OKULLAR AÇILIYOR: ŞİMDİ NE YAPACAĞIZ?
08 Eylül 2026, Salı 10:37
Öğretmenler, Veliler ve Öğrenciler Neler Yapmalı?
Okullar açılıyor. Sınıflar yeniden dolacak, okul bahçeleri çocuk sesleriyle şenlenecek, öğretmenler öğrencileriyle buluşacak. Veliler yeni eğitim yılının heyecanını yaşayacak. Çocuklarımızın çantaları kitaplarla, defterlerle ve kalemlerle doldurulacak. Fakat bütün bu hazırlıkların arasında asıl hazırlamamız gereken şeyi ne kadar düşünüyoruz? Çocuğumuzu derslere ve sınava hazırladığımız kadar hayata da hazırlıyor muyuz?
Bugün eğitim meselesini konuşurken çoğu zaman sınavları, notları, başarı sıralamalarını, üniversiteyi ve meslek seçimini konuşuyoruz. Bunların hepsi elbette ehemmiyetlidir. Lakin eğitimi yalnızca akademik başarıya indirgediğimiz anda onun aslî hususiyetini kaybetmeye başlarız. Eğitimin aslî maksadı sadece bilgi aktarmak değildir. Eğitim; insanın aklını, iradesini, vicdanını, karakterini ve mesuliyet duygusunu geliştirme işidir. Bilgili fakat mesuliyet sahibi olamayan, başarılı fakat başkasının hakkına saygı göstermeyen, çok şey bilen fakat doğru ile yanlışı ayırt etmekte zorlanan fertlerin çoğaldığı bir cemiyette eğitim, vazifesini tam manasıyla icra etmiş sayılmaz.
Tam da bu sebeple yeni eğitim yılının en önemli başlıklarından biri değerler eğitimi olmalıdır. Dürüstlük, adalet, merhamet, saygı, sabır, mesuliyet, yardımlaşma, vefa, emanete riayet ve kul hakkına duyarlılık gibi değerler çocuklara sadece ders kitaplarında anlatılmamalıdır. Değerler, yaşanarak öğrenilir. Çocuğa dürüst olmayı anlatırken yetişkinlerin, davranışlarıyla bunun misallerini göstermesi, saygıyı anlatırken okulun ve ailenin çocuğa saygılı bir lisan kullanması gerekir. Çocuklarımızın karakterini şekillendiren yalnızca söylediklerimiz değil, yaptıklarımızdır. Çünkü bugün cemiyet hayatımızda ciddi bir aşınmayla karşı karşıyayız.
İnsanların birbirine tahammülü azalıyor. Öfke dili yaygınlaşıyor. Sosyal medya üzerinden hakaret, küçümseme ve linç kültürü sıradanlaşıyor. Aile bağları zayıflıyor, komşuluk ilişkileri eski sıcaklığını kaybediyor, çocuklar giderek daha fazla ekranların dünyasında büyüyor. Ferdîleşme, zaman zaman bencilliğe dönüşüyor. “Ben” duygusu güçlenirken “biz” duygusu zayıflıyor. Böyle bir sosyal iklimde okulun cemiyete karşı mesuliyeti çok daha büyüktür.
İşte eğitim, tam da burada devreye girmelidir. Okul, hem bilgi öğreten bir kurum hem de birlikte yaşama kültürünün öğrenildiği bir mekân olmalıdır. Çocuklarımız; kendisinden farklı olanı dışlamamayı, öfkesini kontrol etmeyi, anlaşmazlıkları kavga etmeden çözmeyi, paylaşmayı ve dayanışmayı okul sıralarında öğrenmelidir. Çünkü cemiyetin istikbalini, akademik başarıları yüksek ama birbirleriyle sıhhatli iletişim kurabilen, mesuliyet alabilen ve ortak bir hayat kurabilen çocuklar belirleyecektir.
Velilere burada önemli bazı vazifeler düşüyor…
Çocuğunuzun başarıları kadar nasıl bir insan olduğunu ve kimlerle arkadaşlık ettiğini de merak edin. “Yazılıdan ve sözlüden kaç aldın?” sualinin yanına “arkadaşına bugün nasıl davrandın?”, “bugün birine yardım ettin mi?”, “öğretmeninin anlattıkları senin daha iyi bir insan olmana ne kadar katkı sağladı?”, “kötü insanların daha iyi insanlar olması için sen olsan neler yapardın?” gibi sualleri da ekleyin. Çocuğunuzun her problemini onun yerine kendiniz çözmeye kalkışmayın… Hata yapmasına, mesuliyet almasına ve sonuçlarıyla yüzleşmesine fırsat verin. En önemlisi de çocuğunuzu başka çocuklarla kıyaslamayın. Her çocuğun kabiliyeti, öğrenme biçimi ve gelişim merhalesi farklıdır.
