MAVİ ŞEHİR SEMERKANT - Göğe Yükselen Medeniyetin Mavi Kubbelere Yazılmış Hikâyesi
14 Temmuz 2026, Salı 11:11
Türkistan coğrafyasını anlamadan Türk-İslam medeniyetini tam manasıyla anlamak mümkün değildir. Çünkü bu topraklar yalnızca bir coğrafya değildir; bir ruhun, bir fikrin, bir iman ve medeniyet tasavvurunun asırlar boyunca mayalandığı büyük bir tarih havzasıdır. Buhara bu havzanın kalbi ise, Semerkant onun ihtişamı; Taşkent ise geçmiş ile gelecek arasında kurduğu köprüyle yaşayan hafızasıdır.
Türkistan coğrafyasını en iyi bilen ve her yıl binlerce insanı mübarek mekanlarla buluşturan, ecdadın ayak izlerini takip ederek tarihte muhteşem bir yolculuk sunan ve rehberliğin hakkını layıkıyla veren İrfan Turizm koordinatörlüğünde Buhara’dan ayrılıp Semerkant’a doğru yol aldığınızda, aslında yalnızca şehir değiştirmiyorsunuz. Bir medeniyetin başka bir yüzüyle karşılaşmaya gidiyorsunuz. Buhara size derinliği öğretir; Semerkant size ihtişamı anlatır. Buhara ruhun sükûnetidir; Semerkant ise medeniyetin göğe yükselen iddiasıdır.
Semerkant…
Bazı şehirler vardır; isimlerini duyduğunuz anda zihninizde görüntüler oluşur. Semerkant da böyledir. Bu ismi duyduğunuz anda mavi kubbeler yükselir, büyük medreseler gözünüzde canlanır, tarih sanki canlı bir şekilde karşınızda durmaya başlar.
Asırlar boyunca doğunun incisi olarak anılan bu şehir, yalnızca bir ticaret merkezi değildi. Semerkant, aynı zamanda ilmin, sanatın, astronominin, estetiğin ve devlet aklının zirveye ulaştığı büyük bir medeniyet merkezidir.
Bu şehirde yürürken insan sürekli şu duyguyu hissediyor; burada sıradan hiçbir şey yok... Kubbeler, taşlar, sokaklar sıradan değil… Hatta gökyüzü bile burada başka görünüyor.
Semerkant’ın manevî merkezlerinin en önde gelenlerinin başında Şah-ı Zinde Külliyesi gelir. Buraya çıktığınızda insan, taşın nasıl duaya dönüşebildiğini görüyor. Çini sanatının zirvesi, mimarinin asaleti ve maneviyatın derinliği burada tek noktada birleşiyor.
Buradaki her yapı, yalnızca mimari eser değildir. Her biri bir medeniyet cümlesidir.
Bu külliye, çeşitli yüzyıllarda yapılmış yirmi kadar cami, türbe ve medreseden oluşuyor ama en önemlisi, Peygamber efendimizin yakınlarından, amcaoğlu Kusam bin Abbas hazretlerinin kabri burada bulunuyor.
Kusam bin Abbas hazretleri, 7. yüzyılda Semerkant'a İslamiyet'i yaymak için gelmiş, burada şehit edilmişti. Ondan sonra "Şah-ı Zinde" (Yaşayan Şah) olarak anılmaya başlanmıştı. Mezarının başında, yüzyıllardır ziyaretçiler gelip dua ediyor, onun manevi huzurunda ruhlarını tazeliyorlardı.
Hazret-i Fatıma’yı ayrı tutarsak Efendimize çok benzeyen 6 sahabe vardır. Hasen bin Ali, Musab bin Umeyr, Cafer bin Ebu Talip, Ebu Süfyan bin Haris, Saib bin Ubed (İmam Şafii’nin dedesi) ve Kusem bin Abbas…
Kusem bin el-Abbas bin Abdülmüttalib el-Haşimî, adı üzerinde Hazret-i Abbas’ın oğlu, Abdülmuttalib’in torunudur. Efendimiz ile amcaoğullarıdırlar.
Annesi Ümmü’l-Fazl Lübabe bint Haris el-Hilaliyye, hazret-i Hatice’den sonra Müslüman olan ilk kadın olup Resûl-i ekremin hanımlarından Meymûne’nin kız kardeşidir. Kusem bin Abbas hazret-i Hüseyin ile aynı yaşlardadır, sütkardeşidir ayrıca.
Peygamber Efendimizin Duası
Efendimiz, hazret-i Abbas ile oğulları Abdullah, Ubeydullah, Fazl ve Kusem’i bir mülaet (örtü) ile sarar ve “Ya Rab, bu benim amcam ve babamın öz kardeşidir. Bunlar da onun çocuklarıdır. Onları bu perdeyle örttüğüm gibi, sen de Cehennemden öylece koru” diye dua buyururlar.
