• DOLAR
    41.27
  • EURO
    48.66
  • ALTIN
    4850.3
  • BIST
    10.449
  • BTC
    112074.59$
Deneme Reklam

AKABE MESCİDİ: SÖZÜN, İLMİN VE İBADETİN MEKÂNI

15 Temmuz 2026, Çarşamba 10:55
AKABE MESCİDİ: SÖZÜN, İLMİN VE İBADETİN MEKÂNI

Akabe Mescidi, İslam tarihi açısından son derece önemli bir yerdir. Tarihte iki Akabe biatının, Akabe sözleşmesinin ve Medine’den gelen Ensar’ın Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem ile buluşup sözleştiği nokta burasıdır.

Akabe, söz verilen yerdir. Peygamberimize sahabenin söz verdiği yerdir. Bu yüzden buraya sadece turistik bir gezi için gelinmiş gibi bakmamak gerekir. Elbette buranın tarihini, sanat tarihini ve dinler tarihini konuşuyoruz. Ama nihayetinde burası, insanın kendi içinde de bir söz verebileceği çok özel bir mekândır.

Hepimizin hayatında aşamadığı bazı şeyler vardır. Kimi sigarayı bırakamıyordur, kimi sabah namazını ihmal ediyordur, kimi başka bir konuda kendi içinde eksiklik hissediyordur. Akabe Mescidi’nde, sahabe nasıl söz verdiyse insanın da kendi vicdanında bazı şeylerin sözünü verebilmesi gerekir. “Ya Rabbi, şu konularda kendime göre eksiğim vardı. Bundan sonra daha tam olmaya söz veriyorum.” diyebilmek, bu mekânda çok daha anlamlıdır.

Çünkü burası Eyüp Sultan’ın, diğer sahabelerin söz verdiği yerdir. Böyle anlamlı bir yerde verilen sözün arkasında durma noktasında Allah’ın da bize destek olacağı ümit edilir. Onun için Akabe Mescidi, hayırlı başlangıçların önemli bir mekânı olarak görülmelidir.

Akabe Mescidi’nin mimarisi de son derece dikkat çekicidir. İlk Mescid-i Nebevi, belki bunun azıcık daha büyük bir haliydi. Sahabeler dönemindeki erken İslam mescitlerinde hurma ağaçlarından sütunlar, namaz kılınan gölgelikler ve arka tarafta avlu bölümü bulunuyordu.

Peygamberimizin Medine’deki ilk mescidinde üç önemli mekân vardı. Birincisi ibadet mahalliydi. Mescit öncelikle ibadet için yapılırdı. İkincisi Peygamberimizin eşlerine ait odalardı. İlk yapılan Mescid-i Nebevi’de Hazreti Sevde ve Hazreti Ayşe’ye ait iki oda vardı. Kıble Mescid-i Aksa iken bu odalar mescidin arka kenarındaydı. Daha sonra kıble değişip Mescid-i Haram’a dönülünce bu odaların konumu mescidin ön tarafında kalmış oldu.

Üçüncü önemli bölüm ise Ashab-ı Suffa idi. Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem, yeryüzünün bilinen ilk camilerinden birini yaparken mescidin arkasına bir gölgelik daha yaptırmıştı. Büyük gölgelik önde, namaz kılınan yerdi. Arkada ise küçük bir gölgelik vardı. Sahabelerden belli bir grup burada oturuyor, akşama kadar ilimle meşgul oluyordu. Ebu Hureyre Hazretleri ve Ebu’d-Derda Hazretleri onlardan bazılarıydı. Biz onlara Ashab-ı Suffa, yani suffa ehli diyoruz.

Akabe Mescidi’nde de bu planın izlerini görmek mümkündür. Burada ibadet mahalli vardır, avlu vardır, ilim sekisi vardır. Anadolu’da “seki” kelimesi yükselti anlamında kullanılır. Böyle yerlerde insanlar bağdaş kurup oturur, ilim halkaları oluştururdu. Bir yerde tarih dersi, başka bir yerde fıkıh, başka bir halkada kelam, başka bir yerde astronomi anlatılırdı.

