YILMAZ BİR DÎVÂNCI: YAHYA KEMAL
26 Ocak 2026, Pazartesi 00:25
İttihatçıların fikir babalarından Ziya Gökalp, divan şiirini âdeta yok saydı. Neo klâsik bir şair olan Yahya Kemal’e Gökalp’ın salvoları meşhurdur. Yahya Kemal Fransa’da kaldığı hâlde nasıl hâlâ Osmanlı-Türk kültürüne bu kadar âşık olabilirdi? Nasıl kutsal emanetlere bu denli sâhip çıkıp, Yavuz Selim’e deruni bir hayranlık duyabilirdi? Neden hâlâ divan şiirini yaşatıyordu? Bu yüzden Gökalp’ın “Harâbîsin harâbâtîsin /// Gözün mâzîdedir âtî değilsin” sözüne, müzelere bayrak gibi asılması gereken şu cevabı vermiştir: “Ne harâbî ne harâbâtîyim/// Kökü mâzîde olan âtîyim. ”Eskiler meyhane ehline “harabat ehli” derlerdi. Ziya Gökalp de, Kemâl’i böyle suçluyor. Onlara göre mazi, defterden sökülüp atılması gereken bir sayfadır. Bilmezler ki kopan bir sayfa defterin şirazesini kaydırır. Onlar Yahya Kemâl’in de Nihal Atsız’ın da Osmanlı Devleti’ne ve Osmanlı Türk atalarına toz kondurmamalarını bir türlü hazmedemediler. Yahya Kemal’in büyük bir inançla söylediği şu rubainin son beyti harikadır:
“Sönmez seher-i haşre kadar şi’r-i kadîm/Bir meş’aledir devredilir elden ele”
Yani “Divan şiiri elden ele devredilen bir meşale gibi dünyanın sonuna kadar yaşayacaktır” diyor. Osmanlı Türk Devleti’nin yaşayışına, diline, örfüne, inancına hâsılı her şeyine karşı çıkan bu zihniyet ve sonrası, onun estetiğin ve dilin zirvesi olan edebiyatına mı karşı çıkmayacaktı?
Y. Kemal’in, belki de hiç gitmediği Hâfız’ın kabri başındaymış gibi duyduğu derin hazzı, bir şair ancak bu kadar güzel anlatır ve bizi Maverai bir zemine çeker:
“Hâfız’ın kabri olan bahçede bir gül varmış /// Yeniden her gün açarmış kanayan rengiyle
Gece bülbül ağaran vakte kadar ağlarmış /// Eski Şîrâz’ı hayâl ettiren âhengiyle
Ölüm âsûde bir bahâr ülkesidir bir rinde /// Gönlü her yerde buhurdan gibi yıllarca tüter
Ve serin serviler altında kalan kabrinde /// Her seher bir gül açar her gece bir bülbül öter.”
İşte Yahya Kemal’i divan şairi telakki etmemizin sebebi budur. Bir tarz bu kadar güzel, bu kadar zarif, bu kadar deruni olabilir mi? Aruz tekniği zaten mükemmel olan Kemâl, bu geleneksel klâsik şiirin kaybolmaması için hep mücadele etti, ama nafile... Bu kısır kültür ve kısır dille ve dijital endeksli bir dünya meclubu bu nesil, onu nasıl anlasın. Bu nesilde estetik kavramı bile geometrik üsluplara ve behimi duygulara bu kadar esir olmuşken bir iki absürd (saçma) şiir, rock ve rap müziği onlara yeter de artar bile. Vâ esefâ!!!
Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.