Eshab-ı Kiram Düşmanı - SAPIK BİR PROFESÖRÜN HEZEYANLARI!
05 Mayıs 2026, Salı 11:26
İslam tarihi boyunca Eshab-ı kiram arasında yapılan mücadelelerin tamamı hak davasıdır diye yazar nakli esas alan kaynaklar… Aralarındaki mücadeleleri konuşmanın ne Müslümanlara ne İslamiyet’in yayılmasına faydası olmayacağının da altı önemle çizilir. İslam âlimlerinin bu konuda yazdıkları da nettir ve İslam tarihi boyunca hiçbir ehlisünnet âlimi, bu konuda kendi aklına ve anlayışına göre hareket etmemiştir.
Öyle ki mübarek Enfal Suresi’nin 72. ayeti kerimesinde; “İman edip de hicret edenler, Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenler ve (hicret eden eshabı) barındırıp yardım edenler var ya, işte onlar birbirlerinin dostlarıdır” buyurulmaktadır.
Peygamber efendimiz de; “Eshabıma dil uzatmakta Allah’tan korkun! Benden sonra onları kötü emellerinize alet etmeyin! Onları seven, beni sevdiği için sever. Beni sevmeyen de onları sevmez. Onları inciten beni incitmiş olur. Beni inciten de Allahü teâlâyı incitmiş olur. Bunun da cezası gecikmeden verilir (Buhari)” buyurmuştur.
İsminin başına “profesör” unvanı koydurmuş, mesleğini ve olmayan maharetini Esbab-ı kiram düşmanlığı üzerine inşa etmiş, İslam düşmanlarının bol parasıyla beslenip kendine verilen ehlisünnet düşmanlığının hakkını da layıkıyla icra eden, arkasına aldığı sapık vehhabi sermayesiyle kurulup bu zamana kadar İslam’a zarardan başka bir şey vermemiş TV kanallarının desteği ile kinini kusan, ipi dışarıda olan (muhafazakâr geçinen) TV kanalları dışında kendini ciddiye alan olmadığı için küplere binen; buna mukabil Eshab-ı kiramın hepsini seven, hürmet eden halis Müslümanlara da kendisine ilgi göstermedikleri için diş bileyen, bu temiz insanlara doğrudan isim vererek saldıramadığı için bunların saygı duyduğu büyük zatlara hakaret ederek, içindeki pisliği döken bu kabiliyetsiz hokkabazın hezeyanlarına bugünlerde sıklıkla şahit oluyoruz. Kuru gürültü dışında bir yeterliliği de olmadığı için sadece kendi kafasındakileri kandırabilen ve serseri mayın gibi ortalıkta dolaşan bu tiplere hamdolsun ki millet pirim vermiyor. Bunu da gördükçe sinirinden küplere binerek mübarek Eshab-ı kirama hakarette sınır tanımıyor. Bu hokkabazın suç ortağı da sosyal medyada duyar kasan başka bir soytarı! Yani tencere kapak gibi birbirlerine çok yakışan iki çirkin varlık! Bu varlık ayrıca arada bir de İslam düşmanları ile bir araya gelerek İslam’ı savunduğunu zanneden bir nasipsiz!
Aslında kendisi İlahiyat fakülteli olup yaptığı çalışmaların içinde İslamiyet’e hizmet eden bir araştırması neredeyse bulunmayıp çalışmalarının tamamına yakınını “Hristiyanlık ve Bizans Tarihi” üzerinde inşa eden bu hokkabazın bugünlerdeki geçim kaynağı ise Hazreti Muaviye ve Hülafa-i Râşidîn hazretlerine saldırıdır.
Bu hokkabazın yapacağı başka işi olmadığından evde canı sıkılıyor olmalı ki kendisi gibi aynı kumaştan olan televizyon sunucularıyla mübarek Eshab-ı kiram hazretlerine saldırmayı kendine vazife addetmiş vaziyette!
Eshab-ı kiram düşmanı bu lüzumsuzlar, ağızları köpürerek mübarek sahabelere kendi mantıklarında geliştirdikleri, hiçbir ilmi dayanağı olmayan yalan ve iftiralarla saldırmakta, zehir saçan pis ifadeleriyle saf ve temiz halis Müslümanları aldatmaya çalışmaktadırlar. Ama hamdolsun ki Anadolu irfanı bunlara galip gelmekte, bu hokkabazlara itibar etmeyerek Mübarek büyük zatlara sahip çıkmaktadırlar.
Bu tipler, hazreti Muaviye ve Hülafa-i Râşidîn hazretleri düşmanlığı üzerine inşa ettiği sapık fikirlerini hiçbir ehlisünnet Müslüman ciddiye almadığı için bu saf ve temiz insanlara da alttan alta düşmanlık beslemektedirler. Mübarek sahabelerin yukarıda da belirtildiği gibi ayeti kerimeler ve hadisi şeriflerle methedildiğini çok iyi bilen bu hokkabaz, doğrudan ayet ve hadislere saldıramadığı için laf cambazlığı yaparak sahabe-i kirama dil uzatmaktadır. Bu tiplerin geçmişte de örnekleri vardı bundan sonra da mutlaka olacaktır ama Allahü tealanın değerli ve aziz kıldığını, hiç kimse gözden düşüremez. Bunun tarih boyunca sayısız misalleri vardır.
Bu örümcek kafalıların en büyük destekçileri de muhafazakâr kimliğiyle sapık fırkaların hamiliğini yaparak her türlü dalavereyi meşru gören ama devri bittiği için izleyicisi de artık kalmamış, fitnenin kuluçka yuvası vehhabi destekçisi TV kanalları ve kişilerdir.
