VAHİDETTİN HAN’IN TABUTUNU ANLATAN İRFAN SÖYLER ve ONUN TABUTU
11 Nisan 2026, Cumartesi 11:36
Sana anlatamayacağım hatta benim de anlamadığım bir haldeydim. Bazı edebiyatçılar gördüm, Yahya Kemal yaklaştı ve “Hadi gel gidelim” dedi… Ben baktım ki Efendi hazretleri yok… “Efendi Hazretleri olmadan ben sizinle gelmem” dedim, onlar gittiler ben kaldım…
———
ÖLDÜM MÜ?
Başımdaki doktorlar meraklı ve endişeliydi. Eğilip gözlerime bakıyorlar, ışık tutuyorlardı. “Bizi duyuyor mu acaba?” Diye biri birlerine soruyorlardı.
Ben hiçbir ağrı sızı duymuyordum. Başka bir âlemden onlara bakıyor gibiydim. Zaten buraya gelirken de hiçbir şey duymamıştım...
Evdeydim.
Sanki ben bir elektrikli cihazmışım da, kablom gerilince fişim prizden çıkmış gibi kaldım! Aniden…
“Öldüm mü” dedim kendime, yok ölmemiştim. Fakat bu neydi böyle? Sadece ölmemiş olduğumun farkındaydım ama dünyadaydım ve etrafımda olanları da kısmen görüyor, duyuyordum.
“İnme” dediler…
İnme, demek ki böyle bir şeymiş!..
“Ölmedim” bile diyememek, “sizi duyuyorum” manasında başını, hatta kirpiğini bile oynatamamak!..
❤️❤️❤️
BATTANİYE KARDEŞİ
İrfan’lara gitmiştik.
Bu ev Sinanoba’da, yazlık tarzı bir sitede olduğu için, kışın biraz sıkıntılıydı. Bizim evden biliyorum; kapılar az ve katlar arasında engel olmadığı için ısıtmak zor veya çok pahalı oluyordu.
O gün bir de elektriklerin kesileceği tuttu, televizyon veya ısıtıcı çalışmaz oldu…
Hanımlar üst katta kendi işleriyle meşguldü, biz ise giriş katın salonunda, kanepenin üstüne bağdaş kurup oturmuştuk. İkimiz de kocaman, yumuşak ve aynı battaniyenin altına girmiş halde, unutulmaz sohbetler ediyorduk.
Bizde veya onlarda sık sık kendi dünyamıza çekilir; kültür ve edebiyattan, inanç ve itikattan, büyüklerin sohbeti ve hatıralardan başlar, uzun uzun konuşurduk onunla.
❤️❤️❤️
ÇOK YÖNLÜ
Turhallıydı İrfan Söyler. M.Ü. İngilizce Biyoloji okumuş ayrıca Almanca eğitimi almıştı. Bu yıllarda Bab-ı Aliyi mekân edinmişti. İnönü dönemini ve Endülüs’ün Çöküşünü anlatan iki tiyatral eseri yayınlandıktan sonra Türkiye Çocuk Dergisi’nde editörlüğe başladı. Bir ara Enver abinin sekreterliğini de yapıp terbiyesini aldı. Ardından TGRT'de senarist, yapımcı ve yönetmen olarak diziler, filmleri, programlar çekti… TGRT Avrupa Temsilcisi görevi ile Almanya'ya tayin edildi, yıllar boyu Avrupalı Türklerin sesi olmaya çalıştı.
Döner sektörüne el atarak dergiler çıkardı ve binlerce iş adamının katıldığı kongre ve zirveler düzenledi.
Bu sırada “Uğultu Hikayeleri” ve “Bizim Avrupa” isimli kitapları basılmıştı.
❤️❤️❤️
MUAMMERİM DEYİP TANIMAMAK
Uzun yıllar karşılaşmamıştım onunla. Yeni çıkacak (sonra da çıkamayan) bir gazeteye, patronla görüşmek için gitmiştim. Oradan ayrılırken denk geldik. Masasında çalışıyordu İrfan. Beni gördü ayağa kalktı ve “Muammer’im” diye kollarını açtı. Kucaklaştık…

Epey sonra…
Marmara 1 camisi önünde onu gördüm. Durup camı açtım ve el salladım ama sadece baktı bana, şaştım kaldım!
