• DOLAR
    41.27
  • EURO
    48.66
  • ALTIN
    4850.3
  • BIST
    10.449
  • BTC
    112074.59$
Deneme Reklam

TOPAL MOLLA - Bir Milletin Acıklı Hikayesi ve Bugüne Mesajlar!

24 Şubat 2026, Salı 06:12
TOPAL MOLLA - Bir Milletin Acıklı Hikayesi ve Bugüne Mesajlar!

Yıl 1929…

Kabil Havaalanı ve gizemli bir yolcu…

Fötr şapkalı, sakalsız ve elinde bastonu ile aksayarak kibirle yürüyen bir adam?

Bir adam eliyle bir ülke nasıl mahvedilir o saklı bu yürüyüşte…

Adı Topal Molla veya bazılarının tabiriyle Topal Hoca…

Biraz geriye gidelim şimdi…

Yıl 1920…

Yer Afganistan….

Nereden geldiği belli olmayan, hiç kimsenin tanımadığı, hocası veya mürşidi de olmayan, hiç kimsenin de “sen kimsin?” diye sormayı akıl edemediği (veya cesaret edemediği) sakallı, cübbeli, sarıklı, şalvarlı ve elinde tespihi ile ortalığı kasıp kavuran tuhaf bir adam…

3-5 kişi ile kurduğu dergâhta etrafına topladığı kalabalıkla kısa sürede yüzbinlere ulaşan bir yapı…

Zaten İslam dünyasını mahvetmek isteyenler her şeyi bu şekilde başlatırlar. Garip ve sahipsiz bir İslam nüfusu ve herkesin proje sahasına dönüşmüş bir coğrafya… Projelerin hedefindekiler ise yine Müslümanlar…  

Yalanlarla “büyük alim, evliya, şeyh ve mübarek adam” denilerek Afganistan’da hızlı bir şekilde büyüyen bu sahtekâr oluşum kısa sürede emeline kavuşur. 2-3 yıl içinde 200 bini geçen ve 1925 ‘te ise 300 bini bulan bir örgüt haline gelen bu yapının niyeti o günlerde hiçbir şekilde anlaşılamaz ve artık ülkede tek otorite haline gelmeye başlarlar. Kısa süre sonra da krala karşı ayaklanma başlatılır. Bu ayaklanma ile büyük katliamlar yaptırılarak çok insanın kanı akıtılır ve daha da vahim olanı Afgan Kralı Emânullah Han bu olaylara mâni olamaz. Kral Emânullah Han, ülkesinin menfaati ve daha fazla zarar görmemesi için 1929’da ülkesinden ayrılmak mecburiyetinde kalır.

Kral Emânullah Han, ülkesinden ayrılmak için, Kabil Havaalanında tayyaresinin hareketini beklerken, birden yanına tuhaf ve esrarengiz bir kişi yaklaşır.  Emânullah Han’a ‘’beni tanıdınız mı?” diye sorunca kral birine benzetir ama emin olamaz. Esrarengiz şahıs, “ben Topal Mollayım” der’. Kral şaşırmıştır ama yine de belli etmemeye çalışır. Çünkü bu kişinin kim olduğunu aslında biliyordur. Mücadelesi de zaten bunun içindir.

İngiliz ajanı Topal Molla, fesini, sarığını çıkarmış, uzun sakallarını kesmiş, başında İngiliz fötr şapkası ve kravatıyla, kazandığı zaferin mağrurluğu içerisinde ülkesi olan İngiltere’ye yola çıkmıştır. Sonra şunları söyler; “Afganistan’ı karıştırmakla vazifeliydim, vazifemi başarıyla tamamladım ve seni tahttan indirdim. Şimdi ise İngiltere’ye dönüyorum’’ der.

Kral Emânullah Han, hüzünlü bir vaziyette iç çekerek İngiliz ajanı Topal Molla’ya şunları söyler; ‘ben senin bir İngiliz ajanı olduğunu ve hangi vazifeyle ülkeme gönderildiğini çok iyi biliyordum. Sen, dini kullanarak halkımı öylesine etkilemiş ve onların gönüllerine girmiştin ki senin İngiliz casusu olduğuna onları inandıramadım’’ der.

İngilizler, 1919 yılında Afganistan’a bağımsızlık hakkını kazandıran Rawalpindi Savaşı’nın intikamını bu şekilde almışlardır. Bunu da İslam coğrafyasına gönderdiği binlerce ajanından biri olan Topal Molla lakaplı bir casusuyla başarmıştır.