Öğrencilere de bazı çağrımız olacak…
Okulu yalnızca sınav kazanmak için gidilen bir yer olarak görmeyin. Derslerinize çalışın, hedeflerinizi belirleyin, başarılı olmak için gayret edin lakin bunun yanında iyi bir arkadaş, güvenilir bir insan, mesuliyet sahibi bir vatandaş olmayı da öğrenin. Doğru kitapları çok okuyun, soru sorun, araştırın, düşünün… Telefonun ve ekranın sizi yönetmesine izin vermeyin. İnsanlarla yüz yüze konuşmayı, dinlemeyi ve gerektiğinde özür dilemeyi de öğrenin. Çünkü hayatın en önemli sınavları okul bittikten sonra başlayacak, bunu da sakın unutmayın!
Öğretmenlere ise her zamankinden daha fazla mesuliyet düşüyor…
Öğretmen, yalnızca müfredatı aktaran kişi değildir. Öğretmen, muallimdir yani aynı zamanda rol modeldir. Bir öğrencinin hayatına dokunan öğretmenin bazen bir cümlesi, yıllarca sürecek bir iz bırakabilir. Bu sebeple; sınıfa girerken karşımızdaki çocukların hem kendimize emanet edilen öğrenciler hem de geleceğin yetişkinleri olduğunu hatırlamalıyız. Öğrenciyi küçük düşürmeden uyarmak, başarısız olduğunda cesaretlendirmek, çabasını görmek ve kabiliyetini keşfetmesine yardımcı olmak muallimliğin en kıymetli taraflarındandır.
Eğitim yöneticileri ve politika yapıcılar açısından da mesele açıktır. Eğitim sisteminin başarısı sadece sınav sonuçlarıyla ölçülmemelidir. Bir okulun başarısını değerlendirirken öğrencilerin akademik seviyesinin yanında okul iklimine, akran ilişkilerine, sosyal mesuliyet çalışmalarına, okuma kültürüne, sanat ve spor faaliyetlerine, rehberlik hizmetlerine ve değerler eğitiminin günlük hayata ne ölçüde yansıdığına yani karnenin sol tarafı yanında sağ tarafına da ehemmiyetle bakılmalıdır. Öğretmenin aslî vazifesi olan eğitim ve öğretimin önüne geçen gereksiz bürokratik yükler azaltılarak öğretmenin itibarı ve mesleki niteliği güçlendirilmelidir.
Unutmamak gerekir ki eğitim, cemiyetin aynası olduğu kadar onun geleceğini de değiştirebilecek en güçlü vasıtalardan biridir.
Sosyal hayatta bozulan ne varsa okul, bunun dışında kalamaz. ,
Ailede zayıflayan iletişim, cemiyette azalan güven, yaygınlaşan şiddet dili, yalnızlaşan fert ve kaybolan dayanışma duygusu, eğitim müesseselerinin önünde duran en ehemmiyetli meselelerden bazılarıdır. Lakin okul, tek başına bütün içtimâî meseleleri çözemez. Bunun için aile, okul, medya, sivil toplum ve kamu kurumlarının ortak bir mesuliyet anlayışı geliştirmesi gerekir.
Yeni eğitim yılına girerken hedefimiz sadece daha yüksek sınav puanları olmamalıdır. Daha bilgili olduğu kadar daha vicdanlı, daha başarılı olduğu kadar daha adaletli, daha özgüvenli olduğu kadar daha mesuliyet sahibi, daha güçlü olduğu kadar daha merhametli nesiller yetiştirmeyi hedeflemeliyiz. Çünkü eğitim, insanı hayata hazırlama sanatıdır.
Okuldan mezun olan bir çocuk diploma sahibi olduğu kadar doğruyu yanlıştan ayırabilecek bir akla, iyiyi kötüyü tartabilecek bir vicdana, mesuliyeti taşıyabilecek bir karaktere ve cemiyetle birlikte yaşayabilecek bir ahlaka da sahip olmalıdır.
Okullar açılıyor, zil yeniden çalacak ve yeni bir eğitim yılı başlayacak... Gelin bu yıl çocuklarımızdan sadece daha yüksek notlar istemeyelim. Onlardan daha iyi insan olmalarını da isteyelim.
Hülasa; yarının Türkiye’sini, doğru bilgiye sahip olduğu kadar, bu bilgileri hangi değerlerle besleyerek kullanacağını bilen çocuklar kuracaktır.
Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.