• DOLAR
    41.27
  • EURO
    48.66
  • ALTIN
    4850.3
  • BIST
    10.449
  • BTC
    112074.59$
Deneme Reklam

GAFLET GÜNAHLARIN BAŞIDIR

17 Temmuz 2026, Cuma 11:17
GAFLET GÜNAHLARIN BAŞIDIR

Gaflet, Allahü tealayı unutmak demektir.

Kur'an-ı Kerim’de:

Kendi kendine, yalvararak ve ürpererek, alçak sesle sabah akşam rabbini zikret, gafillerden olma!” (A’raf 205) buyruluyor. 

Peygamber efendimiz de:

Gafiller arasında Allahü tealayı hatırlayan kimse, kuru çalılar arasındaki yeşil ağaç gibidir.” [Deylemi] ve

"Allahım! Beni, göz açıp kapayıncaya kadar bile olsa nefsimle baş başa bırakma." [Ebû Dâvud] buyuruyor.

Abdülkâdir-i Geylânî hazretleri de (ö.1166):

"Bütün kötülüklerin başı, kalbin Allahü tealadan gafil olmasıdır." buyuruyor.

Dinin emirlerini gözeterek yapılan bütün işler, Allahü tealayı hatırlamak demektir.

Mesela, camiye rastgele sağ ayakla giren kimse, gafletle girdiği için sevap alamaz.

Ancak sünnet olduğunu düşünerek sağ ayakla girerse sevap kazanır.

Nitekim İmâm-ı Rabbânî hazretleri (ö.1624):

Resulullahın bildirdiğine uygun olan her iş, hatta alışveriş bile zikir olur.

Zikir demek, gafletten uzaklaşmak, yani Allahü tealayı hatırlamaktır.

İnsan her hareketinde ve işinde, Allahü tealanın emrini ve yasağını gözetince, emir ve yasakların sahibi olan Allahü tealayı unutmaktan kurtulur ve daima O’nu zikretmiş olur.

Yeme ve içmede, helale, harama dikkat etmeyen kimse, istese de kendini gafletten kurtaramaz, yaptığı ibadetlerden zevk alamaz.” buyuruyor.

Şah-ı Nakşibend Behâeddîn-i Buhârî hazretleri de (ö.1389):

"Huşû ve hudû içinde, zevkle ve gözyaşı dökerek namaz kılabilmek ancak;

Helal lokma yemek,

Yemeği, Allahü tealayı düşünerek muhabbetle pişirmek,

ve onu, Allahü tealanın huzurundaymış gibi yemekle mümkündür.

Aksi takdirde o kimse, namazdan tat duyamaz ve namazdan hasıl olan yüksek hallere kavuşamaz.” buyuruyor.

İnsanların gaflete, dolayısıyla günaha, isyana ve küfre dalması çeşitli sebeplerden olur.

Bunlar kişiden kişiye değişmekle beraber, cehalet, kibir ve kişinin dostuyla düşmanını ayırt edememesi bunların başında gelir.

Şurası unutulmamalıdır ki, dünya hayatı bir rüya gibidir. Ölünce bu rüya bitecek, hakiki hayat başlayacaktır.

Bunun için hadis-i şerifte “İnsanlar uykudadır, ölünce uyanırlar.” [Keşfü'l-hafâ] buyruluyor.

Ölmeden önce uyanmak gerekir. İş işten geçtikten sonra uyanmak faydasızdır.

O halde, “Nasihat olarak ölüm yeter.” [Taberâni] hadis-i şerifini düşünerek ölümden ibret almaya çalışmalıdır.

Bazı kimseler, İbrahim bin Edhem hazretlerine (ö.778),

Allahü teala, Kur’an-ı Kerim’de "Bana dua edin, size karşılığını vereyim …..(Mü’min 60) buyuruyor.

Halbuki, istiyoruz, vermiyor, sebebi nedir? diye sual edince:

“Allahü tealaya dua eder, ama O’na itaat etmezsiniz.

Peygamberini tanır, ama O’na uymazsınız.

Kur’ân-ı kerîmi okursunuz, ama O’nun gösterdiği yolda gitmezsiniz.

Cenâb-ı Hakkın nimetlerinden faydalanırsız, ama O’na şükretmezsiniz.

Cennetin, ibadet edenler için olduğunu bilirsiniz, ama ona hazırlıkta bulunmazsınız.

Cehennemi, asiler için yarattığını bilirsiniz, ama ondan sakınmazsınız.

Babalarınızın, dedelerinizin ne olduklarını görür, ama ibret almazsınız.

Kendi ayıbınıza bakmayıp, başkalarının ayıplarını araştırırsınız.

Böyle olan kimseler, üzerlerine taş yağmadığına, yere batmadıklarına, gökten ateş yağmadığına şükretsin!

Daha ne isterler? Dualarının neticesi, yalnız bu olsa, yetmez mi? buyurur.

Genelde tûl-i emel yani çok yaşamak arzusu;

ölümü unutmak, dünya zevklerine düşkün olmak, sıhhatine ve gençliğine aldanmaktan ileri gelir.

Böyle kimselerin kalbi katı olur, ibadetleri vaktinde yapmaz, tövbeyi geciktirir, nasihat tesir etmez ve ölüm hatırına gelmez.

Ömrünü hep dünya malına ve makamına kavuşmak için harcar. Ahireti unutur, sadece dünyanın zevk ve sefasını düşünür.

Bu kalp hastalığından kurtulmak için, gafil olmayanlarla beraber olmaya veya böyle kimselerin kitaplarını ve hayat hikâyelerini okumaya gayret göstermelidir.

 Ayrıca ölümün her an gelebileceğini düşünmeli, sıhhatin ve gençliğin ölüme mani olmadığını unutmamalıdır.

Nitekim Peygamber efendimiz, “Lezzetleri yıkan, eğlencelere son veren ölümü çok hatırlayınız!" [Tirmizî] buyuruyor.

Çünkü ölümü çok hatırlamak, farzları yapıp, haramlardan sakınmaya; unutmak ise, İslamiyetten uzaklaşmaya sebep olur.

Üstad Necip Fazıl’a (ö.1983) atfedilen şu sözler, bu gerçeği çok güzel ifade etmektedir;

“Dün geçti, yarın var mı?
Gençliğine güvenme! Ölen hep ihtiyar mı?

Neler kaybetti insan kula kulluk uğruna,
Ah bir erebilseydik, ”KUL” olmanın şuuruna.

İnsan sevme hissini israf etmemeli,
Kim ne kadar sevilmeye layıksa, onu o kadar sevmeli.

Ömrüm ağaç dalında savrulan bir yapraktır,
Ne kadar genç olursam olayım sonum kara topraktır.

Ya İslam’la yükselir, ya inkarla çürürsün,
Bu yol mezarda bitmiyor, gittiğinde görürsün!

Ben bir garip insanım. Ne tahtım var, ne tacım,
Tut elimden Allah’ım, yalnız sana muhtacım!”

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.