Oysa bütün ehlisünnet kaynakları; Eshab-ı kiramın mücadelesinin kendi nefisleri sebebiyle olmadığını bunun dinde gayretten kaynaklandığını, hizmet yarışı olduğunu yazar. Emevi, Abbasi, Osmanlı, Selçuklu, Karahanlı, Gazneli ve diğer bütün Müslüman devletlerde yaşamış mübarek âlim zatların sataşmadığı, aleyhlerine bir tek kelime bile kullanmadıkları sahabe-i kiram hazretleri hakkında galiz ifadeler kullanmak ancak adı konmamış bir İngiliz casusuna yakışacak hareketlerdir.
Allah-ü teala ve Resulullah efendimiz tarafından övülmüş mübarek Eshab-ı Kiram hazretlerinin iyi niyetinden şüphe etmek herhangi bir Müslümanın ne vazifesi ne de haddidir. Hatta ulema zatlar eserlerinde, “aralarındaki mücadelelerin, yaptıkları hizmet yarışının ne kadar halis ve samimi olduğunu göstermesi açısından da önemlidir” diye yazmışlardır.
Mücadele suresinin 22. ayeti kerimesinin mealinde, “Allah, onların hepsinden razıdır. Onlar da, Allah’tan razıdırlar” buyurulmaktadır. Nitekim İbni Hacer-i Mekki hazretleri “Sava’ik-ul-muhrika” adlı eserinde “Sahabe-i kiramdan birini kusurlu bilmek ve kötülemek” Mücadele suresinin 22. âyet-i kerimesine inanmamak olur buyurmuştur.
Bu konuda şu misali vermek de mümkündür;
Bir atlı çölde yolculuk yaparken bir vahayla karşılaşır. Adam, kendisinin ve atının dinlenmesi için pınar başına gelir ama atını bağlayacak bir şey bulamayınca, “insanlar geldiğinde kullansın!” diye düşünerek halis niyetle yere bir demir kazık çakar. Sonra oradan ayrılır. Daha sonra oraya başka bir yolcu gelir. O da yere çakılmış kazığı görünce; “bu kazığı buraya kim çakmış, birinin ayağı takılıp zarar görecek!” diye düşünerek halis niyetle kazığı yerinden söker atar. Bu konuda İslam âlimleri bunun ikisinin de sevap kazındığını belirtir. Öyle ki; “biri, insanlar faydalansın diğeri de zarar görmesin diye hareket etmiştir. Bu sebeple ikisi de niyetlerinin halis olması sebebiyle sevap kazınmışlardır” buyurulmuştur.
Bu sebeple Eshab-ı kiram arasındaki mücadeleyi aradan 1500 yıl geçtikten sonra bir teraziye koymaya cüret etmek hem hadsizlik hem de art niyetli bir davranıştır.
Bir hadis-i şerifte; “Eshabıma düşmanlık bana olan düşmanlıktan ileri gelir” buyuruluyor. Eshab-ı kiram arasındaki savaşların düşmanlıktan dolayı olmadığı, haşa öyle bir şey olmuş olsaydı İslamiyet sınırları içerisinde kalamayacakları buyurulmaktadır.
Hazret-i Ali efendimiz de; “Onlar bizim kardeşlerimizdir, fasık veya kâfir değildirler” buyurmuştur.
İki Müslüman ordunun savaşacağı Kur’an-ı kerimde de bildirilmiştir. Öyle ki Hücurat suresinin 9. ayeti kerimesinde; “Müminlerden iki fırka birbiriyle savaşırsa, aralarını bulun” buyurulmuştur ki İslam âlimleri buradaki “Mümin” kavramının kullanılmasının altını çizerler. Aynı sure-i celilenin 10. ayeti kerimesinin mealinde de; “Müminler elbette kardeştir. Kardeşlerinizin arasını bulun” buyurulmakta İslam âlimlerinin de buyurdukları gibi hepsinin “Mümin” olduğu belirtilmektedir.
Yine İbni Hacer-i Mekki hazretleri “Tathir-ül-cenan” adlı eserinde şöyle buyurmuştur;
“Hicr suresinde, ‘Biz onların kalblerindeki kin ve düşmanlığı temizledik’ buyuruluyor. Demek ki, hiçbir mübarek sahabî, başka bir sahabe-i kirama haset ve kin beslemez, Öyle ki hepsi Hakk-ul-yakin (tasavvufta ve İslamî ilimlerde bilginin en üst, en kesin mertebesi olup, bir hakikati bizzat yaşayarak, tecrübe ederek veya içine nüfuz ederek bilme hali) mertebesine ulaşmıştır. Aralarındaki savaşlar içtihat sebebiyle idi. Her biri, kendi içtihadıyla hareket etmeye mecbur olduğundan, hiçbiri kötülenemez. Onları kötülemek, “Allah onlardan razıdır” mealindeki mübarek ayet-i kerimeye inanmamak olur”.
Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki;
- Eshabımın hiçbirine dil uzatmayın! (Begavi, Buhari, Ebu Davud)
- Her şeyin temeli vardır. Müslümanlığın temeli Eshabımı ve Ehl-i beytimi sevmektir. (İ. Neccar)
- Eshabım, cin ve insanların hepsinden daha üstündür. (Bezzar)
Bir insan mahalle arkadaşına bile ismi ile hitap etmez, en azından bey, efendi gibi kelimeler kullanır. Bahse konu olan hokkabaz profesörün ise yukarıdaki müjdelere kavuşmuş mübarek eshab-ı kirama Ebubekir, Ömer, Osman, Ali, Muaviye gibi isimlerle hitap etmesi onun olmayan kalitesini ortaya koymakta, basiret ve metanet sahibi ehlisünnet Müslümanların nefretini kazanmaya devam etmektedir.
Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.