ŞÎA VE ALEVÎLİK
20 Şubat 2026, Cuma 00:25
Şîa, Arapçada taraftar anlamına gelmekte olup, Peygamber efendimizin vefatından sonra devlet yönetiminin, Hz. Ali’ye ve onun soyundan gelenlere ait olduğunu savunan çeşitli fırkaların ortak adıdır.
Bunlara Hz. Ali taraftarı anlamında Alevî de denilmiştir.
Bunlar, zamanla çok çeşitli kollara ayrılmış olup, başlıca üç ana grupta toplanmaktadır:
1- Tafdıliyye, “Hz. Ali, Eshabın en üstünüdür.” diyenler.
2- Sebbiyye, “Eshab-ı kiramdan birkaçı hariç, diğerleri zalim, kafir oldu.” diyenler.
3- Gulât-ı Şîa, “Hz. Ali tanrıdır.” diyenler.
Üçüncüsü en aşırı gidenleri olup, bunlar, Hz. Ali ve onun neslinden gelen imamlara, ilâhlık yahut peygamberlik isnat edecek kadar ileri gitmişlerdir.
Bunlardan biri olan Sebeiyye fırkası, İslamiyeti içerden yıkmak için, ilk fitneyi çıkaran Abdullah bin Sebe tarafından kurulmuştur.
Bu aslen Yemenli bir yahudi olup, Hz. Osman zamanında İslâm’ı kabul etmiş, ancak bir müddet sonra gerçek yüzünü göstererek müslüman beldelerde sapık fikirlerini yaymaya başlamıştır.
Hz. Ali efendimiz, Abdullah’ı, kendisini ilâhlaştırdığı için yakmaya teşebbüs etmişse de bundan vazgeçmiş ve onu Sâsânîler’in başşehri olan Medâin’e sürmüştür.
Nusayriyye fırkası ise, Ebû Şuayb Muhammed bin Nusayrî en-Nemîrî (ö.883) tarafından kurulmuştur.
Bu şahıs, İmam-ı Ali en-Nakî’nin (ö.868) ilâhlığını, kendisinin de onun peygamberi olduğunu iddia etmiş, tenâsühü benimsemiş, haramları helâl saymak gibi aşırı görüşler ileri sürmüştür.
Bu fırka, kurucusuna nisbetle Nemîriyye olarak da adlandırılmıştır.
I. Dünya Savaşı’ndan sonra Nusayrilerin yaşadığı bölgeyi ele geçiren Fransızlar, mensuplarının da uygun görmesiyle bunlara Alevî ismini vermişlerdir.
Günümüzde bu adla bilinen fırka, bazan diğer Alevî kesimlerinden ayrılması için Nusayrî Alevîliği, Arap Alevîliği, Suriye Alevîliği, Çukurova Alevîliği, Akdeniz Alevîliği, bazan da mahallî olarak Fellah (çiftçi) şeklinde zikredilmektedir. (TDV İslam Ansiklopedisi)
Şemseddin Sâmi’nin yazdığı (ö. 1904) Kâmûsul-a’lâm’da:
(İsmâiliyye, Şiilerin içine sızan dalâlet fırkalarından birisidir. İmâm-ı Ca’fer Sâdık hazretlerinin büyük oğlu İsmâil’i son imam tanıdıklarından bu ismi almışlardır.
Abdullah bin Sebe’nin yolundadırlar. Tenâsühe inanırlar. Haramlara helal derler. Her ahlaksızlığı sıkılmadan yaparlar.
Çok müslüman kanı döken Karâmitî zındıkları ile Hasen Sabbâh hâini ve Mısır’da islamiyeti yıkmaya çalışan Fâtımî devleti hep İsmâîlî idi.
Bid’at ehlinin azgın olanları ve Dürzîler ve Hurûfîler de, bunlardan türemiştir). Diyor.
Ayrıca bunların kendilerine Alevî dedikleri Müncid kitabında yazılıdır.