Şimdi bu acı hikâyeyi niçin anlattık?

Bu topraklarda Topal Mollalar hep vardı halen de varlığını doğrudan ve dolaylı yollardan devam ettiriyorlar…

Bugün Müslümanların kendi dinlerini bozanların ekmeğine yağ sürercesine gaflet içinde yaşamaya devam etmeleri, kolay proje haline gelmeleri ve kandırılmaları da dinlerini olması gerektiği şekilde ve miktarda öğrenememelerinden kaynaklanmaktadır. “Çok kitap okumak değil, doğru kitapları çok okumak lazım” düsturu gereği hareket etmenin ehemmiyeti de burada önem arz etmektedir. Çünkü, ağzı güzel laf yapan, kendilerini ağlatan, sırf sesi güzel olduğu için insanları etrafına toplayan ve kusursuz ajitasyon ile avına kolayca yaklaşıp kendine çekenlerin hedef kitlesi de çoğunlukla alt yapısı göçmüş muhafazakarlardır. Mesela geçmişte yasaklarla ağır bedeller ödeyen mütedeyyin zümrenin hassasiyetlerini okşayarak duyar kasan ve İslamiyet’in yasak ettiği çalgılı ilahilerle saf Müslümanları etrafına toplayan, bedeni burada kökü başka yerlerde gezinen şöhret meraklısı bir kısım itici tiplerin dinlerini tam manasıyla bilmeyen bazı kişilerin imanını hedef alması da tesadüf değildir. Bu tiplerin niyetleri iyi anlaşılmalı, elinde bir imanı kalan saf Müslümanların bu tiplerin niyetlerine karşı doğru kaynaklara sarılarak dinlerini öğrenmeleri şarttır.

İslamiyet, Allahü tealanın emirlerinin Peygamber efendimiz vasıtasıyla bize ulaştırıldığı son dindir. Haram da bellidir helal de… Her Ramazan-ı şerifte gönlü ve vicdanı huzurla dolan saf Müslümanları ilahilerle coşturmak ecdadın da uyguladığı bir metottur. Ama ilahilerin çalgılı söylenmesinin ise çok tehlikeli olduğu hatta küfre kadar götürebileceği kitaplarda yazmaktadır.

Ebüssüûd Efendi “Fetâvâ-yı Ebussuûd” adlı fetvalarının toplandığı eserinde, çalgılı ilahinin küfür olacağına fetva vermektedir. Fetva ise şu şekildedir; “Ney çalıp, tevhid ve salevat okumanın ve işitip lezzet duymanın hükmü nedir? Cevap: Bu iş, tevhidi ve salevâtı hafife almak ve alay olacağı için küfür olur.”

Bu konularda muteber kaynaklarda şunlar ifade edilmektedir;

“İbadete çalgı karıştırılmaz. Tasavvuf müziği diye bir şey dinde yoktur. Bir evde, küçük zenci kızlar (cariyeler) def çalıp şarkı söylüyorlardı. Resulullah efendimiz gelince, şarkıyı bırakıp, Resulullah'ı övmeye başladılar. Resulullah efendimiz “sallallahü aleyhi ve sellem”, “Onu bırakın, oyun arasında beni övmeyin! Beni övmek (mevlid, ilahi) ibadettir. Eğlence, oyun arasında ibadet caiz değildir” buyurdu. (K. Saadet)

Resulullah efendimiz, Rübeyyi binti Muavviz’in düğününde, def çalarak Bedir Savaşı’yla ilgili kahramanlık marşları söyleyen iki küçük kızı dinlemiştir. Bu esnada marş söyleyenlerden birinin, (Aranızda, yarın ne olacağını bilen bir Peygamber var) demesi üzerine, Resulullah Efendimiz, (Bırak o sözü, önceki söylediklerine devam et, gaybı ancak Allah bilir) buyurmuştur. (İbni Mace)

Burada da belirtildiği gibi maalesef bugün Müslümanlar, aynı delikten sokulmaya devam etmektedir.