Biliyorsunuz, Efendimiz çocukları çok sever. Bir gün Kusem’i sokakta oynarken görür ve bineğinin terkisine oturtuverirler. Bir bakarlar Cafer-i Tayyar’ın oğlu Abdullah. Onu da mahrum etmez, kucaklarına alıverirler.
Alemlerin efendisi ile bir deve üzerinde sokak sokak dolaşmak, düşünün bir çocuk için ne büyük saadet…
Hazreti- Kusem, babası hazret-i Abbas’tan, kardeşi Fazl’dan, Talha bin Ubeydullah’tan ve bizzat Efendimizden hadis-i şerifler rivayet eder. Hadis alimleri bunları kitaplara geçer.
Efendimizin cenazesi yıkanırken yardım edenlerden biri de O’dur, Server-i kainatın nurlu kabrine iner ve kabirden en son o çıkar. Resûl-i ekreme yeryüzünde dokunan son kişi olarak tanınır İslam aleminde…
Hazret-i Ali efendimizin hilafeti döneminde Mekke-i Mükerreme Valiliğine tayin edilen hazret-i Kusem, Emir-ül mümininin vefatına kadar vazifesini sürdürür. Bunun yanı sıra hac eminliği de yapar (Hicri 38/658) ve fetvalar verir bu hususta.
Yaşı küçük olduğu için hem Asr-ı saadeti, hem Hulefa-yı Raşidîn devrini, hem Emevi dönemini yaşar.
Hazret-i Muaviye devrinde Saîd bin Osman bin Affan kumandasındaki orduya katılır, Horasan civarına sefere çıkar.
Zor bir seferdir, meşakkatlidir. Çok büyük yararlıklar gösterir, hepsi bir yana onun gibi birinin ordu içinde bulunması mücahitleri gayrete getirir.
Son derece mütevazıdır, dünyalıkla ilgilenmez. Ganimetten kendisine teklif edilen miktarı çok bulur, önce 5’e bölünmesini, herkesin hakkını aldıktan sonra kalandan hisse ayrılmasını söyler.
Bu ordu Semerkant’ı fetheder. (56/675) Ancak Mübarek, Efresiyap Tepeleri denilen mıntıkada, ibadet ederken baskına uğrar, şehadet şerbetini içer.
Aradan dört asır geçtikten sonra üzerine türbe yapılır.
Müminler kabrini ziyaret eder, ona “Şah-ı zinde” (yaşayan şah) derler.
Türkler Orta Asya’nın ilk medresesini burada kurar, güzide talebeler yetiştirirler.
Moğollar, önlerine çıkan ne varsa yakıp yıkar ama başlarına bir müsibet gelir endişesi ile hazret-i Kusem’in türbesine dokunmazlar.
Samaniler, Timuroğulları ve Şeybaniler devrinde de devlet adamları ona yakın defnedilmek ister. Hazire gün geçtikçe genişler.
Cümle kapısından girilen kabristan adeta bir cadde gibidir, iki tarafta türbeler, mescitler, medreseler... Sıra sıra kubbeler.
Mimariye meraklı olanlar saatlerce dolaşır, bıkıp usanmadan resim çekerler. Bilhassa çini sanatı üzerine araştırma yapanlar mutlaka buraya gelmelidirler.
Semerkant'a girmeden önce, yol üzerindeki en önemli duraklardan biri, İslam aleminin hadis ilminin en büyük ismi olan İmam-ı Buhari hazretlerinin türbesiydi. Programda "İslam aleminde Kur'an-ı Kerim'den sonra en önemli ikinci kitap olan Sahih-i Buhari hadis kitabının yazarı İmam-ı Buhari türbesi ve külliyesini ziyareti" olarak geçen bu durak, yolculuğun manevi zirvesiydi.
İmam-ı Buhari hazretleri, vefatından önce "Beni üç parça beyaz bez ile kefenleyiniz" diye vasiyet etmişti. Vasiyetinin sadeliği, hayatının ihtişamıyla bir bütünlük oluşturmuştur.
Semerkant denildiğinde elbette akla gelen büyük isimlerden biri İmam-ı Maturidi hazretleridir. Ehl-i sünnetin en büyük alimlerinden biri olan İmam-ı Maturidi hazretleri, ilmin heybeti ile kurduğu medeniyeti burada bütün alemin gönlüne akıtıyor sanki…
Semerkant’ın ilim damarını anlamak için İmam-ı Maturidi hazretlerini anlamak şarttır. Çünkü medeniyet yalnızca estetik üretmez, ilim de üretir. Bir medeniyetin büyük olması için sadece mimaride değil ilimde ve irfanda da güçlü olması gerekir.
Ve sonra…
Asırlara damgasını vuran Registan Meydanı…
AMA YERİMİZ DOLDUĞU İÇİN GELECEK HAFTA DEVAM EDECEĞZİ İNŞALLAH…
NOT: Bazı bilgiler Türkiye Gazetesi’nden iktibas edilmiştir.
Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.