Şîa’nın Tafdıliyye grubundakiler ise en ehvenleri olup bunlar, “Resulullahdan sonra hilâfet on iki imamdadır.” dedikleri için İmâmiyye adını aldılar.
Ehl-i sünnetin de göz bebeği olan on iki imam sırasıyla:
1- Ali bin Ebî Tâlib (ö.661), (Peygamber efendimizin damadı)
2- Hasen bin Ali (ö.716), (Hz. Ali efendimizin oğlu)
3- Hüseyin bin Ali (ö.680), (Hz. Ali efendimizin oğlu)
4- Ali Zeynelâbidîn (ö.712), (Hz. Hüseyin’in oğlu)
5- Muhammed Bâkır (ö.733), (Hz. Ali Zeynelâbidîn’in oğlu)
6- Ca’fer-i Sâdık (ö.765), (Hz. Muhammed Bâkır’ın oğlu)
7- Mûsâ Kâzım (ö.799), (Hz. Ca’fer-i Sâdık’ın oğlu)
8- Ali Rızâ (ö.818), (Hz. Mûsâ Kâzım’ın oğlu)
9- Muhammed Cevâd Takî (ö.835), (Hz. Ali Rızâ’nın oğlu)
10- Ali Nakî, (ö.868), (Hz. Muhammed Cevâd Takî’nin oğlu)
11- Hasen Askerî Zekî (ö.874), (Hz. Ali Nakî’nin oğlu)
12- Muhammed Mehdî (Kıyamete yakın geleceği beklenen son imam)
İmâmiyye fırkasındakiler, Hz. Ali efendimizin ve Hz. Abbas’ın torunlarından birinin etrafında toplanıp çeşitli fırkalara ayrıldılar.
On iki İmamdan Ali Zeynelâbidîn hazretleri vefat edince (ö.712), çoğu bunun oğlu Zeyd’in yanında toplandı.
Ancak Zeyd, Irak valisi Yûsüf bin Ömer es-Sekafî (ö.744) ile harp etmeğe giderken, bir kısmı ondan ayrıldı.
Bu nedenle bunlara, ayrılanlar anlamında “Râfizî”,
Zeyd’in yanında kalanlara ise “Zeydî” denildi.
İmâmiyye fırkası, on iki imamın çeşitli oğullarına bağlanarak zamanla bir çok fırkalara ayrılmış olup, bugün kendilerine “Ca’ferî” demektedirler.
Ancak bunlardan bazıları,
“Eshab-ı kiramdan birkaçı hariç, diğerleri zalim, kafir oldu.” diyerek, o mübarek insanlara ağır hakaret ve iftirada bulundukları için sövmek anlamına gelen Sebbiyye grubuna dahil oldular.
Peygamber efendimizin cehennem azabından kurtulacağını müjdelediği Ehl-i sünnet vel-cemaat fırkası ise,
Habib-i Kibriya efendimizin nur cemalini görmekle ve tatlı sözlerini işitmekle şereflendikleri için eshab-ı kiram efendilerimizin hepsini çok sevmekte, onlardan herhangi birine incitici söz söylemekten son derece sakınmaktadır.
Nitekim o yüce server Buhari’de geçen bir hadis-i şerifte:
“Eshabıma dil uzatmakta Allah’tan korkun! Benden sonra onları kötü emellerinize alet etmeyin!
Onları seven, beni sevdiği için sever. Beni sevmeyen de onları sevmez.
Onları inciten beni incitmiş olur. Beni inciten de Allahü tealayı incitmiş olur. Bunun da cezası gecikmeden verilir.” Buyuruyor.
Eshab-ı kiram efendilerimizin her birinin ilmi ve ahlakı peygamber efendimizin nurlu sohbeti bereketiyle kendilerinden sonra kıyamete kadar gelecek olan bütün alimlerin ve evliyaların hepsinden çok yüksek idi.
Onların her biri müctehid derecesinde olup kendi mezheplerine göre amel etmekteydi.
Bir müctehidin kendi ictihadına göre amel etmesi vacip olduğundan aralarındaki ayrılıklar ve muharebeler asla kin ve nefretten olmayıp ictihad farklılığından kaynaklanmaktaydı.
