanıyla samimi... Kim belediye başkanıyla aynı karede... Kim holding patronunun özel uçağında... Kim bakanın sofrasında...
Mesleğin itibarı, kurulan ilişkilerin gölgesinde eriyip gidiyor.
***
2000'li yılların başı...
Bu kez İspanya'ya gidiyoruz. Büyük bir spor organizasyonu.
Uçakta, organizasyonu yürüten PR ajansının görevlisi tüm gazetecilere bir dosya dağıttı. İçinde konaklama bilgileri, sporcuların biyografileri, turnuva programı ve küçük bir not vardı:
"Alışveriş için..."
Notun altında da tam 500 dolar.
O gün görüşlerimiz birbirinden ne kadar farklı olursa olsun ilk itiraz eden isim Fatih Altaylı olmuştu.
Ardından bütün gazeteciler parayı iade etti.
Çünkü haber satın alınacak bir ürün değildi.
Gazetecilik, kamu yararı için yapılırdı; kamu ihaleleri için değil.
Gazeteciler, fikir üretmenin peşindeydi. Bugün ise bazıları, tahsilat yapmanın...
***
Beni tanıyanlar bilir.
Hayatım boyunca yalan habere imza atmadım.
Yanlış anlaşılabilecek bir cümleden bile kaçındım.
Bir büyük futbol kulübünün Kıbrıs kampını takip ederken bazı futbolcuları kumarhanede görüntülemiştim.
Haber duyulunca aracılar devreye girdi.
"İdare et..."
"Bu kez görmezden gel..."
"Hallederiz..."
Hatta evlilik hazırlığındaki bir futbolcuyla otel lobisinde tartışacak kadar ileri gittik.
Verilen sözler... Sunulan röportajlar... Vaat edilen dostluklar...
Hiçbiri haberi değiştirmedi.
Çünkü haber, pazarlık konusu olmazdı.
Haber, gazetecinin namusuydu.
***
Bugün ise güç, gerçeği yazanda değil...
Güç sahibine "Başka bir arzunuz var mı efendim?" diye soranda.
İşte bu yüzden basın, eski itibarını yalnızca ekonomik sebeplerle kaybetmedi.
Asıl kayıp, karakterdi.
Öyle ya; matbaa aynı...
Mürekkep aynı...
Kâğıt aynı...
Değişen tek şey, vicdanların baskı ayarı.
Basın kartı taşımak kolaydır.
Zor olan...
Omurga taşıyabilmektir !
Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.
Yorumlar
Deniz
07-08-2026 01:09Merhaba. Gazetecilik, dogru habercilik, toplumu dogru bilgilendirmek bunlar cok önemli ve değerli şeyler. Ancak; Şimdi de gazeteciliği namus olarak görüp düzgün yapanlar var fakat bir ayakları Silivri’de..:) Omurgalı olmanın bedeli eskiden rüşvet almamak yani bir nevi “kârdan zarar etmek” iken son yıllarda “kaybolan yıllar”a döndü. Bir dahaki yazınızın konusu namusu ile, “doğru habercilik yapmaya calısan gazetecilerin başına gelenler” olabilir Ömer bey. Selamlar, saygılar.