TENEKE
03 Ocak 2026, Cumartesi 09:20
Çoğunluğu henüz hayatta olan şu bizim kuşak, doğup dünyaya yayıldığında; sanki zaman, mikadan bir cetvel gibi kırılıverdi!
Bir nefeste yarım asır, sanırım ancak bu kadar kısa anlatılabilirdi.
İşte şimdi, iki binli yılların da ilk çeyreği bitti. İkinci çeyreğin ilk günlerindeyiz.
——-
Çoğunluğu henüz hayatta olan şu bizim kuşak, doğup dünyaya yayıldığında; sanki zaman, mikadan bir cetvel gibi kırılıverdi!
.
Camı çatlamış termometre yahut yayı kırılmış bir tartı gibi, o güne kadar yapılan ölçüler şaştı, bilinenlerin manası erimeye başladı!
Binlerce yıldır yaşanan ve görülen şeyler sanki buhar oldu ve her sene, her ay, her hafta, her gün… Hele şu son günlerde her dakika başka ve yeni ve kocaman kocaman şeyler konuşulur oldu!
❤️❤️❤️
Tamam, dünyada değişmeyen tek şey değişimdir ama, bu kadarı da fazla geliyor, bizim kuşağa bile…
Kısas-ı Enbiya’da bile geçen merkepleri en son biz gördük. Şimdikiler eşekle tanışmak için kapılarına “zoo” yazılmaya başlanmış olan hayvanat bahçelerine hatırı sayılır paralar ödüyor…
Çocuklar inek ile koyunu birbirinden ayırabilmek için öğretmenleri eşliğinde pahalı, renkli, resimli kitaplara bakarak
“İii-nek… Kooo-yun!..” diye tekrarlar yapıyor!
Koparılmadığı için yerlere dökülen erik, vişne, dut gibi meyveler, çocuklarının ayakkabılarını kirlettiği için veliler belediyeye şikayette bulunuyor!
Yumurtanın ağaçta yetişmediği, gibi öğrenmesi mantığa aykırı içi boş bilgileri törenle ve para ile öğretmeğe “eğitim” der olduk!
Fakat…
Fakat, bambaşka şeyler, bambaşka şekillerde öyle bir karıştı ki hücrelerimize; atom altı parçacılarını sorgular olduk.
❤️❤️❤️
“İki bin yirmi altı” tarihi benim için ulaşılabilecek hatta düşünülebilecek mesafede değildi!.. Fakat, işte şimdi 2026 senesinin ilk gününden yazıyorum.
.
Benden önceki her şeyi Nuh tufanıyla akran sandığım, dokuzdan fazla rakam bilmediğim günlerde bana yaşının “otuz” olduğunu söyleyen eniştemizden ürküp kaçtığım, 1969’dan sonra hangi yıl gelecek sorusuna iki bin dediğim hatıralar, ahh sıcacık…
.
Erkenden sökmüştüm okumayı.
Çünkü ablamların okul dergilerinde çizgi romanlar vardı. Bunlardan birinin adı “Akıllı Leylek Afrika’da” idi. Uzakları hayal ederdim yazıları anlamaya çalışırken.
Bir başka çizgi roman ise; insanların arasında dolaşan ve kafası, gövdesi, kalçası, kenarları köşeleri olan kübik şekillerden yapılmış bir robottu.
Adı ise “Teneke”.
Robot Teneke! Bu o kadar olmayacak ve uzaktı ki, buna ancak “çocuklar” inanırdı! Pek çoğunun elektriği bağlanamamış, kanalizasyon sistemi çözülmemiş, kullanma suları kuyulardan alınıp içme suyu ise bidon ve kovalarla sokak çeşmelerinden taşınan evlerin çocukları…
❤️❤️❤️
İyi de geriye dönüp bakınca başım dönüyor.
Bilmem kaç bin yıldır birbirinin kopyası şeklinde bize kadar ulaşmış olan seneler, araçlar, gıdalar ve her şey bu kadar zamanda, bir ömürde nasıl bu kadar değişti?..
Saatlerce yürüyerek işe giden adamların “Teneke” ile eğlenen çocukları, bugün; kişiye özel duygular yüklenmiş, yapay zeka sahibi, öğrenebilen, insansı robotların pazarlığını yaparken tatmin konusunu bile sorguluyor.
Kıtalar arası alışverişler ise kendi koltuğumuzda otururken iki parmak ucumuza kadar indirilmiş durumda.
❤️❤️❤️
Bizden önce “iki dönem” gelmiş ve geçmiş bu memlekette…
İlki seçimsiz, ezansız, kitapsız, tek partili baskı ve korku dönemi…
İkincisi; vakıa ki başvekilin “ezan okumayı serbest bırakmak suçundan” asılması ile bitmiş!