Yıllarca en temel hakları ellerinden alınan saf ve temiz mütedeyyin insanlarımız, rahat ve özgürlük ortamına kavuşmanın verdiği heyecan ve mutluluktan olmalı ki bugün din ile alakalı her oluşum, hareket ve faaliyete şartsız ve sualsiz destek olmaktadırlar. Bu durum geçmişte de yaşanmış önce, insanların devlet eliyle sunulan temel dini hakları ellerinden alınmış, arka planda “Din, Allah, Kitap” diyen FETÖ gibi hain ve sahtekâr örgütler saf, temiz ve samimi insanlarımız tarafından kurtarıcı olarak görülmüştür. Bunların tamamı da planlı ve programlı uygulanan oyunlardı. O zaman da bu hainlerin niyetlerini anlayan ve insanları uyarak kimseler ya ihanetle suçlanmışlar ya da en ağır hakaretlere maruz kalmışlardı. Bugün aynı oyunlara karşı uyarmaya devam edenler yine aynı ithamlara muhatap olmaya devam etmektedirler.

Arkasını dayadığı siyasi ve ekonomik oluşumlara körü körüne bağlı, oradan aş ve iş ile nemalanan bazı fırsatçıların, gördükleri olumsuzluklara, “ucu bana dokunur” endişesiyle ses çıkarmaması hatta onları desteklemesi de ayrı bir vebal konusudur. Bu tiplerin vatan, millet, din, iman ve memleket adına ortaya koydukları da sadece popülizmden ibarettir maalesef ki en fazla sesi çıkan kişilerin de genellikle bu tipler olduğu bugün müşahede edilmektedir.   

Ayrıca bu toprakların insanları geçmişte çok acı ve hüzün yaşamışlar, kendi acılarından çevrenin entrika ve oyunlarına kafa yormaya fırsat bulamamışlardır. Bu sebeple de oynanan oyunların farkına çoğunlukla iş işten geçtikten sonra varabilmişler ama bu da büyük bedellerin ödenmesine sebep olmuştur. Geçmişte kandil gecelerinde 5 yıldızlı büyük otellerde canlı televizyon yayınları eşliğinde, 1400 yıldır her ne hikmetse haşa ecdadın hatırına gelmeyen (!) çalgılı kandil eğlencelerini keşfeden FETÖ örgütünün taraftarlarının bu yaptıkları tenkit edildiğinde de en fazla karşı çıkanların sonradan salya sümük ağlayanlar olduğu da bir kenara not edilmiştir. (Bu kişilerin önemli bir kısmı bugün en azılı FETÖ düşmanı gibi görünmekteler ama bunların şuuraltında bazı şeylerin izlerinin barınmaya devam ettiğinden zerre şüphe etmemek lazım!). Bugün içinde bu kırıntıları taşıyan tiplerin bazıları, dinde yozlaşmaya hizmet etmekten başka bir işe yaramayan bir soytarının ilahi adı altında başlattığı akımı da alkışlamakta, aynı delikten sokulmayı hüner olarak görmekten imtina etmemektedirler. Tarih boyunca bunların sayısız misalleri vardır.

Bunların dışında bazı gafil tipler de vardır ki din gayretinden yoksun zavallı tipler grubuna girer bunlar… Bu tiplerde “bir defacıktan birşey olmaz” mantığı hakimdir. Ayrıca bu tipler, “baksana ilahide ‘Allah’ diyorlar. Kâbe, Hac gibi kavramları duyuyor çocuklarımız” diyerek teselli ederler vicdanlarını… Bunlara, “çocuk bu mübarek kavramları günün birinde nasılsa duyacak, önemli olan duymak değil muhteviyatındaki manayı ve mesajı anlamaktır” deseniz de tehlikeyi idrak etmekten uzak bir duruş sergilerler. Bunların bazılarının duyguları aklının önüne geçtiğinden hakikati görmekten çok uzaktırlar… 

(Not: Geçmişte FETÖ tehlikesi hakkında uyarılarda bulunan iyi niyetli insanlar, alçak FETÖ örgütünün organize ettiği Türkçe Olimpiyatlarında hakikatte Türkçe öğretilmediğini söylediklerinde de önyargılı olmakla itham edilmişlerdi. Sonra yaşananlar malum! Bugün yaşadıklarımızla o günler arasında ne kadar çok benzerlikler var. Bunu anlayabilenler de bir avuç insandan ibaret maalesef!)

