NİMETLER ŞÜKÜRLE ARTAR
28 Ağustos 2026, Cuma 10:49
İnsanın dünyasına veya ahiretine fayda veren maddî veya manevî her şey bir nimettir.
Göz, kulak, el, ayak gibi uzuvlarımız ve sahip olduğumuz mallar maddî nimetlere;
İman, ilim ve güzel ahlak sahibi olmak da manevî nimetlere misal olarak zikredilebilir.
En büyük nimet ise Allahü tealaya kul olabilmektir.
O’na kul olmak da, sahip olduğumuz bütün nimetlerin, O’nun bir lütfu olduğunu unutmamak ve O’nun sonsuz kudreti karşısında bir hiç olduğumuzu anlamakla mümkündür.
Zira O kerem sahibi, biz kullarına sayamayacağımız kadar nimetler bahşetmiştir.
Nitekim, İbrahim suresi 34. ayet-i kerimede:
“Allah size öyle nimetler verdi ki, onları saymaya kalksanız sayamazsınız …” buyuruyor.
İbrahim suresi 7. ayet-i kerimede ise:
”... Eğer şükrederseniz elbette size olan nimetimi artırırım ve eğer nankörlük ederseniz, bilin ki, benim azabım elbette çok şiddetlidir.” buyurarak;
Bu nimetlerin daha da çoğalması için kendisine şükredilmesini, aksi takdirde ise şiddetli azap edeceğini,
Nisa suresi 147. ayet-i kerimede ise:
“Eğer siz, Allah'ın nimetlerine şükreder ve iman ederseniz, Allah size niye azab etsin? …” buyurarak,
Bu azaptan kurtuluş yolunun, O’na iman etmek ve şükretmek olduğunu haber vermektedir.
Şükretmek, sadece dil ile “elhamdülillâh” veya “çok şükür” demek değildir. Buna "hamdetmek" denir.
Zira hamd dil ile, şükür ise bedenle yapılır.
Nitekim Peygamber efendimiz, bir kimseye “Nasılsın?” diye sorunca:
O kimse, “İyiyim” dedi. Tekrar sorunca, yine “İyiyim” dedi.
Üçüncü defa sorunca, “Elhamdülillah iyiyim.” dedi.
Bunun üzerine Peygamber efendimiz:
“İşte senden bu cevabı bekliyordum. Bunun için soruyu tekrarladım.” (Taberani) buyurdu.
Buradan anlıyoruz ki, kul sahip olduğu iyiliği Allahü tealadan bilmeli ve bunu ifade etmek için de diliyle O’na hamdetmelidir.
O halde şükür, sahip olunan bütün nimetleri, Allahü tealanın bir lütfu olduğunu düşünerek O'nun emrettiği şekilde kullanmaktır.
Mesela gözün şükrü harama bakmamak,
dilin ve kulağın şükrü haram olan şeyler söylemeyip dinlememek,
elin şükrü harama uzanmamak,
ayakların şükrü haram işlenen yerlere gitmemek,
malın şükrü ise zekat ve sadaka vermekle mümkündür.
İyilik yapana teşekkür etmek insanlık icabıdır.
Zira Peygamber efendimiz:
“İnsanlara teşekkür etmeyen Allaha şükretmiş olmaz” (Tirmizî) buyuruyor.
Unutulmamalıdır ki, bütün iyiliklerin gerçek sahibi Allahü tealadır.
Zira o dilemedikçe kimse kimseye zerre kadar iyilik yapamaz.
Nasıl ki iyilik edenlere hürmet edilir, ihsan sahipleri büyük bilinirse, her nimetin hakiki sahibi olan Allahü tealaya hürmet edip teşekkür etmek de insanlık icabıdır.
O’na şükretmek ise, ancak O’nun emrettiklerini yapmak ve yasak ettiklerinden sakınmakla mümkündür.
Allahü teala, insanların saadetine sebep olan şeyleri emretmiş ve felaketine sebep olanları da yasak etmiştir.
