KİM NEREDE DURUYOR?
07 Eylül 2026, Pazartesi 10:24
Ahmed İzzet Paşa aslen Manastırlıdır. 1864’te Nazliç kasabasında doğmuştur. Babası önce Girit’te Hanya mütesellimi sonra da Hanya meclis reisi olan Abdülhalîm Bey’dir.
Paşa 1908’de Erkân-ı Harbiye Reisi (genelkurmay başkanı) olmuştur. Sonra Mahmûd Şevket Paşa ile anlaşamayıp Yemen’e sürülmüştür. Birçok görevlerden sonra Harbiye Nâzırlığı yapmıştır. Kısa bir süreliğine sadâret mührüne de sâhip olmuştur. Cumhûriyet sonrası hükûmetlerde herhangi bir görevde bulunmamıştır. Dışarıdan bakınca çok önemli görevler üstlenip 1937’de vefât eden Paşa neden Cumhûriyet hükûmetlerinde görev almamıştır; veyâ hiç görev verilmemiştir. Paşa bu eserinde genelde dürüst olmaya çalışmış, bâzen İTC’li bâzen saltanatçı, hattâ Hılâfetçi olmuş değişik bir kimlik sâhibidir. Kitabı okuduktan sonra da -ki çok hacimli bir kitaptır, 800 sahîfe- yine de Paşa’yı tam bir merkeze oturtamazsınız.
Paşa Hılâfet’in kaldırılması ve Vahdeddîn Han hakkında şunları söyler:
“Bâzı yönlerden Hılâfet ve saltanatın kurtarılması için bütün kızgınlıkların toplanma odağı olarak görülen Sultan Vâhidüddîn’in istifâ ettirilmesi yolunda özel bir teklifle karşılaştım. Bu düşünce ilk bakışta akla uygun görülür. Fakat bu mes’eleyi hîle ve hıyânetle çözmeye ne ahlâkım ne de gücüm yeterliydi.” (Ahmed İzzet Paşa, İstiklâl Harbi’nin gerçekleri, “Feryâdım” Timaş Yayınları, s. 537, 4. Baskı, İstanbul 2024)
Re’fet Paşa’nın İstanbul’da yaptığı konuşmalardan bir kısmını tenkîd eden Ahmed İzzet Paşa şöyle der:
“Gerek bu zâtın (Re’fet Paşa) gerek Mustafa Kemal Paşa’nın birbirleriyle yarışırcasına anayasa ve yönetim biçimi hakkında verdikleri dersler dinleyenlerin yapısına göre hiddet, hayret ve alayla karşılanmaya sezâ (uygun) olmakla birlikte, dedikodu arasında eski hükûmeti ortadan kaldırmak ve küçük düşürmek sultan âilesini hiç derecesine indirmek niyeti açıkça görülüyordu.”
(Sonra Re’fet Paşa ile aralarında yapılan konuşmayı sadeleştirerek veriyorum:)
“Saltanat ve millî hâkimiyyet emrinde hiçbir şekilde müsâmaha kabûl edilmeyecektir. Ancak millî saltanatı (bir nevi meşrûtiyet kabûl ediliyor) tâbirinden cumhûriyet vesâir fikrinde bulunmadığı gibi bir düşünceye yer yoktur. Hılâfet-penâh olan şevketli pâdişâhı bütün Avrupa hükümdarlarının hukuk ve kabûlü ile bu yönetim yetkilerine sâhip olarak Hılâfet makâmının devâmına karar vereceklerdir.” Feryâdım, age, s. 538
Ahmed İzzet Paşa diğer Millî Mücâdele paşaları kadar aktif değildi. Hılâfet’i kısmen savunur gibi görünmesine rağmen dindar değildi. O dönem paşalarının büyük bir kısmı zâten dindar değildi.
Ahmed İzzet Paşa Terakkîperver Fırkası’na da katılmamıştır. İster temkinli diyelim veyâ başka bir şey.
Meselâ “Ankara Yedilisi” arasında da yer almamıştır. Kimdir bu Ankara Yedilisi ve amaçları neydi? Bunlar Raûf Orbay, Kâzım Karabekir, Ali Fuâd (Cebesoy) Re’fet (Bele), Adnan (Adıvar), Câfer Tayyâr (Eğilmez). Ortak özelliklerine gelince: Millî Mücâdele’de önemli roller üstlenmiş olmalarına rağmen daha sonra Mustafa Kemal Paşa’nın yönetim anlayışına ve Cumhûriyet’in ilk yıllarındaki bâzı uygulamalara muhâlif olmalarıdır. Meselâ Raûf Orbay Cumhûriyet’e değil, iktidârın merkezîleşmesine îtirâz etti.
Kâzım Karabekir başarılı bir komutandı. Cumhûriyet’i benimsedi. İnkılâpların meclis ağırlıklı olmamasına karşıydı. Kendisi İTC’nin kurucuları arsında olup II. Abdülhamîd’e ölesiye düşmandı. Terakkîperver Cumhûriyet Fırkası tüzüğünde dînî duygulara yer verilmesini istemesine rağmen o da anlaşılan anlamda dindâr değildi. Onlar Mareşal Fevzi Çakmak gibi Mustafa Kemal’in emrine tam râm olmuş değillerdi, ama bunu o günlerde dillendirmek de zordu. Nitekim ilk demokrasi soluğu gibi görünen Terakkîperver Cumhûriyet Fırkası bile bir yıl sonra kapatıldı.
Ali Fuâd Cebesoy da Mustafa Kemal’in silâh arkadaşlarındandı, o da meclisin yetkilerinin güçlendirilmesini savunanlardandı.
Re’fet Bele Millî Mücâdele kahramanlarındandı. Cumhûriyet îlânı ve bâzı uygulamalara mesâfeli durdu.
Adnan Adıvar bilim insanıydı ve siyâsetçiydi. O da daha liberal bir yöntem istiyordu.
Câfer Tayyâr Paşa muhâlif çevrelere daha yakındı, ama pek aktif olmadı.
Ortak tereddütleri ise Cumhûriyet’ten sonra nasıl bir yönetim oluşacağı idi. Şimdi dikkat edilirse bu şahıslar Cumhûriyet’e karşı çıkmıyorlar, yönetimin ne şekilde olacağına ve meclisin işleyişine karşı çıkıyorlardı. Açıkçası silâh arkadaşlarıyla Mustafa Kemal’in arasında bir mesâfe oluştu. En önemli konulardan birisi de Mustafa Kemal’in tek adam olarak güçlenmesine de karşı çıkıyorlardı. Bu yüzden Hılâfet’i de Mustafa Kemal’e karşı kullanıyorlardı. Aslında Hılâfet’in ne İslâmî yönü ne de beyne’l-İslâm hüviyeti bunları pek ilgilendiriyordu.
Kurucularının çoğunu aktif Millî Mücâdele kahramanları olmalarına rağmen Terakkîperver Fırkası’nın kapatılması olayı da bu şahıslarla Mustafa Kemal arasındaki mesâfeyi büyütüyordu. İnkılâplara karşı çıkmamalarına rağmen pasifleştirilmekten korkuyorlardı.
Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.