IRK FİTNECİLİĞİ VE YAHÛDÎLER
17 Ağustos 2026, Pazartesi 18:39
Ayrılıkçı dergilerin para destekçisi Yahûdî Hochberg, 1913 yılında Arap kavmiyetçileri ile Kâhire ve Paris’te görüşerek Berlin’de de Siyonist teşkîlâtı adına onlarla birbirlerini desteklemek üzere bir anlaşma yapmıştı. Bunun neticesi olarak Jön Türk ve Arap ırkçılığının savunucuları ve Kâhire gazeteleri Yahûdîlerin Filistin’e yerleşmesini destekleyen yazılar yayınlamışlardı. Jön Türk, Türk ırkçılığı, Arap ırkçılığa ve Filistin’in Yahûdî yerleşim yeri olması kumpası başlamış oluyordu. (Faydalanılan kaynak: M. Erturul Düzdağ, Yakın Târihimizde Gizli Çehreler)
***
Bir başka önemli konu da M. Kemal Öke tarafından verilen bilgidir: “Türkiye’de Yahûdî cemaatinin ileri gelenlerinden Diş Hekimi Sami Ginzberg, Sami Hochberg ile karıştırılmıştır. Atatürk’ün ‘Beni Türk hekimlerine emânet edin’ dediği doktorlardan biri olan bu diş hekimi Türkiye’de Siyonizm’in temsilcilerinden biri olarak önemli siyâsî roller oynamıştı.” (M. Kemal Öke, Siyonizm ve Filistin Sorunu, 1982, ss 147-155)
Jön Türk Gazetesi’nde Celâl Nûri (İleri) başyazardı. Ahmed Agayef (Ağaoğlu) de burada yazıyordu.
Jön Türk’ün Fransızca çıkan bâzı yazılarının tercümeleri Türk Yurdu Mecmualarında yayınlanıyordu. Tanin meşhur İttihâdcı ve kavgacı yazar Hüseyin Câhid (Yalçın) tarafından çıkarılıyordu.
Tasvîr-i Efkâr Yeni Osmanlılardan Ebuzziyâ Tevfîk’ın oğlu Ebuzziyâ Velîd’indi.
Türk Ocağı dergisi de Türk Yurdu tarafından çıkarılıyordu. Bu derneğin ve derginin kurucusu da Yusuf Akçura’ydı. Yusuf Akçura “Üç Tarz-ı Siyâset” adlı manifestonun (kitabın) yazarıdır. Burada belirtilen üç tarz Osmanlıcılık, İslâmcılık ve Türkçülüktür. Kendisi bu üç alternatif içinde en uygununun Türkçülük olduğunu savunur. Akçura “Araplaşmak” adı altında ümmet kavramına da karşı çıkar ve şöyle der: “Nasıl ki ben Türk’ün Fransız ya da Rus olmasını istemiyorsam aynı şekilde Arap olmasını da istemiyorum.”
Şimdi şöyle düşünelim: Bugün dünyâda yaklaşık 2 milyar Müslüman var. Bunların çoğu Arap değil. Hepsi de kendi kültürlerini yaşıyorlar. Dilleri ayrı, âdetleri ayrı, örfî rükünler ayrıdır. Bugün de yaygın olan “Araplaşıyoruz” yâvesi maalesef Akçura ile başlamış ve hâlâ devâm ediyor. Hiçbir Katolik Hristiyan kültürde Lâtinleşmediği gibi, hiçbir Arap olmayan Müslüman kavim de Araplaşmamıştır. Maksat başka: Onun için Türkçe ibâdet diye diretiyorlar. Maksat İslâm’la bağı kesmektir.
Parvus’un Türk Yurdu’nun 9. sayısında ilk yazısı olan “Köylüler ve Devlet” ile ilgili Akçura’nın övgü dolu sözleri sâdeleşmiş şekilde şöyledir: “Muhterem Parvus Efendi’nin Jön Türk ve Tanin’deki ekonomik ve sosyal makâleleri ilim ve iktidârını pek açık göstermiş olduğundan okuyucularımıza bu yardımı te’mîn etmemizden dolayı memnûn olacaklarına inanıyorum. Bu konuda Türk Yurdu’nun bâzı konulara iştirâk etmese de halkı sevmek ve elden geldiği kadar fakir halka yardım etmek gibi en mühim bir esasta adı geçenle (Parvus) ayrılığımız yoktur.”
Görüyor musunuz Akçura’nın Parvus hayranlığını. Parvus, halkı ve fakirleri düşünüyormuş. Siyonistler Yahûdî olmayan hiç kimseye yardım etmezler. Vah başımıza gelenler. Gâfil Türkçülerin baş tacı yaptıkları Agayef, Resulzâde, Akçura, Sultan Galiyef… Bunları tam olarak tanımadıkça bu gaflet uykusundan uyanmamız mümkün değildir.
Hilmi Ziyâ Ülken “Türkiye’de Çağdaş Düşünce Târihi” adlı eserinde Ziyâ Gökalp’tan bahsederken Türkçülük hareketinin iktisâdî tarafını ele alarak şu satırları yazar ve Parvus hakkında şunları söyler: “Tekin Alp (asıl adı Moise Cohen) Gökalp’ın iktisâsdî çalışmalarında ona yardım etti; daha önce Türk Yurdu’nda bu görevi Parvus yapıyordu.”
Fethi Tevetoğlu “Türkiye’de Sosyalist ve Komünist Faaliyetler” adlı kitabında Parvus’tan kısaca bahsederek şöyle bir tesbitte bulunuyor: “Eski ve yeni komünistlerin pek çoğunun başlangıçta milliyetçi muhâfazakâr çevrelerde yer aldıkları Jön Türklerin, Ocaklıların, Türkçüler arasında bulundukları görülür. Parvus, Zinetullah Nûşirevân ve Şerif Manatof örnekleri gibi.”
Bu kadar okumuş dünyâyı ve o zaman Batı’yı çok iyi tanıyan Osmanlı medreselerinde ilim tahsil etmiş insanların bu dernek ve gazeteleri kurarken hep Yahûdî veyâ diğer ihânet içindeki azınlıklarla aynı safta çalışmalarını gaflet olarak nitelemek aslâ mümkün değildir. Çoğunun kökeninde Yahûdî sermâyesi bulunmasını da anlamadılar mı? Bunlar gafil mi, hâin mi Batıcı mı, komünist mi, milliyetçi mi, Türkçü mü? Bunlar ne?
Bir uyarı daha: 1910-1920 ve sonrasında özellikle Kafkas, Kırım, Azerbaycan ve Selânik kaynaklı fikir hareketlerindeki Türkçülük neden hep Batıcı ve anti İslâmist olmuştur? Ayrıca başarısız olan Pan İslâmizm yerine henüz dağılmayan Osmanlı Devleti’ne Pan Türkizm nasıl ikâme edilmiştir; hem de Yahûdîler tarafından… Aktörler belli: Leon Cahun, Moiz Cohen, Parvus (Alexander İsrael Helphand.) Macar Yahûdîsi olan Arminius Vambéry ki Vambéry, Orta Asya’yı derviş kılığında gezmiş, hattâ Abdülhamîd’in sarayında da uzun süre bulunmuştur.
Gördünüz mü Vehbî’nin kerrâkesini!
Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.