• DOLAR
    41.27
  • EURO
    48.66
  • ALTIN
    4850.3
  • BIST
    10.449
  • BTC
    112074.59$
Deneme Reklam

"ÖZGÜR DÜŞÜNCE" PALAVRASININ ANATOMİSİ

17 Temmuz 2026, Cuma 11:19
"ÖZGÜR DÜŞÜNCE" PALAVRASININ ANATOMİSİ

İnsanı yeryüzündeki diğer tüm canlılardan ayıran ve onu muhatap kılan en bariz hususiyet, hiç şüphesiz düşünme kabiliyetidir. Hikmet ehli bu gerçeği bildiği içindir ki insanı "düşünen bir canlı" (hayvan-ı nâtık) olarak tarif etmişlerdir. Kur’an-ı Kerim, muhtelif ayetlerinde insanı sığ bakışlardan sıyrılarak derin derin tefekküre davet eder. Nitekim Âl-i İmrân Suresi’nde kamil müminlerin alametleri sayılırken, onların kainatın yaratılışı üzerinde tefekkür ettikleri müjdelenmektedir. Çünkü aklı olmayanın dini yükümlülüğü (mükellefiyeti) de yoktur; akıldan mahrum olan imanla muhatap değildir, dolayısıyla onun dini de yoktur. Ancak İslam düşünce atlasında akıl, kendi başına başıboş bırakılmış bir put değildir. Bizim inancımızda "fıkh etmek", akl etmenin en zirve, en olgun noktasıdır; yani ham ilim ile keskin zekanın, ilahi inayetin nuruyla adeta kavrularak basirete inkılap etmesidir.

Bugün seküler dünyanın dillerine pelesenk ettiği "mutlak özgür düşünce" iddiası, koskoca bir illüzyondan ibarettir. Tarihte ve günümüzde düşünen her fert, mutlaka geçmiş birikimlerin verilerine dayandığı için kaçınılmaz olarak bir fikrin tesiri altındadır. Kendini tamamen "özgür ve bağımsız" düşünen bir dâhi zannedenler, esasen arkalarındaki gizli odakların bilerek yahut bilmeyerek dellallığını yapmaktan öteye gidemezler. Kaldı ki, her dönemde insanlığı etkileyen metne bağlı, maksada bağlı ve karma olmak üzere üç temel yorum ve tefekkür tarzı mevcuttur. Bir fikir ne kadar marjinal, hatta anarşist olursa olsun, tutarlılığını korumak için yine de kendi içinde belli bir sisteme muhtaçtır. Kendi iç tutarlılığını ve mantığını kurmak zorunda olan bir düşünce için ise "mutlak özgürlük" fıtraten ve fiilen imkânsızdır.

Mümin erkekler ve kadınlar için bu zihni sınır hattı çok daha berrak ve mukaddestir. Rabbimiz Kur'an'da açıkça beyan buyurmuştur: Allah ve Resulü bir konuda hüküm verdiği zaman, artık hiçbir müminin o konuda şahsi görüş beyan etme, tercih hakkı kullanma selahiyeti yoktur. Bir Müslüman için İslam’ın açık ahkamına aykırı bir görüş bildirmek, onu savunmak asla söz konusu olamaz; aksi takdirde kişi İslam dairesinin dışına çıkma tehlikesiyle karşı karşıya kalır. Tarih boyunca bazı filozoflar, kelamcılar yahut sufiler İslam’ın ana prensiplerine aykırı düşen şaz görüşler serdetmiş olsalar bile; bu görüşler ümmetin süzgecinden geçirilmiş, mümkünse Ehl-i Sünnet usulünce tevil edilmiş, tevil edilemeyecek kadar batıl olanlar ise reddolunmuştur. Hiç kimseye boyun bükmeksizin, hiçbir ön kabule bağlı kalmaksızın yegâne hüküm verme yetkisi mutlak manada Yüce Allah’a mahsustur; peygamberler O’nun vahyettiği buyruğun dışına çıkmazlar.

Batılı muarızların sinsi iftiralarının aksine; İslam ne terakkiye ne de tefekküre manidir. Bilakis İslam’ın bildirdiği ilahi hükümler kuru, soğuk ve mantıksız birer dogma değil; eşyanın ve varlığın hakikatinin ta kendisidir. Dolayısıyla doğru işleyen, hastalıklardan arınmış her akıl, insanı en nihayetinde bu mutlak hakikate yönlendirir. Kur'an bizden gözlerimizi kapatarak körü körüne bir teslimiyet istemez; aksine gözlerimizi açıp kainattaki nizamı ve bizzat kendi nefsimizdeki harikuladelikleri gözlemlememizi, Allah’ın azametini itiraf ederek O'nu tenzih etmemizi emreder.

Efendimiz “sallallahü aleyhi ve sellem” daha hayattayken ümmetinden ehliyetli sahabilere muhakeme ve içtihat yetkisi vermiş, onların hukuki ve fikri nosyonlarının gelişmesi için bizzat çalışmıştır. Pek çok dini ve dünyevi meselede ashabıyla istişare ederek fikre ve istişareye verdiği ehemmiyeti fiilen göstermiştir. Ancak bu istişare ve muhakeme sahası, nassın sınır çizdiği mukaddes hudutların dışına taşmamıştır. Bugün modern dünya tarafından pazarlanan "özgür düşünce" palavrası, esasen dinsizce saçmalamanın, mukaddesata pervasızca saldırmanın süslenmiş ve kibarlaştırılmış ismidir. Ortada ne bir fikir ne de sistem vardır; sadece hiçbir kuralı ve esası olmayan bir safsatalar yığınağı mevcuttur. Unutulmamalıdır ki, insanlığın ortak mirası olan Mantık ilmi de tam olarak aklı bu tarz saçmalamalardan, batıl ve eğri yollardan korumak, düşünceye sarsılmaz kurallar getirmek için ihdas edilmiştir.

Sonuç olarak sınırsız bir hürriyet iddiası, insanı kemâlâta değil ancak anarşiye ve zihni bir zevale götürür. Eğri cetvelle doğru çizgi çizilemeyeceği gibi, şeriatın muhkem nasslarından ve akl-ı selimin süzgecinden koparılmış bir "hürriyet" iddiasıyla da hakikate varılamaz. Bizler akıl nimetini nassın rehberliğinde "fıkh ederek" kullanmadıkça, modern çağın parıltılı safsata putlarına kul olmaktan kendimizi kurtaramayız. En büyük hürriyet, Hakk'a tam teslimiyettir.

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.