SURİYE'DE YENİ TEHDİTLER
22 Ocak 2026, Perşembe 18:08
Hatırlarsanız Esed seneler süren zulüm ve katliamlardan sonra pat diye yıkılmıştı. SDG de aynı şekilde göçüp gitti. Onca militan, onca silah çöp oldu. Aslında böyle olacağını baştan beri söylüyorduk. Yakın zaman önce ABD’nin kendilerini sattığını söyleyen bir PYD’li sokağa çıkmış bağırıyordu: “Size karılarımızı verdik. En güzel kızlarımızı verdik. Daha ne istiyorsunuz?” Başka şeyler de söylüyordu fakat onları buraya alabilmemiz mümkün değil.
Teröristin ifadesinden ne için başarılı olamadıkları çok net anlaşılıyor: Böylesine bir ahlaksızlıkla Suriye gibi bir Müslüman toprağını ele geçirmeyi düşüneceksin ve bu ahlaksızlığını saklama gereği bile duymayacaksın. Sen bu kafayla Müslüman Kürtlerden destek alamazsın ey ahmak. Nitekim alamadın. Suriye ordusu yürüyünce tavuk kümesine girip de bir tıkırtı duyan tilki misali kaçacak delik aradın. Yıllar içinde türlü desiselerle ele geçirdiğin mübarek topraklardan arkana bakmadan kaçmak zorunda kaldın. Şunu bil ki bu coğrafya bu kafaya bu saatten sonra asla izin vermez. Yüz sene önce olsa olurdu fakat şartlar değişti. Mesela artık cep telefonu diye bir şey var. Hiç ummadığın bir yerde yaptığın ahlaksızlık kayda alınır da ruhun bile duymaz.
Her gelişmeyi belli güç odaklarıyla izaha alıştığımız için son hadiseleri de aynı tarzda açıklamaya çalışanlar çıkacaktır. Olup bitenleri Paris’teki Suriye-İsrail görüşmesine bağlayanlar olacaktır. Bunda haklılık payları da vardır zira İslam dünyası henüz tam manasıyla bağımsız olamadı. Birçok konuda ABD’nin eline bakmaya devam ediyor. Bu bakıştan İsrail de payını alıyor. Ne var ki buradan yola çıkarak ABD’nin her şeye hâkim olduğunu söylemek yanlış olur. Böyle olduğunu düşünenler Amerika’yı eski Amerika zannediyor. Halbuki bugün muhatap olduğumuz Amerika eski gücünden çok uzak. Maduro şovu bile ben hala ayaktayım mesajından başka bir şey değil. ABD’nin bu konudaki başarısı Maduro’yu paket halinde teslim almasından ibaret. Dikkat ederseniz paketlemesi demiyoruz, paketi teslim alması diyoruz ki olan tamamen buydu…
ABD, PYD’nin ezilmesine sessiz kaldı. Gerçi sessiz kalmaktan başka yapacağı bir şey yoktu. Suriye halkı geçen zaman içinde bu yapıdan tiksinir hale gelmişti. Hatta Kürtlerin de ekseriyeti bu noktadaydı. Hasılı elde olmayan sebepler Amerika ve İsrail’i Şara ile anlaşmaya icbar etti. Tabii sığır çobanlarını Pasifiğe çekilmek zorunda bırakan amiller işin nirengi noktasını teşkil ediyor. Bunlar kibir abidelerine geri adım attıran sebepler. Bunu anlayanlar doğru politikalar üretebiliyor. Anlayamayanlarsa PYD gibi zelil oluyor. Bakalım önümüzdeki dönemde dünyanın eski dünya olmadığını kimler anlayacak?
Her ne ise biz mevzumuza dönelim.