Yani burası sadece bir ibadet mahalli değil, aynı zamanda bir ilim mahalliydi. İslam’ın ruhunda ibadet ile ilim yan yanadır. Cami bir avludur; avlunun bir tarafı ibadet, diğer tarafı ilimdir. Böyle olursa çift kanatlı kuş olur. Tek kanatlı kuş uçamaz. Çocuklarınızı sadece ibadet merkezli ya da sadece ilim merkezli yetiştirirseniz tek kanatlı kuş olur. Ama hem ilim hem inanç birlikte olursa zülcenaheyn, yani çift kanatlı olur.

Akabe Mescidi’nin önemlerinden biri de erken İslam cami planını günümüze kadar büyük ölçüde korumasıdır. İslam’ın erken döneminde yapılan birçok cami zaman içinde büyümüştür, değişmiştir. Kuba Mescidi bugün orijinal halinden çok uzaktır. Mescid-i Nebevi’nin çekirdek kısmı dursa da bugünkü haliyle ilk halini ancak bilen anlar. Fakat Akabe Mescidi, Abbasi döneminde yapılmış olmasına rağmen erken İslam mimarisini günümüze kadar korumuştur.

Bu cami dört halife döneminde yapılmadı, Peygamber Efendimiz aleyhisselam döneminde yapılmadı, Emevi döneminde yapılmadı. Abbasi döneminde yapıldı. 761 yılında Abbasi halifesi Cafer el-Mansur tarafından inşa edildi. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem 632 yılında vefat etmişti. Yani bu yapı, Peygamberimizden yaklaşık bir buçuk asır sonra, günümüzden de yaklaşık 1300 yıl önce inşa edildi.

Peki Cafer el-Mansur bu mescidi neden yaptırdı?

Burası Akabe bölgesidir. Araplar buraya “Mescidü’l-Bey‘a” derler. Bey‘a, biat demektir. Biat dediğimiz şey, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve selleme verilen sözdür. “Ölümüne kadar arkandayız.” yemininin yapıldığı yerdir burası.

İslam’ın erken döneminde, müşriklerin baskılarının en şiddetli olduğu günlerde Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem panayır panayır dolaşıyor, insanlara İslam’ı anlatıyordu. Ukaz, Zülmecaz ve Mecenne panayırlarında çadır çadır geziyordu. Bir çadıra girip çıkıyor, arkasından amcası Ebu Leheb giriyor ve “Bu bizim yeğendir, sözlerine itibar etmeyin.” diyordu. O kadar sıkıntılı bir dönemdi.

O gün panayırlardan birinde Medine’den gelen altı kişiyle Peygamber Efendimiz burada buluştu. O altı kişi İslam’ı kabul etti ve Medine’ye döndü. Kısa bir süre sonra, yaklaşık altı ay kadar sonra 12 kişi olarak geldiler. İşte İslam tarihinde birinci Akabe biatı denilen hadise bu 12 kişiyle yapılan biattır. Fakat buradaki ikinci toplantıdır.

Bu toplantıdan sonra Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, Musab bin Umeyr Hazretlerini onlarla beraber Medine’ye gönderdi. Musab bin Umeyr Hazretleri Medine’de İslam’ı anlattı. O gün Medine’nin Evs kabilesinin lideri olan Saad bin Muaz, elinde mızrağıyla onun yanına geldi. O zaman henüz müşrikti. “Sen bizim aramıza fitne sokmaya mı geldin?” dedi. Musab bin Umeyr Hazretleri ise son derece kibar bir şekilde, “Gelin oturun, beni dinleyin. Eğer anlattıklarımı beğenmezseniz bana istediğinizi yapabilirsiniz.” dedi.

Saad bin Muaz oturdu, dinledi ve sonra Müslüman oldu.

Bir yıl sonra ikinci Akabe biatı gerçekleşti. Bu kez 75 kişi geldi. Bunların ikisi kadın, 73’ü erkekti. Bu 75 kişi içinde Eyüp Sultan Hazretleri, yani Ebu Eyyub el-Ensari de vardı. Onlar Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin mübarek ellerini tuttular ve “Anamız babamız sana feda olsun. Her şeyimizle senin yolundayız. Bundan sonra senin yolunda her şeye katlanmaya hazırız.” diyerek söz verdiler.