Burada dikkat çekilmeye çalışılan konu, bu milletin varlık sebebi olan dininin reformist kafalı zihniyetin elinde erozyona uğratılmaya çalışılmasıdır. Bunların bazısı belki art niyetli olmasa da dine verdikleri zarar sebebiyle art niyetlilerin gerisinde de değildirler. Çünkü dinin kuralları 1400 yıldır değişmemiştir, değiştirilmemiştir ve buna niyet eden de olmamıştır. Bu reformist kafalı kişiler, en iyisini yaptıklarını zannederek dine zarar vermişler, vermeye de devam etmektedirler. Fakat kafalarında kurdukları dinin ise bir geçerliliği yoktur. Zira din; kişiye göre değişmez, Allahü teala tarafından emredilene uymaktır.

Gelecekte küçücük çocukların algılarına yerleştirilen belki basit gördüğümüz hususlar kar topu gibi büyüyerek zihinleri ve vicdanları esir alacak, elinin altından teker teker kayan değerleri günün birinde tamamen sönüp gidecektir. Bu durumda iyi niyetle atılan adımlar hiç kimseyi kurtaramayacaktır. Zira büyük zatların da buyurduğu gibi “cehennemin yolları iyi niyet taşları ile döşelidir”. Öyleyse dinimizi genç nesillere orijinal halini değiştirmeden, kurallarına ve kaidelerine tam uyarak öğretmeli, onlara, dinin kurallarını yozlaştırmadan sevdirerek aşılamalı ve yaşatmalıyız. Seyyid Ahmet Arvasi hocanın da dediği gibi, dini kurtarmaya değil dinle kurtulmaya çalışmak lazım!

Bugün basit bir ilahi ile başlayan süreçler yarın dejenere olmuş inanç sistemleri sebebiyle çocukların içi boşaltılmış bir dini hayata yönelmelerine ve din adına ahkam kesen, sadece ağzı iyi laf yapan insan avcılığında mahir sapık zihniyetli FETÖ benzeri oluşumlara yönelmelerine sebep olabilir. Dikkat edilirse Peygamber efendimizin ve Esbabı kiramın hayatında yemeden içmeye, oturmadan kalkmaya hayatın her merhalesinde uyulması gereken hassas noktalar vardır. Dinin en küçük bir hükmü bile basite alınmamalıdır. İnternetteki tarayıcı kısmına bir nokta eksik girildiğinde nasıl hedefimize ulaşamıyorsak, bize 100 adımda vadedilen mücevherleri 99 adımda elde edemiyorsak dinin bir kuralına uymamak sebebiyle de büyük zararlara uğramak mümkündür.

Tam burada Arif Nihat Asya’nın şiiri hatırımıza gelmekte, bir şey olmaz mantığı ile hareket eden zümrelerin vurdumduymazlığı ile sönen ocaklar akıllara gelmektedir. Ne demişti şair;

Bize bir nazar oldu Cumamız Pazar oldu,
Ne olduysa hep bize azar, azar oldu

Allahü teala, Eshabı kiram efendilerimizden sonra din-i İslam’a en büyük hizmeti yapan şanlı ecdadımızın dualı torunlarını her türlü sapık zihniyetli kimselerin şerrinden muhafaza buyursun inşallah…

Kitaplarda, ilim öğrenmek ve öğretmek, bununla da amel etmek çok methedilmiştir. Hatta ilimle yapılan cihat, kılıçla yapılandan üstündür buyuruluyor. Başımıza milletçe gelen en büyük felaketler, ilimsizlikten ve ilimsiz kimselerin şerli ellerinden gelmiştir.  Unutulmamalıdır ki bu topraklar din-i İslam’ın son kalesidir. Bu kaleyi yıkmak için de dini ve vatanı uğruna canını seve seve feda eden şanlı ceddin nesillerini kullanmak isteyeceklerdir.

Şu kopan fırtına Türk ordusudur yâ Rabbi.
Senin uğrunda ölen ordu budur yâ Rabbi.
Tâ ki yükselsin ezanlarla müeyyed nâmın,
Galib et, çünkü bu son ordusudur İslâm'ın.

Mübarek Ramazan-ı şeriflerinizi tebrik ederiz.