Dinli olsun, dinsiz olsun, bir kimse bilerek veya bilmeyerek, bu emir ve yasaklara uyduğu ölçüde, dünyada rahat ve huzur içinde yaşar.
Bu hal, faydalı ilacı kullanan herkesin dertten kurtulması gibidir.
Ancak, iman ederse ahirette de sonsuz saadete kavuşur.
Bir kimse, Allahü tealanın ihsan ettiği nimetlerin kıymetini bilir ve bunları Rabbinin emrettiği gibi kullanırsa bu nimetler, hep onda kalır, hatta daha da artar.
Bu hal, cemiyet ve milletler için de aynıdır.
Nitekim Ra’d suresi 11. ayet-i kerimede:
“… Muhakkak ki Allah bir topluma verdiği nimeti, onlar, kendilerindeki iyi hali fenalığa çevirmedikçe bozmaz ...” buyuruyor.
Allahü tealanın ihsanı o kadar boldur ki, günah işleyenlerin rızkını kesmiyor.
Günahları örtmesi de o kadar çoktur ki, emrini dinlemeyen ve yasaklarından sakınmayanları, herkese rezil ve rüsva etmiyor.
Günahları örtmesi gibi, affı ve merhameti de o kadar çoktur ki, hak edenlere, ceza vermekte, azap etmekte acele etmiyor.
Nitekim şair ve gazeteci Abdurrahim Karakoç'a (ö.2012) atfedilen şiirde ifade edildiği gibi:
Güneş hâlâ batıdan doğmuyor; yine şükür.
Alttan ateş, üstten taş yağmıyor; yine şükür.
Küfranı nimet olduk, bu iğrenç halimizle,
Hava, su, ekmek bizi boğmuyor; yine şükür.
Allahü teala da Neml suresi 73. ayet-i kerimede:
“Şüphesiz senin Rabbin insanlara karşı lütuf sahibidir. Ancak onların çoğu şükretmezler.” buyurarak;
Kullarına çeşitli nimetler verdiğini, fakat şükredenlerin az olduğunu haber vermektedir.
İnsanlara, her türlü iyiliği ve sıkıntıyı gönderen yalnız Allahü tealadır.
Nimet gelince şükür, dert gelince, istiğfar ve sabretmelidir.
Zira bela ve musibetler, nimetlerin kıymetinin anlaşılmasına ve ahirette çok sevap verilmesine sebep olmaktadır.
Ayrıca insanın her hâlinden memnun olup Allahü tealaya şükretmesi, O’na sevgili kul olmanın alametidir.
Ahmed bin Yahya Münîrî hazretleri de (ö. 1380) :
“Her izzet ve her nimet, Allahü tealaya itaat ve ibadet etmekten;
her kötülük ve sıkıntı da, günah işlemekten hasıl olur.” buyuruyor.
Nitekim Ziya Paşa (ö. 1880) şiirinde:
Hâşâ zulmetmez kuluna Hüdâsı,
Herkesin çektiği kendi cezası…
Diyerek bu gerçeği güzel ifade etmektedir.
İnsanı şükürden uzaklaştıran, onun cehaleti ve gafletidir.
Bunlardan kurtulmak için, doğru yazılmış ilmihal kitaplarını okuyarak öğrendiklerimize uygun yaşamaya çalışmalı ve
Allahü tealanın razı olduğu bu ehl-i sünnet vel-cemaat yolunu, O’nun diğer kullarına ulaştırmaya gayret göstermelidir.
Ancak bu şekilde hareket edilirse, hakiki manada nimetlere şükredilmiş olur.
İmam-ı Rabbani hazretlerinin (ö. 1624) buyurduğu gibi;
Vücudumuzun her zerresi, gelse de dile,
Şükrünün binde birini yapamaz bile.
Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.
Yorumlar
Ahmet Battal
28-08-2026 16:13Hocam çok istifade ediyoruz kaleminize ve yüreğinize sağlık endonezya'dan selam ve dualar ederiz