(Bunu kendisine hatırlattığımda; “biliyorsun bazen şekerim çok yükseliyor, mutlaka seni tanımamışımdır” demişti.)
❤️❤️❤️
KİTABÎ
2019 Nisan ayında aradı İrfan;
Bengü Türk televizyonunda yaptığı programı anlattı ve “Kitabî” programına beni de almak istediğini söyledi.
At uzmanı ve yetiştiricisi Mahir Başdoğan da dahil, üçümüzün sohbet ettiği güzel bir program oldu.
O günden sonra onunla tanışıklığımız dostluğa, sonra da dostluğumuz kardeşliğe dönüştü. Hemen hemen aynı şeyleri seviyor aynı şeylerden nefret ediyorduk, hassasiyetlerimiz çok yakındı.
Mahir Bey’in Bayramiç’deki çiftliğine gidip atlarla üç beş gün vakit geçirmenin planını yapmaya başlamıştık.
Fakat işler tersine dönecekti!
❤️❤️❤️
120’LİK AKINCI BEYİ
“Sancak Birlikleri” romanını vermişti bana, okudum. Yıldırım Bayezit’in, Sultan Timur’a yenildiği Ankara Savaşı ile 15 Temmuz kalkışmasını öyle bir harmanlamıştı ki, çok sevdim.
O günlerde yeni bir çalışma ile meşguldü: “Akıncı beylerinin hepsinin genetik babası da olan ve yüz yirmi küsur yaşındaki Gazi Evrenos Bey, Padişah’ın esir kalmasını hazmedemediği için plan yapar, Anadolu’ya geçer ve Bayezid Han’ı kurtarmak üzere hücuma kalkar…”
Bu da öyle basit kovboy hikayelerine hiç
benzemeyen, acı ama gerçek olduğu için de baldan tatlı bir kahramanlık destanıydı…
Bu roman da “Evrenos Fırtınası, Gazi Evrenos Bey” adıyla Ekim 2019’da basıldı. Elbette ilk okuyanlardan biri ben oldum.
Fakat iki ay geçmemişti ki;
“İnme” dediler…
Ve bu hastalık için belirtilmiş iki merkezin birinde bulunan bu konunun uzmanı olan yabancı doktorun teşhisine göre;
“Kurtulma ihtimali en fazla yüzde iki imiş” dediler…
❤️❤️❤️
“İNME”
İçimiz yanmıştı.
İşte bu ümitsizlik zamanında, ümidi ve gayreti en fazla olan kişi, kesinlikle hanımı idi.
N. Hanım hem İrfan’ın üç aylık yatalak kaldığı süre boyunca hem de sonraki zamanlarda; ona bir kundaklı bebek gibi, kafesteki bir muhabbet kuşu gibi, saksıdaki bir nadide çiçek gibi bakıyordu.
Şekersiz pastalar, unsuz ekmekler, bizim hiç aklımıza gelmeyen ama onun beslenebileceği yiyecekler yapıyor, vitaminler buluyor, gerektiği zaman da hacamat, sülük gibi doğal tedavileri kendi uyguluyordu. Hatta inme olunca ambulans gelinceye kadar geçen kısa sürede bile kafasına hacamat yapmış, hastaneye götürenler başını kanlı görünce düştüğünü sanmışlar. Ama bir rivayete göre de; ancak yüzde ikilik ihtimale tutunup ayağa kalkabilmesinin sebebi de gene işte o aceleyle yapılan hacamattı.
❤️❤️❤️
YATALAK AYLAR
Üç ay kadar yatalak idi İrfan. İyi haberlerini aldıkça yani kıpırdadığını, adım atmaya başladığını, yürümeğe çalıştığını duydukça herkesin ümidi çoğalmaya başlamıştı…
Ümidin başı ve olağanüstü çaba gösteren gene sevgili hanımıydı… Günün her saati değil her dakikasını onun iyileşmesi ve hastalanmaması için geçiriyordu. Önce hastanede sonra evde yoğun perhizler, düzenli egzersizler ile İrfan kendini toparlamaya başlamıştı.
