RUH SAĞLIĞINA SALİH AMEL İLE KAVUŞULUR
28 Ağustos 2026, Cuma 10:49
İnsan, beden ve ruhtan müteşekkil muazzam bir terkiptir. Bedenin sıhhati ruhun muhafazasına, ruhun selameti ise bedenin muhafazasına doğrudan bağlıdır. Tıp ilminin de tescil ettiği üzere; günümüzde kanser, kalp krizleri ve kronik felaketler başta olmak üzere birçok ölümcül rahatsızlığın temelinde yatan birinci etken, ruhsal gerilim ve strestir. Gerek hastalıkların tedavisinde gerekse sağlığın muhafazasında, huzurlu bir ruh halinin tesisi sıhhatin en birinci şartıdır. Günümüz psikolog ve psikiyatristlerinin uyguladığı seküler yöntemler, kriz anlarında acil müdahale ve semptomatik bastırma açısından faydalı olabilse de; inançtan ve ahiret şuurundan mahrum metotların, insanın varoluşsal sancılarına pansumandan öteye geçemeyeceği unutulmamalıdır. Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de "Kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur" buyurarak, mutlak ruh sağlığının ve deruni dinginliğin yegâne reçetesini bizlere açıkça beyan etmiştir.
İslam nizamı; canı, aklı, nesli, dini ve malı korumak maksadıyla nazil olmuş; insanı hem bu dünyada hem ahirette en âli makama yüceltmeyi hedeflemiştir. Başta namaz ve oruç olmak üzere dinin bütün emir ve yasakları, insanın biyolojik ve psikolojik yapısına direkt fayda sağlar. Şeriat-ı Garra, inançsızlığı ve inkârı bir tür akıl hastalığı ve kalbi körlük olarak değerlendirmiş; şuur sahibi fertlerin Yaratıcı’ya boyun bükmesini aklın ve fıtratın tabii bir gereği saymıştır. Efendimiz “sallallahü aleyhi ve sellem”, günahların bilhassa yalanın insan kalbini adım adım karartıp vicdan körlüğüne yol açtığını haber verirken; diğer taraftan yetime, yoksula ve kimsesize gösterilecek merhametin, zikrin ve "Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh" duasının ruhani sıkıntıları, gam ve kederi defedeceğini müjdelemiştir.
Şah damarından daha yakın bir Rabbe iman eden mümin, şartlar ne kadar ağır olursa olsun asla ümitsizliğe düşmez. Bu kopmaz iman bağı, insanın zorluklarla baş edebilme gücünü zirveye taşır; bağışıklık sistemini güçlendirerek hastalıklara karşı dirençli kılar. İnsan zihni telkinle şekillenir; doğru telkin en amansız hastalıkları dahi aşabilir. Nitekim Efendimiz “sallallahü aleyhi ve sellem”, hasta ziyaretlerinde daima müspet, ümit var edici ifadeler kullanılmasını emretmiş, menfi konuşmayı menetmiştir. Ölüm döşeğindeki Hz. Sa'd b. Ebî Vakkas’a “radıyallahü anh” dahi iyileşeceğine dair Nebevi telkinde bulunmuş ve Hz. Sa'd bu Nebevi bereket ile uzun yıllar İslam’a ve fütuhata hizmet etmiştir.
Ruh sağlığı çökmüş, inanç esnekliğinden mahrum bireyler ise en ufak krizde yıkılmakta; basit rahatsızlıkları dahi zihinlerinde büyüterek kendilerini felakete sürüklemektedirler. Oysa Hz. Eyyûb’un “aleyhisselam” bedenini kaplayan ağır rahatsızlığa rağmen son ana kadar sabretmesi ve ancak fıtratı zorlayan son raddede Rabbinin merhametine sığınması, imanlı bir ruhun hastalıklara karşı sergilediği Nebevi duruşun timsâlidir.
İslam, hastalıklara insani ve makul tepkiler vermeyi yasaklamaz; acı anında inlemek veya hüzünlenmek isyan sayılmaz. Nitekim Efendimiz de “sallallahü aleyhi ve sellem” şiddetli baş ağrısı çektiğinde "Of başım!" diyerek insani acısını ifade buyurmuştur. Ancak İslam, aşama ne olursa olsun çaresizlik bahanesiyle intihara asla izin vermez. Zira ölüm ve yaşlılık hariç, yeryüzündeki her hastalığın şifası ve devası Yaratıcı tarafından halk edilmiştir. Efendimiz’in “sallallahü aleyhi ve sellem” az yemek, az konuşmak, az uyumak tavsiyesi; "Acıkmadan yemeyiniz, doymadan kalkınız" fıtri disiplini ve karantina emri, modern koruyucu tıbbın ve koruyucu ruh sağlığının temelini oluşturmaktadır.
Sonuç olarak ruhun gıdası imandır, ilacı ise salih amellerdir. Seküler psikolojinin soğuk labirentlerinde şifa arayan insanoğlu, ancak secdesinde Rabbinin huzuruna varıp ruhunu zikirle doyurduğu zaman hakiki afiyete erecektir. Bedenin şifası ruhun sekinesinde, ruhun sekinesi ise Nebevi sünnete harfiyen uymaktadır.
Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.
Yorumlar
Recep Altıkulaç
29-08-2026 06:14Gerçekten olayların ve tahammüllerin kargaşası içerisinde bilhassa kapitalizm ve maddeperestlik yaygaralarinin sistematik çarkları arasında kalmış olan insanın çıkış kapısını oldukça güzel anlatmış hocamız. Adeta "emrolundugun gibi dost doğru olun"emrini farklı açıdan yorumlamış.tesekkurler..