80’DEN 90’A, EVREN’DEN ÖZAL’A; TÜRKİYE’NİN ÇOCUK DERGİSİ VE YEŞİLAY HAN
04 Temmuz 2026, Cumartesi 09:56
“Allah’ın haramlarına, devletin yasaklarına, toplumun ayıplarına karşı gelmeyeceksin” cümlesinin manasını da galiba o günlerde özümsemiştim.
———-
Evet her hatıra tek kişiliktir ve yaşayan onu yazıp anlatmazsa, yok olacaktır.
İlk sayısı 1981 senesinin 15 Kasım’ında, Çatalçeşme sokaktaki 17 numaralı binanın çatı katında (hatta tavan arasında) çıkan…
1984 başında Yeşilay iş hanının beşinci katına taşınınca hareketlenen…
1986 başında Anadolu Ajansı binasının gene son katına taşındıktan ve hele haftalık olduktan sonra zirveye ulaşan Türkiye Çocuk Dergisi, aylık da olsa halen çıkmaya devam ediyor.
Fakat zirve yaptığı o yıllarda öyle hatıralar var ki; sözü geçen on yıllık altın dönemi her solumuş olan, yaşayıp şahit olduklarından birkaç roman çıkarır…
❤️❤️❤️
Önceki yıllar…
Liseli üniversiteli abiler ablalar sık sık yürüyüşler yapıyor, bazıları kavgalara karışıyorlardı… Arkadaşlarıyla çay içtikleri kahvehaneler taranan nice amcalar sebebini bile öğrenemeden ölüp gidiyorlardı… Okuduğumuz kitap, dergi veya gazeteleri bazı semtlerden geçerken koynumuza sokuyor başka semtlerde ise elimizde taşıyorduk… Annelerimiz babalarımız tembih üstüne tembihlerde bulunuyordu bize.
Bir sabah dışarı çıktık ki, sokağımızdaki silahlı askerler “Geri dönün evlerinize girin” dediler!..
1980 senesinin 12 Eylül’üydü.
Her türlü kara sinek, sefil böcek ve kızıl karıncalar üşüştüğü için, yemeklerinin yenecek hali de kalmamış olan memleketin fukara sofrasını kocaman bir el darb etti.
Sanki avizelerin askısı koptu, güneşin önüne bulutlar geldi, saatlerin zembereği kırıldı veya pili bitti.
O gün “darbe” ile tanıştık. Yani anayasal ve yasal süreçler dışında aniden, zorla ve silahlı kuvvetler tarafından, siyasi iktidarın ve partilerin çalışmalarına el konuldu.
Darbe; vurma, vuruş, çarpma, güç kullanma manasına geliyor. Askeri darbe ise ordu veya silahlı güçlerin, emir komuta zinciri içinde veya cuntlaşarak hükümeti zorla devirmesidir.
Kelime manası bu yani, lügatlar böyle söylüyor.
Şimdi burada, bir çoğumuzun çocukluğunu ve ergenliğini karartan, nice genç insanımızın hayatını söndüren anarşi yıllarından sonra gelen Kenan Evren ve ekibinin meşruiyetini, haklı veya haksız oluşunu tartışmıyorum. Fakat gerçek şu ki; o günlerde sokaktaki insanlar terörün bitmesinden ve televizyonlarda her gün katliam haberleri duymak yerine Kenan Evren Paşa’nın konuşmalarını dinlemekten memnundular.
❤️❤️❤️
Aradan üç yıl geçti, seçimler yapıldı. Üç ay sonra da ben Türkiye Çocuk dergisine başladım.
İşte o güne kadar üzeri bastırılmış ne kadar yeni düşünce, fikir varsa yeşermeye başladı, ilginç şekilde Özal’la beraber insanlara büyük bir gayret geldi, hemen herkes yeni bir heyecanla çalışıp üretmeye başladı.
Yeri gelmişken geleceğe ait bir not düşeyim: Vefat ettiğinde insanlar sel gibi cenazesine akarken;
“Keşke dün gece bol miktarda posterini batırsaydım, bugün acayip satılırdı” diye düşünecek, sonra bu düşüncemden utanacak ve nihayet;
“Fakat kendisi tam da böyle düşünmemden memnun olurdu çünkü hepimizin girişimci olmamızı isterdi” diyecektim.
İşte Türkiye gazetesi ve Türkiye Çocuk dergisinin tiraj almaya başlaması, ilk serbest televizyon olan TGRT’nin kadro kurmaya ve altyapı çalışmalarına başlaması hep rahmetli Turgut Özal dönemindedir.
❤️❤️❤️
O zamana kadar hiçbir iktidarın muktedir olmasına izin verilmemişti. Bütün memleket en küçük başarıya bile açtı.
Büyüklerimizin ömrü, milli maçları izlerken;
“Bari az gol yiyerek yenilsek” diye ummakla geçti!..
Çocukken “Bizim de gurur duyacak örneklerimiz olsa” derdim. Mehmet Uzun ve Mehmet Güçlü’nün Dünya Güreş Şampiyonası’nda birer gümüş ve bronz madalya almalarında memleket olarak yaşanılan sevinci hâlâ unutamıyorum.
Özal devri başladı.
6 Kasım 83 günü seçim olmuş, seksende başlayan askeri yönetim bitmişti.
O tarihten sonra piyasalara bir hareket geldi. Şaşırtıcı şekilde parıltılı neticeler alınmaya, birçok konuda ilkler yaşanmaya başlandı.