Biraz daha zaman geçince buluşmaya, oturup sohbet etmeye başladık. Ne zaman oralardan geçsek yolu çevirip uğramaya başladık.
Sinanoba, Velimeşe’ye de Beykoz’a da yaklaşık bir saatlik mesafedeydi. İrfan araba kullanamıyordu. Ya hanımı vasıtayı dikkatlice kullanır da gelirler veya biz onlara giderdik.
Bu dönemde yakınlığımız artmıştı. Ardımızda çok güzel hatıralar ve Beykoz’un her yerinde, Kuleli’de, Çamlıca’da, Velimeşe’de ve daha pek çok yerde fotoğraflar bıraktık.
❤️❤️❤️
EZANSIZ YILLAR
Ezansız Yıllar, önemli bir romandır ve 2020 yılında çıktı. Bu aslında, daha çok gençken, henüz nişanlı olduğu dönemde yazdığı ve bir tiyatro eseri olarak basılan eseriydi. Ve hatta, yazarı için tehlikeli olabilecek zamanlardı o devir!
İşte onu yeniden elden geçirip roman haline getirmiş, güzel ve hayırlı bir “evlat” olarak kucağına da alabilmişti.
Okuyunca, kısa kesmiş olduğunu söylemiştim. “Dönemin zulmünü daha uzun anlatabilirdin” dedim de “Bu kadarı yeter” demişti…
Hastalanmak iyileşmek, yaşamak ölmek, yeyip içmek veya aç kalmak umursanacak şeyler değildi İrfan için, hatta yazdıklarının tashihleri bile mühim değildi. Tek hedefi vardı, bana öyle geliyordu ki; “bir işi daha” bitirip noktalayabilmek.
❤️❤️❤️
DEVE BAĞIRTAN
2021’in Eylül’ünde TEKNOFEST 4. havacılık, uzay ve teknoloji festivali vardı. “Hanım patrondan” izin alamamaktan korkarak, birbirimize “gidelim mi” dedik. Günü geldi, hanımlar onlarda kaldı ve biz Yeşilköy’e yollandık.
O gün hatırımda kalan bir detay; Büyükçekmece’den Beylikdüzü yönündeki büyük televizyon kulesine doğru tırmanırken, yeni mezarlık hizasında dik, çıkması zor olan bayırda yol büyük bir “S” çizer. Oradan geçerken;
“Biz iki sene Velimeşe’de kalmıştık, dedim…Benim üçüncü sınıfa başlayacak olduğum üçüncü yaz sonu İstanbul’a döndük. Bir kamyona yüklenmiş olan eşyalar ve bütün aile Paşabahçe fabrikası arkasındaki evimize dönerken ablamlar kamyonun arkasında eşyaların içinde, annem babam ve ben ise önde oturuyorduk. İşte buralar bomboştu. Kıvrılarak çıkan yokuş net olarak gözüküyordu. Büyükler, buraya; “Deve bağırttıran” dendiğini konuşuyorlardı.
Bunu hatırlamamın sebebi, bir kaç gün sonra resim defterime bu yokuşu ve tırmanan kamyonun resmini çizmiştim. Elbette taşınmak benim için çok önemli bir gündü. Babamlar çizdiğimi görünce hayret etmişler ve resim hakkında çok defalar konuşulmuştu. O yüzden hiç unutmadığım bir yerdir...
İrfan, bunları dinledikten sonra, dedi ki; “Buraya hâlâ böyle söylüyorlar. Deve bağırtan, bağırttıran. Halk arasındaki adı budur.”
❤️❤️❤️
TEKNOFEST MACERASI
Yeşilköy‘e vardık. Eski havaalanının, otoparkına arabayı bıraktık. Fakat o zaman, ilk defa gittiğimiz için, Teknofest alanına nereden gireceğimizi, bilemedik. Epey yürüdükten sonra vasıtaların Havaalanı terminali girişindeki görevli polislere sorduk. Biri eliyle işaret etti. Yolun karşısına geçtik. Geri dönmemiz gerekiyormuş ama biz sola doğru gittik. Orada bir kapı var zannettik. Çok yürüdük caddeye çıktık. İrfan ilk defa bu kadar yürüyordu. Ben bile daha girmeden yorulmuştum. Buradan geri dönsek daha uzun olur, ileri yürürsek daha erken gireceğimizi düşündük. Şimdi ana cadde kenarından yürüyorduk havaalanı sağ tarafımızda kalmıştı. Bıkıncaya kadar, ağır ağır yürüyerek o yöndeki vasıta giriş kapısına kadar geldik.