Bizler ise, sonra geldik ama o günleri yaşayanlarda devam eden korkuları gördük: “On sekiz sene yasak olan şeyi böyle birden serbest bırakmazlar. Başbakanı asanlar, Kur’an okuyanları tek tek not edip vakti gelince onları da asarlar” diyorlardı.
.
Çok ortaklı ve hiç muktedir olamayan iktidarlar devrinde bulmuştuk kendimizi. Sağcı-solcu çatışmaları ve Alevi-Sünni kutuplaşması kışkırtıldı uzun yıllar.
Herkesin öfkesi ve diyecek lafı vardı. Pazar tezgahlarında bile Das Kapital okunur, kahve köşelerinde Bozkurt marşları ezberlenirdi. Şuna emin olun ki; bu günlerin pek çok profesörü bile o günlerin fabrika işçileri kadar kitaba gömülü ve fikrine tutkulu değildir!..
Öyle ki, çoğu abiler ablalar “boyalı basın” diye aşağılanan gazeteleri ellerinde taşımaktan utanırlardı. Çünkü bir gazete ve dergide renk değil dava aranırdı.
Bizler meslekte önce tipo denen kurşun baskıyı öğrendik, ardından ofset çalıştık, sonra bütün baskı hazırlık aşamalarını bilgisayarlar yapmaya başladı. Şimdi kütüphanelere gitmiyor, gazete kitap okumuyor insanlar;
“Bana şu bilgiyi bul, şu şehri gezdir, filan yeri göster!..” diyerek telefonlarına sesleniyorlar.
❤️❤️❤️
Mahallenin bütün çocukları, bazı sınıflarının barakalarda ders gördüğü Sultaniye’deki Fatin Hoca İlkokulu’na gidiyordu.
Okullarda Amerikan tozundan yapılma süt dağıtırlar, küçük ablam minicik boş bir hap kutusuna kendi sütünden koyup bana getirirdi. Ben okuldan gelenleri beklerdim bayırın başında. Ablam da daha bahçeye girmeden küçük kutuyu açar ve o iki yudum sütü bana da içirirdi.
Ablamların getirdiği dergilerdeki “Teneke” ile robotun ne olduğunu öğrenmiştim ben.
.
Bir de sucu geçerdi evin önündeki patikadan. Bu dik bayırı tırmanan eşeğin sırtında üstü ve yanı olmayan iki sandık, her sandığın içindeyse ikişer tane teneke vardı. Elinde çubuğuyla eşeğin ardı sıra yürüyen sucu, 18’lik bu dört tenekeyi Çiftehavuzlar çeşmesinden doldurup hayvanına yükler ve bayırın yukarılarında birilerine götürürdü.
.
Bakkalların veresiye defterlerine ucu yalanınca yazan kalemlerle rakamlar yazdıkları, evin bütün çocuklarının aynı kitapla sınıf geçtiği, kurşun kalemlerin genellikle dedeler tarafından jiletle açıldığı yıllar, birdenbire ve hızla değişmeye başladı.
Posta kartları, pullar, damga pulları… Belediye otobüslerinin ince kağıttan ve vapurlarla trenlerin karton biletleri tarih oldu.
❤️❤️❤️
Bizim evde radyo vardı. Komşular gelir pil yettiği kadar Orhan Boran ve Yuki, Evet Hayır yarışmaları ve ajans dedikleri haberleri dinlerlerdi. Bazen de Türkçe şarkı türkü dinlerler ve artık yayınlanması serbest bırakıldığı için sevinip oynayanlar olurdu.
Bazen bizim ara sokaktan “Destancılar” geçerdi. Bu adamlar, üzerinde acı bir olayı anlatan uzun şiir yazılı bir kâğıdı satar, her mahalle bundan bir tane alırdı. Çocuklardan birine okutulan destanı dinleyen kadınlar ise içlerini çeke çeke ağlaşırlardı.
Bir gün bu adamlardan birinden Hazreti Ali’nin Hayber Kalesi Cengi kitabını almıştık. İnce, içinde birkaç çizim de olan ve kenarlarını, bıçak sokarak kendimizin açtığı bir kitap.
Tek kullanımlık ampullerle çalışan flaşlar, üstten bakmalı fotoğraf makinalarının yanından geçerek 80’li yıllara geldik. Bazı evlere telefonlar bağlanmaya başlandı. Telefon kulübelerindeki kuyruklar azaldı. Yolcu taşıyan vasıtalar çoğalmaya başladı. Bol bol kitaplar basıldı ve gazetelerin tirajları artmaya başladı.
2000’den itibaren ise gazete yazılarımızı bilgisayarla yazma mecburiyeti geldi. Devamındaki günlerde hayatımıza internet yerleşmeye başladı.
Sonra gazetelerin tirajı milyonun üzerine çıktı. Koca koca gazete binalarında bulunan kamera, fotoğraf, teleks, faks, ulaşım ve daha pek çok bölümün, birimin işini ellerimizde bulunan telefonlarla yapar olduk.