Mesela Tennur Yerlisu dünya tekvando şampiyonu oldu. Naim Süleymanoğlu gibi bir “minik” dev halter branşında bütün dünyaya kafa tuttu, hiç geçilmedi… Öyle ki, her türlü müsabakada, dünyadaki her takımı yenebileceğimizi hissetmeye başladık. Artık çocuklar kendilerine bizim gibi “Kempes, Grabovski, Kroyf, Bekenbauer, kaleci Mayer” gibi yabancıların isimlerini takmıyorlardı, kendi oyuncularımızı örnek almaya başlamışlardı.
Bunlara paralel olarak, dedik ki;
“Biz de, elimizdeki işleri en iyi şekilde yapabiliriz!”
Uzun ve heyecanlı toplantılar yapıyorduk.
Bizden başka gazetelerin çıkardığı çocuk dergileri de vardı. En önemlileri Milliyet, Tercümanve Hürriyet Çocuk dergileriydi. Yanlış hatırlamıyorsam tirajları 20.000 ile 70.000 arasında değişiyordu. Bunlar o dönem için de büyük rakamlar…
Bir gün Yeşilay Han‘daki Türkiye Çocuk dergisinin salonunda şunu konuştuk:
“Hürriyet Çocuk’u yakaladık sayılır, o önemli değil. İyice gayret edersek Tercüman Çocuk dergisine de yetişiriz ve önümüzde geçilecek sadece Milliyet Çocuk kalır.” Gün gelecek, Türkiye Çocuk dergisinin tirajı 100 ila 150 bin arasında seyredecekti.
❤️❤️❤️
Diğer gazetelerin ve çocuk dergilerinin pek bir hassasiyeti yoktu yani sayfalarına her türlü haberi koyabilir hemen her çizgi romanı basabilirlerdi. Fakat Türkiye gazetesinin, Türkiye Çocuk dergisinin ve TGRT‘nin ilk hedefi; yerli üretim idi. Yani ne yaparsak kendimiz yapacağız, yapılan her iş bizden olacak ve ehlisünnet çizgisinden asla sapmayacağız.
Ben orada olduğum süre boyunca yabancı ülkelerde üretilmiş eser satın alıp yayınladığımızı hiç hatırlamıyorum.
Enver Abi’nin sadece bu talimatı bile 10 belki 20 yıl birçok dalda pek çok sanatçının yetişmesini ve geçinecek kadar da para kazanmasını sağlamış oldu.
Çeyrek asır sonra çıkardığım “Divanyolu” isimli aylık dergime yayın parolası kabul ettiğim;
“Allah’ın haramlarına, devletin yasaklarına, toplumun ayıplarına karşı gelmeyeceksin” cümlesinin manasını da galiba o günlerde özümsemiştim.
❤️❤️❤️
Sanki koca bir gemiyle okyanuslara açılıyor, yeni bir hayatı tanımaya çalışıyorduk.
Benden (hadi kırk gün diyelim) sonra gelen Levent, uzun süre Belçika’da kaldığı için her şeye biraz şaşkın ve meraklı bakıyordu ama ben buraya bir veya birkaç sokak mesafedeki iş yerlerinde çalışmış olarak gelmiştim. Hatta şu anda Türkiye Çocuk’un kiracısı olduğu binanın sahibi olan Yeşilay Derneği’nin çıkarttığı Mavi Kırlangıç (çocuk) ve Yeşilay Dergisi çocukluğumdan beri geliyordu Paşabahçe’deki evimize.
Yani bulunduğumuz yeri, ben de bir nevi tanıma çabasındaydım…
Sadık abi ile karşı karşıya, birbirine bakan orta masalarda oturmaktaydık. En sık gelen arkadaşı ise Ahmet Sağırlı idi, Mehmet Akif’in Çanakkale Şehitlerine şiirindeki tartışılan konuyu ilk defa, onlar konuşurken dinlemiştim! Bazen dışarda da buluştuklarını biliyordum… Gene bir gün çalışırken merakım uyandı; evet bunlar cevabını bilirdi!.. Sadık abiye;
“Siz toplanınca ne yapıyorsunuz?” dedim. Bana baktı, anlamadı. Tekrar sordum:
“Toplandığınız zaman ne yapıyorsunuz?”
Zannettim ki; “işte şu kadar zikir çekiyoruz, bilmem kaç kere şöyle ve şöyle yapıyoruz, şu kadar rekat da namaz kılıyoruz” filan diyecek.
“Hiç!” Dedi…
“Nasıl hiç?”
“Hiç işte, çay içip sohbet ediyoruz…”
Ne kadar şaşırdıysam artık, unutamadığım hatıralarım arasına girmiş. Sonra biz de buluşup buluşup çay içmeye, sohbet etmeye başladık. Çünkü zaten maksat bir arada olmaktı ve muhabbet dolu kalplerle birbirimize bağlanmaktı.
Böyle olunca başarılar da gelmez olur mu hiç ardı ardına?
❤️❤️❤️
Geldi zaten…
Ama gelirken de o kocaman sevinçlerle birlikte; nice acıları, nice yorgunlukları, nice komik olayları da getirdi beraber.
Hatırladıklarımı yazmaya devam ediyorum. Siz de bunları okuduktan sonra, elbette hakkınızdır; gidin ama bir gün sonra gelip tam da buraya yeniden bakın.
Tamam mı?
Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.
Yorumlar
Halid Abay
04-07-2026 12:26bir gün sonrayı bekliyorum