• DOLAR
    41.27
  • EURO
    48.66
  • ALTIN
    4850.3
  • BIST
    10.449
  • BTC
    112074.59$
Deneme Reklam

BATILI MI DOĞULU MU?

10 Ağustos 2026, Pazartesi 17:43
BATILI MI DOĞULU MU?

Osmanlıda 16-20.yy.lar arasında aydınlar hep Dîvân düzdüler. Mes’ele bu değildi. Asıl olan hâfızalarda iz bırakmaktı. Fuzûlî, Bâkî, Nedim gibi Dîvân yıldızları tâbiri câizse bu türün en klâslarıydı. Kânûnî (Muhibbî) bir alt klâs büyük şâirdi. Fâtih (Avnî) gibi pâdişahlar da bunlarla yarışırdı. Bunların ayrıca Arapça ve Farsça Dîvânları da vardı.

Son dönemlerde hikemî (düşünce ve hikmet) şiirleri yazan Nâbî dillerde dolaşan sözleriyle şiire renk kattı. Fakat Tanzîmât birinci dönem şâirlerinden bir Ziyâ Paşa çıktı ki, ekmek tuz hakkı ister gibi parlayıverdi. O yepyeni kalıplarda muhâfazakâr bir tarz işliyordu. Nedim’le parlayan İstanbullulaşma (mahallîleşme) halk şiirine yaklaşma, Dîvân’dan vaz geçmeme ve Batı denemeleri…

Aslında Tanzîmât şâirleri eski şiiri yıkmak için yola çıkmışlardı. Halk ne dilini ne de yaşayışını değiştirme taraftârıydı. Fuzûlî’yi, Bâkî’yi onlarda görmek istiyordu.

Reform kolay değildir; halka rağmen direnmek ister. Şinâsî hâriç, 2. Tanzîmât ekolü de halka sırtını dönemedi. Tam dönüş 2. Meşrûtiyet ve İttihâdcılarla başladı. Onlar bu uğurda gemileri yakmışlardı.

MÂSUM GİBİ GÖRÜNEN TÜRLER

1.Tanzîmât ekolü “Halka rağmen” sistemini kullanmadı. Basit argümanlarla halkın hoşuna gideceğini umduğu Batı nesir türlerini yerleştirmeye daha doğrusu denemeye çalıştı. Bunlar roman, hikâye ve tiyatroydu. Şinâsî ve Nâmık Kemâl acemi tiyatro eserleri yazdılar. Hele Şinâsî’nin “Şâir Evlenmesi” dîni ve töreleri alaya alan, din adamlarını aşağılayan bir acemi saçmasıydı. Eski Türk filmlerindeki sahtekâr, üfürükçü imam figürü bu esere dayanır.

Ziyâ Paşa gönlünü yeni sevgiliye kaptırıp eskisinden vaz geçemeyen ikisini de elinde tutmaya çalışan cevvâl bir âşık gibiydi. Eski sevgilisi dîvânın kalitesinden ve albenisinden vazgeçemiyor, yeni sevgilisini de yedeklemeye çalışıyordu. Ama olmuyordu. Onun hüviyeti eski mühürlü idi. Batı’nın göz kamaştıran yeniliklerini görünce hayıflanıyor ve “Diyâr-ı küfrü gezdim beldeler kâşâneler gördüm/Dolaştım mülk-i İslâmı hep vîrâneler gördüm” diyor. Bu beyit hem serzeniş hem i’tiraf hem de hüzün yüklüdür.

Onun bu ümitsizlik ve yeis hâli Tevfîk Fikret ve Mehmed Âkif’de de vardır.

Bunun yanında aynı devirleri gören ve Batı’yı çok daha iyi tanıyan Yahyâ Kemâl’de tam aksine Türk ve Osmanlı coğrafyasına derin bir sevgi ve eskiye hasretle meyil vardır.

Ziya Paşa’da ilk devirde gazeller, şarkılar ve kasîdeler varken, son devir edebiyâtına damgasını vuran mükemmel hikemî şiirleri ön plâna çıkar. Özellikle Terkîb ve Tercî’-i Bendleri yıllara damgasını vuran ve her sınıf halk tabakasının hâfızasında yer edip ezberlenen beyitlerle yüklüdür. Her Osmanlı aydını gibi Ziyâ Paşa, Arapça ve Farsçaya hâkimiyeti yanında devrin gereği olarak bir de Fransızca biliyordu.

Bu devrin aydınları Victor Hugo, La Martine, Fenelon gibi Fransız yazarları tercüme ediyorlardı.

