ZİHİNSEL İŞGALDEN FİKRİ İSTİKLALE
08 Mayıs 2026, Cuma 12:05
Bugün, Müslümanların genel olarak din algısında köklü bir yanlışlık ve eksiklik olduğu su götürmez bir gerçektir. Bu eksikliğin temelinde, Ehl-i Sünnet’i sadece mezheplerden bir mezhep sanmak yatmaktadır. Oysa Ehl-i Sünnet, dinin ta kendisi ve değişmez gerçekliğidir. Ancak son dönemde bazı ilahiyatçıların İslami metinleri yorumlarken geleneksel çizgiyi terk edip Batılı bir metodolojiye sığınmaları, kabul edilemez bir yozlaşmayı da beraberinde getirmiştir.
Dinî metinlerin farklı bakış açılarıyla değerlendirilmesi fıtri bir durumdur; fakat bu bakış açısı pozitivist, Marksist ya da modernist bir zemine kaydığında, oradan "İslami" bir hüküm çıkması imkânsızdır. Ne acıdır ki birçok din bilgini, farkında olmadan Batılı filozofların nazariyelerini rehber edinmiş durumdadır. Hindistan’da İngiliz, Orta Doğu ve Orta Asya’da Bolşevik tesiri altında kalan zihinlerin Anglosakson veya Rus kültürüne meyletmesi kaçınılmaz bir sonuç olmuştur. Aslında karşımızda duran tablo "Türk veya Arap İslamı" değil; Fransız, İngiliz ve Rus tesirinde kalmış Müslümanların parçalanmış düşünüş biçimleridir.
Türk milletinin asıl din ve kültür kodlarını İmam-ı Âzam, İmam-ı Mâtürîdî ve Hoca Ahmet Yesevî çizgisi belirlemiştir. Günümüzde sekülerleşenlerin İmam-ı Âzam’ı, akılcılığı kutsayanların İmam-ı Mâtürîdî’yi, gevşek bir din anlayışını savunanların ise Ahmet Yesevî’yi kendi ideolojilerine maske yapmaları, bu büyük zatların ruhuna ihanettir. Aynı şekilde Mevlânâ’nın hümanizme, İbn-i Arabi’nin ise Darwinizm'e zemin hazırlamak için meşruiyet aracı olarak kullanılması, oryantalist bir projenin ürünüdür.
1960’lı yıllardan itibaren Batı kültürüyle yoğrulmuş Hint alt kıtası ve Kuzey Afrika kaynaklı eserlerin Türkçeye yoğun tercümesi, toplumsal dokumuzda menfi bir dönüşüme yol açmıştır. Selçuklu ve Osmanlı’nın Sünni, sufi ve mutedil birikimi terk edilince, tarih sahnesindeki varlığımızı devam ettirmemiz de güçleşmiştir. İslami çizginin muhafazası ancak tefsir, hadis, fıkıh ve kelam usullerinin aslına sadık kalınarak korunmasıyla mümkündür. Unutulmamalıdır ki dinde tecdit ve ihya, mağlubiyet psikolojisi ve aşağılık kompleksi yaşayan "ezik âlimler" tarafından yapılırsa, bu bir tecdit değil; ancak bir reform, ifsat ve baskın kültürlerin istilası olur.
Hâsılıkelam; millet olarak tarih sahnesindeki haysiyetli varlığımızı sürdürebilmenin yegâne yolu, sömürge artığı "izm"lerden arınmış, safi Ehl-i Sünnet omurgasına geri dönmektir. Kendi usul ve yöntemlerimizi modern dünyanın eziklik kompleksiyle takas etmek, dini ihya etmek değil, özden kopmaktır. Hakiki bir uyanış, ancak Selçuklu ve Osmanlı’dan tevarüs eden mutedil çizgiyi, yani kadim hikmeti yeniden kuşanmakla mümkün olacaktır.
Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.