Arada bir durumunu soruyordum. İrfan yorulmuştu ama hiç kilosu olmadığı için devam ediyordu. Nihayet oradan bir giriş bulup Teknofest alanına girdik.
Bu alanı bilenler bilir, inanılmaz büyük bir yerdir. Zaten alan belli yani eski Yeşilköy Atatürk havalimanı…
İnanılmaz bir ortamdaydık. Gördüklerimiz, şaşkınlığımız, sevincimiz, gururumuz, bizi ayakta tutan sebeplerdi. Bütün teknolojik aletler, bütün savaş araçları, yaptığımız uçaklar, helikopterler, her şey işte dokunabildiğimiz mesafedeydi.
Saatler geçti. Akşam oldu. Çıkma saati geldi. Stantlardaki görevliler bile ayrılmaya başladılar. Biz büyük alanın en batısındaydık, çıkabilmek için tam tersi istikamete gitmemiz gerekiyordu. Görevlilere, “arkaya kestirmeden geçmek istediğimizi” söylüyorduk ama onlar buradan geçiş olmadığını, kapıya kadar yürümemiz gerektiğini söylüyorlardı. İrfan ise;
“Siz böyle diyorsunuz ama biraz sonra buradan beni ambulansla çıkartacaksınız” diyordu.
Neyse, biraz dinlendik. Oturacak yer de yoktu. Gene yavaş yavaş yürüyerek, nihayet kapıya varabildik. Normal çıkışları kullanarak, herkesle beraber, meydanı terk ettik ve havaalanı otoparkına ve arabaya kadar gidebildik.
Çok şükrettik.
O gün, ikimiz için de çok yorucu oldu. Fakat irfan için inanılmaz bir gündü. Yaklaşık iki senelik mecburi istirahati arkasından böyle bir efor sarf edebilmek, onun kendine ve ayrıca benim ona karşı son derece güvenimi sağladı. Normal insanların bile beceremeyeceği bir işi becermişti. Artık ikimiz her yere gidebilirdik.
❤️❤️❤️
DÖNER ZİRVESİ
Hastalığı dönemimde çok ağır masraflar olmuş, babacığının yükü altına da oğlu sevgili Behnan girmişti.
İrfan ise biraz toparlanınca hemen harekete geçti. Benim de çizimler yaptığım, belli zamanlarda çıkan ve belirli adreslere yollanan Döner Haber gazetesini çıkarttı.
Sonra da yeni bir Döner Zirvesi planlamaya başladı.
2022 Mart ayındaki 9’uncu zirvede dünyanın onlarca ülkesinden pek çok işadamını Antalya’da buluşturmayı başardı.
Fakat çok yorulmuştu hatta bir gün daha dinlenmek için kaldıkları otelde, acil olarak hastaneye gitmek durumunda kalmıştı.
Yorgunluğa, gribal duruma filan verdiler ama belli ki en az bacakları kadar kalbi de yorulmuştu.
❤️❤️❤️
ŞEKER KONUSU
İrfan’ın artık çok dikkatli yaşaması gerekiyordu.
Ağır perhizler, düzenli kontroller, ilaçlar filan… Bunun yanında şekeri vardı, dikkat ediyordu. Ve bazen dostlarının (düşünmeden) tatlı getirmelerine söyleniyordu. Ben gelirken “şunu getireyim mi veya ne istiyorsun” diye sorardım, o ise genellikle her şeye hayır derdi.
Şekerli tanıdığı olmayanlar bilmez; sadece baklava değil, hemen hemen her türlü meyve, havuç, patates gibi sebzeler, boza, beyaz ekmek, kek, kurabiye ve daha çok şey bu tip hastalar için tehlikelidir.