Biraz daha zaman geçti ve önce basılı basının sonra da yavaş yavaş bilgisayarların pabucu dama fırlatıldı…
Şimdi artık insanlar telefonlarıyla arkadaşları gibi konuşup dertleşiyor, yazı yazdırıyor, bilgi arattırıyor, resim çizdiriyor…
Ve daha neler…
❤️❤️❤️
Bir nefeste yarım asır, sanırım ancak bu kadar kısa anlatılabilirdi.
İşte şimdi, iki binli yılların da ilk çeyreği bitti. İkinci çeyreğin ilk günlerindeyiz.
Eşek sırtındaki tenekelere bakarak, adı “Teneke” olan robotun hikayesini okuyan kuşağın bir ferdi olarak; insansı robotlardaki zeka seviyelerinin tartışıldığı zamana ulaştık.
.
Neleri yaşadık neleri unuttuk?
Neleri kazandık neleri kaybettik!..
Elde ettiklerimize değdi mi, huzurlu muyuz, inançlı mıyız, motive miyiz?
Nereden geldiğimizi ve nereye gittiğimizi biliyor muyuz?
O binlerce yıllık uzun zaman cetvelinin kırılınca elimizde kalan, bir ömürlük şu küçücük kısmı, sizce de çok hızlı, çok ağır ve epey acılı, değil mi?
Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.
Yorumlar
Rakip Karadayı
04-01-2026 08:35Zevkle, merakla okudum. Her bakımdan MÜKEMMEL bir yazıydı. Çocukluğuma, gençliğime gittim geldim. Rabbim razı olsun yazandan, yayınlayandan ve okuyanlardan da…
Fatma
04-01-2026 08:35Cetvelin elimizde kalan kısmı kör kötürüm, güdük, bereketsiz, paramparça, sancılı, kanlı, gözyaşılı... Ve çoğu zaman da ne idüğü belirsiz hale geliyor! Yeniler eskiden asla iyi değil! Eskinin acıları bile yeninin ilaçlarından daha şifalıydı... Allah sonumuzu hayretsin, amin. Ellerinize, yüreğinize sağlık hocam.
Necla Atila
04-01-2026 07:05Bizde o dönemlerde insanca yaşamişlardaniz. Şimdi torun sahibiyiz. Isterdimki bu yazdıklarınızı torunlarımız yani genç kuşaklar okusun. Ama maalesef ruhları tenekelestirildi gençlerimizin. Bu değişimlere çok uzulenlerden biriyim. Gençlerimizin kalbi tenekelesti. Tek öğrendikleri şey hırs mevki makam ve kolay zengin olmanın yolları. Ne kadar ugraşsakta gercekleri anlatamıyoruz. Niçin yaratıldık nereden geldik nereye gidiyoruz sorularının cevabını yaşlılar unuttu gençler ise ogrenmiyor merak etmiyor. Sanırım AllahuTeala böyle diliyor. Bütün bunların kıyamet alameti olduğunu büyükler bildiriyor. Kıyametin kafirlerin üzerine kopacağını bildiriliyor. Hal böyleyken gençlerimiz dinden uzaklastiriliyor robotlastiriliyor. Yumuşacık kalpler sevgi ve muhabbeti kaybettikçe katilaşiyor. Bakın sizde yazdıklarınızın gençler tarafından okunmasını dinliyorsunuz. Bakıyorum merak ediyorum kaç genç okumuş duygularını paylaşmış diye. Ulaştığım netice üzüyor bu yaşlı kalbimi. Rabbım torunlarımıza neslimizden gelecek olanlara merhametiyle muamele eylesin. Dua etmekten başka birsey gelmiyor elimizden Dualarımızda büyüklerimize olan sevgimiz muhabbetimiz hatirina kabul olursa insallah.
Ahmet Sezgin Tuncer
03-01-2026 22:35Cetvel in bendede çok hatıraları var eskide yaşamak güzel yeniyle birlestirirsek harcamak değilde harmanlamak güzel
Ahmet Sezgin Tuncer
03-01-2026 22:35Cetvel in bendede çok hatıraları var eskide yaşamak güzel yeniyle birlestirirsek harcamak değilde harmanlamak güzel
Ahmet Sezgin Tuncer
03-01-2026 22:35Cetvel in bendede çok hatıraları var eskide yaşamak güzel yeniyle birlestirirsek harcamak değilde harmanlamak güze
Ahmet Sezgin Tuncer
03-01-2026 22:35Cetvel in bendede çok hatıraları var eskide yaşamak güzel yeniyle birlestirirsek harcamak değilde harmanlamak güzel
Muzaffer Alacaoğulları
03-01-2026 15:03Hey gidi günler hocam, nice mutlu ve sağlıklı yıllar & selâmlar ?