EN KUVVETLİ DEVLET
04 Mayıs 2026, Pazartesi 12:18
Bir asker devlet olan Osmanlıda, nice muazzam galibiyetlere damga vuran Yeniçerilerin zamanla bozulması, devleti çok güç durumda bırakmıştır. Ulemâ bozulan Yeniçeri’ye doğrudan muhâlif olamamıştır. Yeniçeri ile başlayan bozulma, sarayda, ulemâda, a’yanda ve nihâyet halkta Batılılaşma ile kurtulma ham hayallerini giderek kuvvetlendirmiştir…
Osmanlı son zamanlarda dış düşmanlar kadar iç düşmanlarıyla da uğraşmıştır. Meselâ bunlardan biri de meşhur Hâlet Efendi’dir. Bu şahıs aynı diğer son Osmanlı ricâli gibi Galata Mevlevîhânesi’ne intisâp etti. Rumların kâtipliğini yaparken voyvodalar ve tercümanlar sâyesinde zengin oldu. İngilizlerle gizlice haberleştiği için görevinden alındı ve öldürüldü. Bütün varlığına el konuldu, ama ba’de harâbi’l-Basra (iş işten geçtikten sonra).
İbnü’l-Emîn Mahmûd Kemâl’in “Son Sadrazamlar” adlı 4 ciltlik eserinde Keçecizâde Fuad Paşa’ya âit aktardığı şu cümle her şeyi özetliyor sanırım: “En kuvvetli devlet bizim devlettir. Zîrâ siz dışarıdan biz içeriden yıkmaya çalışıyoruz yine yıkılmıyor.”
Nice ihânet şebekeleri özellikle fitne ateşinin fitilinin yakıldığı Tanzîmâtla birlikte sarayda cirit atmaya başlamıştır. III. Ahmed, II. Mahmûd, Abdülazîz ve nihâyet Abdülhamîd’e karşı yapılan ihânetler belki de dünyâda hiçbir devlete yapılmadı. Jön Türkler, Genç Osmanlılar ve bunların en olgun meyvesi, cinâyetler cuntası İttihâtçılar ve sonrası devâm eden bir sürü ihânetlerle Osmanlıyı yıkıp Türk devletinin kabuğunu değiştirdiler.
1830’dan sonra harp tazmînâtı için Rusya’ya giden Rif’at Paşa İstanbul’a döner dönmez “Devlet-i aliyye’nin yaşaması için Garb’ı taklitten başka çâre olmadığı”nı açıkça söylemişti.
Midhat Paşa da “Benden başkası devleti idâre edemez. Ben olmasam devlet batar” demiştir. Onun ihânet cümlelerinden biri de “Âl-i Osman var da neden Âl-i Midhat olmasın?”dır.
Garip değil midir, Türk devleti Osmanlı imajıyla prestijini son zamanlara kadar korumuştur. “Eski Dışişleri Bakanı İhsân Sabri Çağlayangil’e Cezâyir ziyâreti sırasında yaşlı bir zâtın “Vezir hazretleri, sen neredeydin, 250 senedir seni bekliyoruz” demesi ne kadar mânîdârdır. (Mehmet Ozan Semerci, Târih ve Medeniyet, Sayı 20, Ekim 1995, s, 32-33)
12 Eylül Cumhurbaşkanı Kenan Evren’i İslâm ülkelerinde “Halîfe” diye selâmlamalarına herhâlde bu zât çok içerlemiş olmalıdır.
Harf İnkılâbı’nın Türkiye’de ortaya çıkardığı manzarayı meşhur Arnold Toynbee “A Study of History” isimli kitâbında “Alfabenin değişimi ile Osmanlı kütüphânelerini yıkmaya lüzum kalmadı. Bu kitaplar örümceklerin yuva yaptığı raflarda kaldı” ifadelerini kullanmıştır. (Darbeden Beter Vesâyetler, Nuh Albayrak, KTB yay. s. 154)
Hulâsaten (özetle):
“Hey Rızâ secdeye baş koy da dinle
Taşlar dile gelsin senin derdinle
Efsâne söyleyim ağla hem dinle
O şerefli mâzî meğer masalmış.”
Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.
Yorumlar
Ozan yavuz
04-05-2026 14:02Osmanlı'da kaç büyük kütüphane vardı .dini eserler hariç ne kadar bilim kitabı vardı sıkıysa bunlarida de işiniz gücünüz garblilaşma hareketleriyle ancak bilmelisinki osmanliyi senin gibi kof insanların gerici düşünceleri yıktı .Hala Batı'nın büyüklüğünü çekemiyorsunuz kahriniz bu yüzden kompleksleriniz zaten bitmez