TERKÎB VE TERCÎ’-İ BENDLER

Ziyâ paşa Tercî’-i Bend’in her bend beytinde o meşhûr beyti tekrarlayıp Batı’nın akılcılığına karşılık aklın acziyyetini ifâde ediyordu: “Sübhâne men tehayyere fî sun’ihi’l-ukûl///Sübhâne men bi kudretihî ya’cizü’l fuhûl” Yâni (Eserlerdeki sanat karşısında akılların hayrete düştüğü, kudreti karşısında en üstün ilim ve anlayış sâhiplerinin dahi âciz kaldığı Allah’ı tesbîh ve tenzih ederim.)

Ziyâ Paşa’nın hikmet dolu şiirlerinden örnekler sunalım:

Âsûde olam dersen eger gelme cihâna ///Meydâna düşen kurtulamaz seng-i kazâdan” ve aynı mealdeki bir diğer beytinde “Yoktur siper bu kubbe-i fîrûze fâmda /// Zerrât cümle tîr-i kazâya nişânedir” Yâni rahat yaşamak istiyorsan bu dünyâya gelmeseydinç Şu gök kubbe altında bütün zerreler bile kazâ oklarının hedefindedir.

Yıllar evvel söylenmiş İmâm Şafîî hazretlerine veyâ Ferezdâk’e âit diye düşünülen şu sözlerle yakın ilişkiye bir göz atalım: “El felekü kasiyyün/// El havâdisü sihâmün /// El hedefü insânün///E’r-râmü hüvallâh ///Eyne’l-mefer (Felek bir yay gibidir. Olaylar oklardır. Hedef insandır. Atan da Allahü teâlâ ise nereye kaçarsın.) Bu sözler Cebriyyecilik değil, kadere îmandır.

Her âkıle bir derd bu âlemde mukarrer/// Râhat yaşamış var mı gürûh-ı ukalâdan” (Akıllı, düşünen her insana bu dünyâda bir derd gelir. Akıllı insanlardan rahat yaşayan var mıdır? En büyük sıkıntıları en selîm düşünen Peygamberler çektiği için ne kadar doğru bir söz.

İdrâk-i meâli bu küçük akla gerekmez /// Zîrâ bu terâzû bu kadar sıkleti çekmez.” (İnce fikirleri bu akılla kavramak mümkün değildir. Zâten bu terâzi de bu kadar yükü çekmez.) Yâni esrâr-i Rabbâniyyeyi bu akılla çözmek mümkün değildir.

“Dehrin ne safâ var acabâ sîm ü zerinde /// İnsan bırakır hepsini hıyn-i seferinde” (Bu dünyânın altınında gümüşünde ne zevk vardır. Son seferinde hepsini bırakırsın.)

Bağdatlı Rûhî’nin şu güzel beyti de aynı mealdedir:

Sanma ey hâce senden zer ü sîm isterler /// Yevme lâ yenfe’û’ da kalb-i selîm isterler.” (Ey Hoca, âlim, senden altın ve gümüş istemezler. Dünyâ malının geçerli olmadığı o günde senden selîm bir kalb isterler.”)

“Âyînesi iştir kişinin lâfa bakılmaz/// Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde” (Kişinin aynası işidir; lâfa bakılmaz. Onun akıl dereci de eserinde görülür.)

Allah’a sığın şahs-ı halîmin gazabından/// Zîra yumuşak huylu atın çiftesi pektir.” (Yumuşak huylu insanların öfkesinden Allah’a sığın. Zîrâ yumuşak huylu atın çiftesi çok serttir.)

“Nush ile uslanmayanı etmeli tekdîr/// Tekdîr ile uslanmayanın hakkı kötektir.” (Nasihat ile uslanmayanı azarlamalı; onunla da uslanmayanın hakkı ise dayaktır.)

“İslâm imiş devlete pâ-bend-i terakkî/// Evvel yoğ-idi işbu rivâyet yeni çıktı” (Kalkınmaya ayak bağı İslâmiyet diyorlar. Önceleri böyle bir söylenti yoktu, yeni çıktı!)

“Milliyeti nisyân ederek her işimizde /// Efkâr-ı Freng’e tebâ’iyyet yeni çıktı.” (Her işimizde milliyetimizi inkâr ederek, Avrupa fikirlerine uymak yeni çıktı.)

“Zâlim yine bir zulme giriftâr olur âhır /// Elbette olur ev yıkanın hânesi vîrân” (Zâlim en sonunda bir zulme uğrar. Ev yıkanın hânesi vîrân olur.) Yâni “Âh ile âbâd olanın, âhıri berbâd olur.”

İşte Ziyâ Paşa! Hükmü de sizlere bırakıyorum. Acaba o, Batılı mı, Doğulu mu?

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.