Fakat her şartta İrfan Söyler proje üretmeye ve ara vermeden çalışmaya devam ediyordu.
Bir gün, Vahidettin Han’ın sürgünde vefat edişini ve cenazesinin, tabutunun başına gelenleri teferruatıyla anlattı ve;
“Ben bunun romanını yazacağım” dedi.
Bu konu hakkında çok konuştuk.
“Adı ne olacak” dedim.
“Tabut” dedi. Biraz düşündükten sonra;
“Tabut, kelimesi Alfred Hitchcock tarzı bir hikayenin başlığını andırıyor. Fakat bizim konumuz bambaşka. Onun için sadece “Tabut” değil de “Sultan Tabutu” olsun, dedim.
❤️❤️❤️
SARI ÇİĞDEM
Telefon etti bana…
Şimdi fotoğraflara bakıp görüyorum ki 11 Ekim 2022 günüymüş.
“Bitti” dedi.
“Ne bitti?”
“Sultan Tabutu.”
Ne çok sevindim o gün. Yazılmasını çok istediğim ve hiç kimsenin o güne yazmadığı bir konuydu:
Sürgüne yollanmış olan Sultan Vahidettin Han, 16 Mayıs 1926 Pazar gün İtalya’da, San Remo’da vefat etmişti. İşte o günlerde başlayan roman; kötü niyetli esnaf ve bir kısım düşüncesiz yakınlar tarafından aşırı borçlandırılan Sultan’ın cenazesine çektirilen sıkıntıları, şehzade Ömer Faruk efendinin Sultan’ın Tabutu ile yaptığı o uzun, bitmez gibi gelen tren ve vapur yolculuğunu anlatacaktı.
“Bekle geliyorum” dedim…
Yaklaşık 80 km ve tahmini olarak bir saat mesafedeydim.
O günlerde, toprağa hiç koymadığım birkaç çiğdem soğanı yeşerip uç vermiş ve sapsarı çiçekler açmıştı. Onları direksiyonun üstünde gezdirirdim. En güzelini seçtim ve İrfan’a verdim.
“Bu senin, Sultan Tabutu’nu bitirme hediyen” dedim.
❤️❤️❤️
YİRMİÜÇ
Epey muhabbet ettik. Yazdıklarını bana yolladı o gece okumaya başladım. Fakat çok fazla düzeltilecek yer vardı. Okuyamadım. Tekrar ve dikkatlice gözden geçirmesini istedim. Aradan biraz zaman geçti, “yaptığını” söyledi. Ben tekrar okumaya başladım hatta bu defa;
“Düzeltilmesi gereken yerleri istediğin şekilde sen düzenle” dedi.
Eyvah! Bu benim için, yeniden yazmaktan çok daha zordu. Çünkü aşırı titizlenir, mantıkî, hukukî, edebî ve estetik açısından hatasız olmasını isterim.
Ben yavaş yazarım İrfan ise hiçbir teferruata dikkat etmeden, sanki şehadete koşan bir akıncının sadece hedefe odaklanmasıyla yazmıştı…
Şimdi biliyoruz ki böyle yapmakta da haklıymış!
Fakat romanda omurga sağlamdı. Bunu herkesin okuması lazımdı. Hatta kitap yazılmadan önce henüz proje aşamasındayken, yönetmen arkadaşımız Cem Akyoldaş ile konuşmuşlar, aynı heyecan içinde; “sponsor bulur bulmaz filme çekilmesi” konusunda hemfikir olmuşlardı.
Kitap, İrfan’ın yeni kurduğu 23 Yayıncılık adına çıktı ve ilk sayfasında şöyle yazıyordu:
“Sen öldüğünden beri bu millet ağlıyor. Hakkını helal et Sultanım…”
❤️❤️❤️
GEÇMİŞ OLSUNA GİDECEKKEN
Beş altı ay geçti geçmedi kalbinde sıkıntı olduğunu öğrendik… Damarları tıkalıymış. Yedi tane stant taktılar. Durumu içinse gayet iyi dediler… Fakat bir hafta sonra,
12 Nisan 2023 gününün sabah namazında, abdestli olarak ebediyete göç etmiş!..
Şaşkın…
Şaşkın ve teslimiyet içindeydik.