Yorumlar

  • yorum avatar
    Osman Bey
    28-02-2026 08:41

    Topal Mollaların başarılı olmalarının temel şartı, insanların dilini, dinini, tarihini doğru düzgün bilmemeleri, öğrenmemeleridir maalesef. Bunun müsebbibi de hükûmetlerin bu işe gereken ehemmiyeti vermemeleridir. Nitekim FETÖ sapık hareketinin 40 yılda bu kadar büyümesi ve azgınlaşmasının sebebi, bahsettiğimiz sebeplere ilaveten, hakiki din âlimlerinin tavsiyelerinin, ikazlarının anlaşılamaması ve göz ardı edilip ciddiye alınmaması idi maalesef... Neyse ki bu milletin mayasında bulunan ehlisünnet şuuru ve Osmanlı sevgisi, ülkemizi direkten döndürdü çok şükür... Rabbim beterinden saklasın... Mustafa Hocam, kaleminize sağlık, ömrünüze bereket... Müthiş bir hadise ve günümüz için çıkarılacak bir çok ders ihtiva eden muhteşem bir yazı olmuş...

  • yorum avatar
    Abdullah
    24-02-2026 12:22

    Gönlümüzden geçenleri çok güzel dile getirmişsiniz maşallalah barekallah Allah-ü teala razı olsun sizlerden

  • yorum avatar
    MTuran
    24-02-2026 11:57

    Eyvallah. Tek kelime ile Enfes. Anlayana da anlamayana da, kıymet bilene de bilmeyene de. Ellerinize Yüreğinize Sağlık Kıymetli hocam.. Allah-u Teala Kaleminize kuvvet versin.

  • yorum avatar
    Nermin
    24-02-2026 10:54

    Allahu teala sizden sonsuz razı olsun. Allahu teala ülkemizi Ehlisünneti ve bizleri ve gelecek neslimizi fetö gibi hainlerin din düşmanlarının şerrinden korusun inşaallah ağzınıza yüreginize saglık inanın abi bizde dua ediyorduk ebucehilin soyları bitmedi bitmeyecek tabbim ebucehilin kazdıgı kuyuya düştügü gibi bunlarıda düşürsün inşaallah

  • yorum avatar
    Mustafa Bayram
    24-02-2026 10:50

    Hocam çok güzel konuları satırlara aktarmışsınız Allahutela kaleminize biletinizi kuvvet versin .

  • yorum avatar
    Elif
    24-02-2026 09:49

    Kaleminize sağlık hocam.

  • yorum avatar
    Sefer Koçyiğit
    24-02-2026 09:41

    Mustafa hocam; dilinize, gönlünüze sağlık. Efrâdını câmi, ağyârını mâni bir yazı olmuş. Allâhü teâlâ bu milleti topal mollaların şerrinden muhafaza eylesin inşâallâh.

  • yorum avatar
    Fazıl kırkbir
    24-02-2026 09:39

    Allah-u Teala razı olsun hocam. İnsanımızı sürekli uyanık tutmaya sebep olmak için sürekli bu konuda programlar yapılmalı ve kemalistinden bazı cemaatlere kadar her grubun içinde yer alan bu ingiliz ajanlarının söylemlerini ifşa etmeli halkı bölücülüğe itmeye sebep olan her haraket bireysel olsa bile masum görülmemeli bu konuda cezalar arttırılmalı ve Türk vatandaşı bile olsa bunu yapan sınırdışı edilmeli çünkü amaçları belli son kertede yapmak istedikleri iç savaş tek çareleri bu kaldı.

  • yorum avatar
    Selma
    24-02-2026 09:21

    Allahüteala razi olsun efendim rabbim böyle din düsmanlarina aman vermesin insallah bizlerede hakiki bir iman ve imaminda sabit kilanlardan eylesin insallah

  • yorum avatar
    Ahmet KIRILMAZ
    24-02-2026 07:08

    Kıymetli Hocam Harika tespitler, çok doğru tavsiyeler… Ellerinize, emeğinize ve kaleminize sağlık ??????

  • yorum avatar
    Ahmet
    24-02-2026 06:57

    Acaba, Asrı saadetteki şartlardan çok farklı olan bu devirde hüküm değişir mi? O gün defle dini isimler caiz değil iken bugün buna milyonlarca insanı dine yönelten ilahideki def sesine cevaz var mıdır? Malum, madde bağımlısı hastanın tedavisi direkt yasaklanmaz bir süre azaltarak zehire müsade vardır. TGRT nin ilk dönemdeki yayınlarında müzik filim spor vardı yoksa izin verilmiyordu... Fukaha ne derse o.. Ama ortada bu ilme vakıf kadrolar da yok...

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.