Eshab-ı kiram efendilerimizin birbirlerini çok sevdikleri ayet-i kerime ve hadis-i şeriflerle sabittir.
Nitekim Allahü teala Fetih suresinin 29. Ayet-i kerimesinde;
“….. Onlar kendi aralarında çok merhametli, kafirlere karşı ise çok şiddetlidirler……” buyurarak bunu haber vermektedir.
Hz. Ali efendimizin kendi kızı Hz. Ümmü Gülsüm’ü, Şîa’nın en çok dil uzattığı sahabelerden biri olan Hz. Ömer efendimizin nikahına vermesi de onların birbirlerini ne kadar çok sevdiklerinin bir ispatıdır.
Alevî demek, Hz. Ali’yi seven halis müslüman demektir. Hazret-i Ali İslam’ın temel direğidir. İslamiyeti yayan mücahitlerin, kahramanların önderidir.
Resulullahın gazvelerinin en sıkışık, en korkunç anlarında, kara günlerinde, arslan gibi meydana çıkıp, Allahın Peygamberini sevindirmiş, islamiyeti ve müslümanları tehlikelerden kurtarmıştır.
Allahın arslanı Hz. Ali’yi İslam düşmanı olanlar sevmez. Onu hakiki müslümanlar, yani Ehl-i sünnet sever. Ehl-i sünnetin her birinin kalbi, Hz. Ali’nin sevgisi ile doludur.
Ehl-i beytin sevgisi, son nefeste iman ile gitmenin alameti olduğunu, Ehl-i sünnet alimleri sözbirliği ile bildirmişlerdir.
O halde “Alevî” ismi, Ehl-i sünnete yakışır. Bu mübarek isim, Ehl-i sünnetin malıdır. İslam düşmanı olan zındıklar, bu mübarek Alevî ismini Ehl-i sünnetden çalıyorlar. Kendilerini, bu kıymetli ismin altında gizlemek istiyorlar.
Ey Alevî denilen yurttaşlarımız! İsminizin kıymetini biliniz. Bu ismi samimi seven, bu ismin ne demek olduğunu, şerefinin yüksekliğini anlayan, bu ismin hakiki, öz sahibi olan Ehl-i sünneti de sever!
Hz. Ali’yi samimi ve tam, doğru seven ve yüce imamın yolunda giden, yalnız Ehl-i sünnet alimleridir.
O halde, Alevî olmak istiyenin, Ehl-i sünnet kitaplarını okuyarak, Hz. Ali’nin yolunu öğrenmesi lazımdır.
Hz. Ali’nin yolunu iyi öğrenen bir müslüman, Alevî ismi altında yazılmakta olan bazı kitapların sapık ve bozuk olduklarını kolayca anlar.
Şiiler, hurûfîlere aldanmayıp, ehl-i sünnet alimlerinin gösterdiği doğru yolu takdir ederek, Sünnîlerle el ele verdikleri, İslamiyeti dünyaya birlikte yaydıkları gün, Vehhâbîler de bunlara katılacaktır.
Böylece müslümanlar birleşerek eski şanlarına, üstünlüklerine elbette kavuşacak, insanlığa yine ışık tutacak, medeniyete önder olacak, bütün dünya saadete kavuşacaktır.
İslam’a hizmetin, insanlığa hizmet demek olduğunu her insan anlayacaktır.
Bu kardeşliğin tesisi için;
Abdullah bin Hüseyin Süveydî (ö.1761) hazretlerinin arabî diliyle yazdığı el-Hucecü’l-kat’iyye li’ttifâkı’l-firâkı’l-İslâmiyye kitabının Türkçe tercümesi olan,
Hakîkat Kitâbevi yayınlarından,
HAK SÖZÜN VESÎKALARI kitabını, her müslüman özellikle de Alevi kardeşlerimiz mutlaka okumalıdır.
Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.
Yorumlar
ahmet sırrı arvas
20-02-2026 09:49çok güzel bir özet olmuş. elinize sağlık ...