1967’nin aralık ayına tekabül eden Ramazan ayının ortasında doğmuştu, gene bir ramazan ayının ortasında vefat etti.
O gün sosyal medyada şunu paylaşmışım:
“Romancı, yayıncı, arkadaşım İrfan Söyler bugün sabah namazı vakti vefat etti. Pandemide inme geçirdi, sonra iki kitap bir roman yazdı, bir fuar organize etti, Döner Gazetesi ve 23 Yayınevini kurdu.
Geçen hafta 5 damarına stant takıldı, iyiydi. Geçmiş olsuna gideceğim gün cenazeye gidiyorum!..”
Gerçekten de son romanı Sultan Tabutu’nu basmak için 23 Yayınevi’ni kurdu ve 23’ün Nisan’ında kendi de tabuta konup o büyük kapıdan geçti.
Kendine “Jet imam” derdi ve kısa süre ortadan kaybolur ve o sırada namazını kılıp gelirdi.
❤️❤️❤️
VE İRFAN’IN TABUTU
Marmara 1 camisi oruçlu insanlarla doluydu… En ön safın sağ kısmında, hepimizin üzerinde büyük emekleri olan Rahim Er ağabey ile yan yana oturuyoruz. Görüyorum, belki benden de büyük bir acı içinde. Namazdan çıkıp musallada yatan İrfan’ın ardına diziliyoruz. Bütün bahçe dinini itikadını bilen abilerle, kardeşlerle, arkadaşlarla dolup taşıyor, kimler yok ki burada…
Ve birazdan İrfan kardeşimiz eller üzerinde, İhlas Vakfı’nın aracına konarak, sırtını koyup, dünyada son yatacağı yere doğru yola çıkıyor.
Allahüteala ona ve bütün ölmüşlerimize rahmet eylesin. Bu duaya “amin” diyenlerden de razı olsun inşallah.

Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.
Yorumlar
ahmet sırrı arvas
15-04-2026 19:12Çok güzel bir dost ve fedakâr bir ağabeyimizdi... Çok gayretliydi... Arkasında güzel eserler, güzel dostlar, güzel izler bıraktı... Rahmetle...
Cem Skyoldaş
14-04-2026 18:29İrfan abi deyince aklıma ilk gelen onun naifliği güzel ahlakı ve bitip tükenmek bilmeyen enerjisi. Arkadaşlığı dostluğu gerçekten başkaydı. Buluşalım özleştik deyince nerde ne kadar uzakta olursa olsun koşup gelirdi. Birlikte çok hayaller kurduk projeler ürettik. Ama Onun gayreti ve azmi hep başkaydı. Benim Adım Melek dizisi için Belgrad çekimleri için o rehberlik yapmıştı. Sonra birlikte Plevne cephesini anlatan bir senaryo çalıştık. En son “ Sultan Tabutu” o zor döneminde azmetti yazdı. Ve kucağımıza bıraktı. Çekmekle mükellefiz. Mekanı cennet olsun…
Nezih BERKSOY
12-04-2026 19:37İrfan abiyi, inme doktoru ile tanıştırmıştım. Daha sonra ikimizi de Sinanoba’daki, o çok güzel tarif ettiğimiz evinde misafir etmişti. Kitaplarını bana da hediye etmişti. Tv’deki programında da misafir etmişti. Güzel insandı. Allahü teâlâ hazretleri rahmet eylesin.
Nazif Tunç
12-04-2026 16:01Allah rahmet eylesin. Üç yıl olmuş İrfan kardeşimiz sonsuzluk yurduna göçeli. Dünya böyledir... Fanidir ve gafildir. İnsan bu. Hep unutur... Unutanlalara ve kalanlara Rabbim istikamet versin inşallah.
ME
11-04-2026 16:43Arkadaşlar, dostlar, abiler, kardeşler… Buradaki yazıları okuduğunuz zaman fark ettiğiniz yanlış, eksik veya anlatılanlara ilave edilecek bir şey varsa, yazmaktan çekinmeyin. Böylece hem okuyanlara faydası olur, hem de biz doğrusunu yazar düzeltir, doğru hali ile bırakmış oluruz.