İSLAM'IN ŞEFKAT KALESİNDE YAŞLI VE ENGELLİ VAKARI
07 Ağustos 2026, Cuma 10:20
İnsanlığın yeryüzündeki ortak serüveni başladığı günden beri yaş, cinsiyet ve sağlık açısından farklılıkların ortaya çıkması kaçınılmaz bir sünnetullah olmuştur. Yaşlılık, hastalık veya engellilik durumları kişinin kendi seçimi yahut iradesiyle değil, alemlerin Rabbi olan Allah’ın “celle celaluhu” mutlak takdiri ve imtihan dairesiyle şekillenir. Dolayısıyla İslam’ın adalet mizanında cinsiyet, sağlık, azaların tamlığı yahut yaş, birer üstünlük ya da aşağılanma sebebi değildir; yegâne ölçü takvadır.
Tam da bu sebeple, toplum içerisindeki dezavantajlı kesimlere yönelik "pozitif ayrımcılık" göstermek, lütuf değil doğrudan doğruya Hz. Peygamber’in “sallallahü aleyhi ve sellem” sünnetinin ve İslam fıkhının amir bir hükmüdür. İslam, yaşlıları ve engellileri hayatın merkezinden uzaklaştırarak tecrit etmek yerine; onların özel durumlarına uygun zeminler ve imkânlar hazırlayarak topluma faydalı kılmayı ve huzurlu bir yaşam sürmelerini hedefler. Asr-ı Saadet’e baktığımızda, ümmetin topyekûn İslam’ı yaşama ve yaşatma davasında hiçbir engellinin veya yaşlının devre dışı bırakılmadığını, adeta hayatın tam kalbinde istihdam edildiklerini görürüz.
Bugün modern dünya, yaşlı ve engelli bakım merkezlerini şehirlerin dışına, gözlerden uzak kuytulara itmektedir. Bu merkezler, sağlıklarını tamamen yitirmiş ve tıbbi bakıma muhtaç bireyler için faydalı birer müessese olsalar da, toplumla karışma potansiyeli olan kişiler için ne yazık ki birer modern hapishane hükmündedir. İslam’ın ve insaniyetin gereği; bu tür yaşam alanlarının tecrit mekânları olarak değil, mahallelerin, camilerin ve sosyal hayatın tam merkezinde inşa edilerek, bu bireylerin toplumla bağlarının diri tutulmasıdır.
Tarih boyunca yaşlılar ve engelliler, Doğu ve Batı kültürlerinde ifrat ve tefrit boyutunda ya aşırı kutsanmış ya da topluma yük görülerek ölüme terk edilmişlerdir. İslam ise bu aşırılıklardan uzak, adil ve vasat (orta yollu) bir bakış açısına sahiptir. Bizim medeniyetimizde yaşlılar, ömür boyu biriktirdikleri hayat tecrübeleri ve fedakarlıklarıyla; engelliler ise sabır, rıza ve tahammülleri vesilesiyle toplumun baş tacı, bizzat birer fazilet numunesidirler.
Yaşlı ve engellilerin dışlandığı, sevgi ve hürmetten mahrum bırakıldığı modern toplumlarda, gelecek kaygısı ve yalnızlaşma had safhaya ulaşmıştır. "Kalabalıklar içindeki yalnızlık", asrımızın en büyük psikolojik buhranlarını tetiklemektedir. İslam, yaşlılık ve engelliliğin uhrevi faziletlerini ön plana çıkararak kulun direnme ve başa çıkma gücünü kuvvetlendirirken; seküler bakış açısı ise meseleyi sadece ekonomik kayıp ve menfi yönleriyle gündemde tutar. Böylece muhatapları sosyolojik olarak yaraladığı gibi, onların birikim ve tecrübelerini de adeta bir "çöp" gibi değersizleştirip israf eder. Yılda birkaç gün göstermelik kutlamalarla bu insanları onure ettiğini iddia eden modern sistem, aslında topluma karşı asıl vazifelerini unutturmaya çalışmaktadır.
Sonuç olarak, Kur’an ve Sünnet, yaşlı ve engellileri omuzlayamayacakları ağır yükümlülükler altına sokmayarak onlara fıkhi kolaylıklar tanımış, fakat onları asla hayatın dışına da itmemiştir. Bilakis, zorluk ve meşakkatle yapılan ibadet, taat ve hizmetlerin Rabbimizin indinde kat kat ödüllendirileceğine vurgulamıştır. Kur’an-ı Kerim, evladını kaybetmiş yaşlı bir baba olan Hz. Yakub’un ve amansız hastalıklara müptela olmuş bir kul olan Hz. Eyyûb’un sabır ve tahammülünü tüm insanlığa birer örnek olarak ilan edip, yaşlısına hürmet etmeyen, engellisini hayatın dışına iten bir toplumun geleceği de bereketi de olmayacağı fikrini salık vermiştir.
Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.