Evet Suriye tekrar tek parça haline geldi. Nusayriler zaten başını kaldıramıyor. Dürziler İsrail’in desteğiyle biz burdayız deseler de yüz binlik ordumuz var havasındaki PYD’lilerin topuklaması onlara da korku salmıştır. Bu saatten sonra İsrail’in desteği fayda vermez. Dürzi bölgesi üzerindeki tartışmalar da fazla uzamadan biter. Aynelarab, Haseke ve ona bağlı Kamışlı’nın PYD’ye bırakılması da muvakkaten. Zaman ve zemin müsaid olunca gerekli adımlar atılır.
PYD/SDG’nin başına gelenler ibretlik. Satılık tipler ABD nezdinde taharet kâğıdı kadar kıymetleri olmadığını anladı. Pişmanlıkları neticeyi değiştirmeyecek, iş işten geçti. Şunu da bilelim ki Amerika dönüp, “yaptıklarım sizi denemek içindi, sonuna kadar sizinleyim” dese şu yaşadıklarını unutur ve köpekliğe kaldıkları yerden devam ederler. Hatta böyle acı bir tecrübe yaşadıkları için hizmetlerini de artırırlar. Gerçi karılarını kızlarını verdiklerini söylemişlerdi. Bu sefer verecek neleri kaldı artık onu bilemiyoruz.
Vaktiyle sırtını PYD’ye dayadığını söyleyen güruh ağlamaya başladı. Hatta yeni bir kalkışma için yoklama da çektiler. Ne ise ki devlet niyetlerinin farkında. Üstelik polis de asker de güçlü. Niyetlendikleri adımları atamadılar. Buna imkân bulsalardı memleketi tekrar 6-7 Ekim karanlığına gömeceklerdi. Dedik ya şimdi ağlıyorlar. Aslında onların da hadiselerden ibret alması gerekiyor fakat bu çok zor. DEM hala bir şeyler yapma telaşında. Nusaybinde toplanmaları bunu gösteriyor. Parti idareci ve milletvekilleri en ufak bir ders almışa benzemiyor. Bakın Sakık ne diyor: “Suriye’den son derece korkunç görüntüler geliyor. Esir alınan Kürt kadınlarının başları kesilmiş, onlarca infaz videosu dolaşımda. İşlenen suçlar, İŞİD vahşetini dahi aşan bir insanlık trajedisine işaret ediyor. HTŞ çetelerini alkışlayan, Kürt düşmanlığıyla gözü kör olan herkes bu günahın, bu vahşetin ortağıdır.” O korkunç görüntülerden birkaç tanesini paylaşsa da biz de görsek. Aklı sıra saf Kürtleri galeyana getirecek. İçimizden, daha çok beklersin demek geldi. Evet daha çok beklersin…
ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Barrack, “SDG’nin DEAŞ karşıtı güç olma fonksiyonu büyük ölçüde sona ermiştir” diyerek teröristler namına bütün ümitleri söndürdü. Kullandık attık demiş oldu.
Son gelen haberler Aynelarab ve Kamışlı’yı da kaybedecekleri istikametinde. Yeni anlaşmaya göre Haseke ile birlikte bu beldeler teröristler lehine belli bir statüteye kavuşturuluyor ancak bu statü onları asla tatmin etmez. Saray rüyaları görürken çadıra girmek gibi bir şey. Bu arada Türkiye sınırının açılmasını istiyorlarmış. Buna çaresizlik denir. Ne Türkiye sınırı açılır ne de Türkiye’den onları kurtarmaya bir kişi gider. Şunu herkesin bilmesi lazım ki oradan kimse Türkiye’ye gelemez. İhanet et, yenilince gel. Yağma yok. İhanetinin bedeline katlanacaksın.
Şam yönetimiyle yapılan anlaşma onları kurtarmaz zira ellerinde birkaç bin kilometrekare toprak kaldı. Bir hafta kadar öncekinin yaklaşık onda biri. Üstelik gelir getirecek bir imkân da yok. Üç beş kuyuları var hepsi bu. Bu da bütün Suriye’dekilere nispetle %10 bile değil.
