• DOLAR
    41.27
  • EURO
    48.66
  • ALTIN
    4850.3
  • BIST
    10.449
  • BTC
    112074.59$
Deneme Reklam

TASAVVUFUN ANLAŞILMASINDA ŞEKİL–MANA DENGESİ VE GÜNCEL PROBLEMLER

23 Ocak 2026, Cuma 00:25
TASAVVUFUN ANLAŞILMASINDA ŞEKİL–MANA DENGESİ VE GÜNCEL PROBLEMLER

Tasavvuf, İslam dininin özünü en güzel şekilde yaşama ve yaşatma amacıyla tesis edilmiş bir irfan yoludur. Bu yol, dinin yalnızca zahirî yönünü değil; maksatlarını, gayelerini ve ruhunu merkeze alarak insanın ahlâkî ve manevî tekâmülünü hedefler. Ancak tarihsel süreç içerisinde, diğer düşünce ve uygulama ekollerinde olduğu gibi tasavvufun içinde de zaman zaman şekilcilik ön plana çıkmış, bu durum tasavvufun asli hedeflerinden uzaklaşıldığı yönünde eleştirilere yol açmıştır.

Şekli esas alıp manayı ihmal etmek, tasavvufun ruhuna aykırıdır. Bu durumu bir benzetmeyle açıklamak mümkündür: Bir ürünün değeri, onu saran ambalajda değil; ambalajın içindeki malın kalitesindedir. Ambalaj, yalnızca ürünü koruyan ve onun niteliğine işaret eden bir vasıtadır. Kabı esas alıp içindekini göz ardı etmek, tasavvufun da yanlış anlaşılmasına ve toplum nezdinde ön yargıların oluşmasına sebep olmaktadır.

Tasavvuf uygulamalarında zaman zaman Allah’ın kesin emri olmayan, müstehap veya nafile mahiyetindeki bazı davranışların sanki farzmış gibi sunulması; ruhsat yerine yalnızca ihtiyat ve azimet vurgusunun yapılması, insanları zorlayabilmektedir. Oysa İslam, ruhsat ve azimet dengesini birlikte sunmuştur. İnsanlar iştiyak haline olduklarında ihtiyatla amel edebilir, zorlandıkları zamanlarda ise ruhsatları kullanarak dini hayatlarını sürdürebilirler. Ancak ruhsatla amel etmenin adeta günah gibi sunulması, tasavvufa karşı bir mesafe ve soğukluk oluşturabilmektedir.

Tasavvuf çevrelerinde zaman zaman ortaya çıkan ve dini istismar eden bazı şahıslar, bu algının güçlenmesine neden olmaktadır. Özellikle sosyal medya ve geleneksel medya, bu tür örnekleri yoğun biçimde gündeme taşıyarak, sanki sadece tasavvuf ehli hata yapıyormuş gibi bir algı oluşturmaktadır. Bu durum, tasavvufun bütüncül ve ahlâk merkezli yapısının göz ardı edilmesine ve toplumun umumuna yönelik olumsuz bir genelleme yapılmasına yol açmaktadır.

Tasavvuf ehlinin temel vasıflarından biri, halkın derdiyle dertlenmek, onların acılarına ortak olmak ve sorunlarına çözüm üretmektir. Ancak güce yakın duran, konforunu önceleyen ve halktan kopuk bir anlayışın yaygınlaşması, toplumda doğal bir tepkiye sebep olmaktadır. Bu tepki de zamanla tasavvufa yönelik bir uzaklaşma ve güvensizlik duygusuna dönüşmektedir.

Tasavvuf, tarihsel olarak birleştirici ve kuşatıcı bir rol üstlenmişken; son dönemlerde ayrıştırıcı ve ötekileştirici bir görüntü vermeye başlamıştır. Bunun yanında, tasavvufun aşırı derecede kurumsallaştırılması ve fabrikasyon bir yapıya büründürülmesi de eleştirilen bir başka husustur. Her müride aynı uygulamaların, aynı zikirlerin ve aynı yöntemlerin sunulması; yaş, cinsiyet, psikolojik yapı ve sosyo-ekonomik farklılıkların dikkate alınmaması, tasavvufun bireysel terbiye hedefiyle çelişmektedir. Hâlbuki mürid–mürşid ilişkisinde kişiye özel bir manevi tedavi ve eğitim anlayışı esas olmalıdır.

Sonuç olarak tasavvuf; geleneklerine bağlı, ancak çağın şartlarını da kuşatabilen bir anlayışla yaşandığında yeniden toplumsal itibarını kazanabilir. Hakikatlerin olduğu gibi ifade edilmesi, müsamahanın, birleştiriciliğin ve affediciliğin öne çıkarılması; toplumsal barış ve birlik için tasavvufun öncü bir rol üstlenmesi, bu irfan yolunun asli fonksiyonuna yeniden kavuşmasını sağlayacaktır.

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.