Bu noktada Hazreti Abbas’ın hitabı da çok önemlidir. Peygamber Efendimiz aleyhisselamın küçük amcası Hazreti Abbas da burada bulunuyordu. O topluluğa dönerek, “Siz şu an neye yemin ettiğinizin, neye biat ettiğinizin farkında mısınız? Bütün dünyayı karşınıza alacaksınız, biliyorsunuz değil mi?” diye hitap etti.

Onlar da “Evet, biliyoruz, kabul ediyoruz.” dediler.

Abbasi halifesi Cafer el-Mansur’un bu mescidi buraya yaptırmasının sebeplerinden biri de budur. Çünkü Abbasiler, Hazreti Abbas’ın soyundan geliyorlardı. Emevi Devleti’ni yıkan Abbasiler, siyasi anlamda kendilerini ispatlamak zorundaydılar. “Biz Abbas oğullarıyız, Peygamber Efendimiz aleyhisselamın amcasının soyuyuz.” diyerek bu mirası vurguladılar. Bu sebeple Akabe Mescidi’nin kitabeleri sadece dinî değil, aynı zamanda siyasi anlam da taşır.

Akabe Mescidi’nde çok kıymetli kitabeler bulunmaktadır. Bu kitabeler erken İslam Kufisiyle yazılmıştır. Bunlar normalde başka ülkelerde olsa müzelerde korunacak kadar kıymetlidir. İnşa kitabesinde Abbasi halifesi Cafer el-Mansur’un adı geçer. Bu kitabe 761 yılına aittir. Günümüzden yaklaşık 1300 yıl öncesine uzanan bir hatıradır.

Bir başka kitabede Akabe biatları, burada yaşananlar, önce 12 kişiyle yapılan toplantı, sonra 75 kişiyle yapılan biat ve Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin mübarek elini tutarak verilen söz anlatılır. Hazreti Abbas’ın buradaki hitabı da bu kitabelerde vurgulanır.

Caminin bir de tamir kitabesi vardır. Bu tamir kitabesi de Abbasiler dönemine aittir. Cafer el-Mansur’dan yaklaşık 500 yıl sonra yaşayan Abbasi halifesi Mustansır Billah, 1227 yılında bu mescidi tamir ettirmiştir. Mustansır Billah, Abbasilerin sondan bir önceki halifelerindendir. Annesi Türk’tür. O dönemde Türkler Abbasi Devleti’nde orduda, yönetimde, valiliklerde ve komutanlıklarda yoğun şekilde vazife alıyordu.

Mustansır Billah sağduyulu, kaliteli ve özel bir hükümdardı. Moğolların ilerlediği günlerde ordusunu güçlendirdi, çeşitli tedbirler aldı. Hayırsever bir insandı. Bağdat’ta ve İslam dünyasının birçok yerinde medreseler yaptırdı. Ehlibeyt büyüklerinin mezarlarını ve türbelerini restore ettirdi. Bu inşaatlar sırasında Akabe Mescidi’ni de tamir ettirdi.

Fakat ondan sonra oğlu Mustasım Billah dönemi geldi. 1258’de Moğollar Bağdat’ı işgal etti. İslam dünyasının müthiş birikimleri, kütüphaneleri ve ilim merkezleri yakılıp yıkıldı. Bağdat’ın düşüşü, İslam tarihinde insanın okurken kahrolduğu çok acı bir hadisedir.

Akabe Mescidi, bütün bu hatıralarıyla sadece bir cami değildir. Akabe biatlarının, sahabenin sadakatinin, erken İslam cami mimarisinin, ilimle ibadetin yan yana yürüdüğü anlayışın ve Abbasi tarihinin sessiz şahididir.

Hacca, umreye ya da herhangi bir vesileyle Mekke’ye yolu düşenlerin Cemerat bölgesinin hemen yanında bulunan Akabe Mescidi’ne uğraması gerekir. Burada sadece tarih değil, aynı zamanda insanın kendi iç dünyasıyla vereceği söz de vardır.

Akabe’de, Eyüp Sultan Hazretleri gibi Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin mübarek yoluna sadakatle bağlanmayı hatırlamak gerekir. “Ölümüme kadar senin yolundayım, izindeyim ya Resulallah.” diyebilmek, bu mekânın ruhuna en uygun duruş olacaktır.

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.