Siyasi hareketler başarı üzerine kuruludur. Her başarı yeni başarıları getirir ve hadise giderek büyür. Bu tür hareketlerin en sıkıntılı tarafı herhangi bir yerde takılıp kalmaktır. Bu durumda büyüme durur. Son birkaç senedir olan buydu. Geri adım atılırsa hareket zayıflar. Şu an olan her ikisi de değil, hatta ric’at bile değil çünki ric’at bir ordunun planlı geri çekilişidir. Burada bir terör örgütü meçhul istikametlere doğru topuklamıştır. Dolayısıyla büyümenin durması veya küçülme değil buharlaşma vardır.
Şara nasıl bir devlet kuracak, kadrolar kimlerden teşkil olacak bunlar elbette önemli. Şu ana kadar tam bir fikir edinmiş değiliz. Bununla beraber bizi endişeye sevk eden bazı mühim hususlar var. Suudların Suriye’ye el atması bu cümleden. Hem de çok tehlikeli bir noktadan el atmışlar. Nusayri zulmünden yeni kurtulan bu memlekete selefiliği yaymak için 30 ton kitap göndermişler. Her biri 400 gram gelse 75 bin kitap eder. Bu belki de buzdağının görünen yüzü. Dikkat ederseniz dini yaymak için demiyoruz, selefiliği yaymak için diyoruz. Suudlar Selefi/Vehhabi inancını din-i İslam diye Suriye’de yaymak için harekete geçmiş. İşte asıl tehlike bu. Zalim idarecinin yönetiminde belki malını mülkünü kaybedersin, belki canından olursun fakat itikadını ve imanını muhafaza ettiğin müddetçe bir şey kaybetmiş sayılmazsın. Ne var ki itikadın bozulursa imanını ve nihayet sonsuz saadetini kaybedersin. İlk işaretler pek hoş değil. Bakalım devamı nasıl gelecek?
Dünyanın her yerindeki ehl-i sünnet görünümlü mezhepsizlerin Şara’yı kuşatma altına aldığını söyleyebiliriz. Kendisinin zaten bir selefi geçmişi var. Gerçi şu an öyle bir görüntü çizmiyor veya en azından biz buradan doğru öyle bir şey hissetmedik. Acaba bu kuşatmaya mukavemet edebilecek mi? Mukavemet etmesi hem kendisinin hem Suriye’nin menfaatine olacaktır. Hazret-i Muaviye’nin yadigarı o topraklara ehl-i sünnet adına sahip çıkmak kendisi adına ne büyük saadet olur!
Suriye’nin her santimetrekaresi ecdadın izini taşır. Sultan Selim merhumun Türk vatanına kattığı bu coğrafya İran’ın Suud’un at koşturacağı bir yer değildir. İran’a gösterilen hassasiyet aynıyla Suud’a da gösterilmelidir. Aksi takdirde sınırlarımızdan sürdüklerimiz fikirleriyle beynimizden içeriye girer. Hele bir de kalbimize yerleşirlerse geçmiş ola. Dünya ve ahiret her şey biter!
Türkiye’ye bu noktada büyük iş düşüyor. Yavuz Sultan Selim hanın vatan yaptığı o toprakları onun bunun eline bırakamayız. Belki buna içerideki mezhepsizler epey gürültü çıkaracaklardır ama hiçbirini dinlememek gerekir. 400 çadırdan 22 milyon kilometre kareye İbn Teymiye’nin küfrünü okuyarak çıkmadık. Rehberimiz İmam-ı a’zam hazretleri idi. İmam-ı a’zam hazretlerine düşman olanlar atalalarımızın da düşmanı idi. Tevhîd-i milk ü millet içün cenk eden ecdadımızın bize emanet ettiği diyarları asla ve kat’a ehl-i sünnet düşmanlarına teslim edemeyiz. Aramızdaki ayrık otları her şeyi söyleyebilir fakat onlar dedik ya ayrık otu. Hepsini söküp atmak icap eder.
Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.