• DOLAR
    41.27
  • EURO
    48.66
  • ALTIN
    4850.3
  • BIST
    10.449
  • BTC
    112074.59$
Deneme Reklam

KURTULUŞ YOLU

30 Temmuz 2026, Perşembe 11:07
KURTULUŞ YOLU

Birilerinin “değişim” dediği vetîreyi yaşıyoruz. Evet bir şeyler değişiyor fakat olup bitenler hayra alâmet değil. Ahlâkta dibe vurduk. Yakın zamanlara kadar uygun görmediğimiz birçok şeye alıştık. Çeyrek asır önce milletimizin ekseriyeti “kız arkadaş”, “erkek arkadaş” ifâdelerine yabancıydı. Hangi yaşta olursa olsun kızın kız, erkeğin erkek arkadaşı olurdu. En azından muhâfazakârlar arasında böyleydi. Şimdilerde başörtülüler bile bu işi gâyet tabîî karşılıyor. Kılık kıyâfet konusunda dökülüyoruz. Öyle bir dökülmek ki üzerimizde bir şey kalmamış hâlde. Dekolte türü kıyâfetler semt pazarlarına kadar girdi. Üstelik lüks semtlerden bahsetmiyoruz. Varoşları konuşuyoruz. Yeşilçamdan kaçıp gelmiş tipler soğanın sarmısağın arasında çıplak vaz’iyyette volta atıyor…

Peki bu nasıl oldu?

İnsanoğlu yaratılışı gereği emir kipini sevmez; “yap”tan “et”ten hoşlanmaz. Ol sebepden bu yolla netîce almak zordur. Bunu gâyet iyi bilen müstevlî ince bir taktik geliştirdi. Elinde dünyânın en tehlikeli silâhı, ya’nî televizyon vardı. Maamâfîh son derece temkînliydi. Gayr-i islâmî hayat tarzı güzel kadınların ve yakışıklı erkeklerin kamera karşısındaki görüntülerine monte edilecekti. Bunun yerli bir görünümle sunulması mühimdi. Ne var ki evvel emirde ithâlâta başvuracak, daha doğrusu kendi dünyâsından memleketimize ihrâcât yapacaktı. DALLAS, AŞK GEMİSİ, YALAN RÜZGÂRI koç başlarıydı. Bırakın şunu bunu, “önce ahlâk, ma’neviyât” diyenler de hazırlıksız yakalandı. Osmanlısız dünyada halîfe yoktu. Dolayısıyla herkes sâhibsizdi. Bu başıboşluk sinsi adımların netîce alması için uygun bir vasat sunuyordu. Beynimizin işgâl edildiğini anlayamadık. Kalbimizin elden çıktığını da… Bir müddet sonra ithal koç başlarına gerek kalmadı. Türk, Türk görünümlü Türk (!) ile yoldan çıkarılacaktı. Günlük hayatları konu alıyor gibi görüntü veren yerli diziler asil milletimize zehir şırınga etmeye başladı. Müslim gayr-i müslim herkesin nefsi kâfir olduğu için atılan adımlar karşılığını buluyordu. Şekerle kaplanmış sayısız iğrençlik yaklaşık iki saate sığdırılıyordu. Uydurma isimler konulan başrol oyuncuları köksüzlüğü özendiriyordu. Sultan Selim’in çocuklarına sen de böyle ol deniyordu. Tahrîbât elbette dizilerle sınırlı kalmıyordu. Reklamlar bile mesaj doluydu. Figüranların büyük kısmı ne yaptığını bilmiyordu. Birileri onlara “sanat” ve “sanatçı” kelimelerini fısıldamıştı o kadar. İyi de ne menem bir şeydi şu sanat ve ne menem bir şeydi şu sanatçı. Sizi bilemeyiz ama ikincisinin bizdeki tedâîsi “cılk”dan başka bir şey değil. Her ne ise. Bunlar yunmuş yıkanmış insanlardı. Lağıma düşerler fakat tertemiz çıkarlardı zîrâ uydurukça onlar için çalışıyordu. Bu dilde zînânın adı “düzeyli ilişki”ydi. Gel gör ki kaç nice “düzeyli ilişki” memleketimize her lahza necâset yaymaktaydı…

Çok geçmeden bunların hiçbirine ihtiyaç kalmamıştı. “Sosyal Medya” dedikleri platformlar diziyi de artisti de gölgede bırakmıştı. Üstelik burada alabildiğine bir serbestlik vardı. Artık bozulmadan değil, çözülmeden değil, sadece ve sadece buharlaşmadan bahsedebilirdiniz…

Bunları içinizi karatmak için sıralamıyoruz. Ma’neviyâtımızı bozmadan mes’elelerimizin farkında olmamız gerekiyor. Hastalığı teşhîs edemezsek tedâvî de edemeyiz. Bugün birçok kalıbın içerisine hapsolmuş durumdayız. Üstelik bunlar sâbit de değil. Her dakîka daralıyor. Kâffesi putlaşmış. Cümlesini tuzla buz etmekten başka bir kurtuluş yolu yok. Bu ise yalnız ve ancak dîn-i mübîn-i islâma ecdâd gibi sarılmakla mümkün. Ehl-i sünnetliğimiz lafta kalmamalı. DİYANET’in ve İLAHİYATLAR’ın itikadımızda açtığı ölümcül yarayı kapatmak zorundayız. Ali Bardakoğlu’nun, Mehmet Görmez’in, Hüseyin Atay’ın, Mehmet Sait Hatipoğlu’nun ve daha nicesinin yaptığı tahrîbâtın yegâne panzerihi ehl-i sünnet âlimlerinin mubârek kitaplarıdır. Hâsılı dîne, dînin emrettiği şekilde inanmak mecburiyetindeyiz. Kafamıza göre atacağımız her adım hüsrân ve bir kerre daha hüsrân demektir!

Bu hüsrânın dünyayla sınırlı olmadığını da satırlarımıza ekleyelim.

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.