ŞERİATSIZ ŞERİATİ
12 Mart 2026, Perşembe 18:47
Bu memleket mezhepsizlerden çok çekti. Hala da çekmeye devam ediyor. Aslında alem-i İslam mezhepsizlerden çok çekti ve çekiyor. Biraz mürekkep yalamış olanlar biraz da Arabi biliyorlarsa hemen havaya giriyorlar. Büyük alim edası takınıyorlar. Bırakın mezhep imamlarımızı, eshâb-ı kiram efendilerimize dil uzatıyorlar. Sevgili peygamberimize dil uzatıyorlar. Bunu açıktan yapamayanlar hadis-i şeriflere saldırıyor. Burada takip ettikleri iki yol var: Ya hadis-i şeriflerin sıhhati üzerinde şüphe uyandırmaya çalışıyorlar ya da bunlar o dönem Arab toplumu için söylenmiştir bizi bağlamaz diyorlar. Dikkat ederseniz iş tam bir din düşmanlığına dönüşmüş durumda.
Bu gibiler din-i mübinle alakalı her konuda insanların kafasında soru işaretleri oluşturmaya çalışır. Bunu dini yıkmak için yapanlar olduğu gibi, yaptığının neticede din düşmanlığı olduğunu bilmeyenler de var. Dolayısıyla birleştikleri nokta bilerek veya bilmeyerek dini yıkmaya gayret ettikleridir. İşin en vahim tarafı ise ciddi bir taraftar bulmalarıdır. Peygamber efendimizin haber verdikleri 72 fırka-i dâlleden biri olma konusunda adeta birbirleriyle yarışıyorlar. Kimi itikadi bir hususla ilgili cinayet işliyor, kimi amelle. Amelle dediysek yanlış anlaşılmasın, burada ameli tembellikle yapmama değil inkâr var, yani o da küfür.
Bunları nakille yapamayacaklarına göre ellerinde yalnızca o kırık akılları kalıyor. Her biri kendi aklına göre dini anlamaya ve anlatmaya çalışınca ortaya böyle bir manzara çıkıyor. Cirimleri kadar yer yaksalar böyle feveran etmeyiz. Kendilerini bir şey zanneden geniş kalabalıkları da felakete götürüyorlar biz ona yanıyoruz.
Memleketimizde oryantalistlerin bitmek bilmeyen bir gayretle parlatıldığını görüyoruz. Aynı muamele yerli ve yabancı modernistlere de yapılıyor. Güya modernistliği tenkid eden Ali Şeriati bunlardan biri. Kendisi Millî Eğitim Bakanlığı’nın imam-hatip öğretmen ve idarecilerine daha yeni tavsiye ettiği isimlerden. Aslında listede onun gibi daha niceleri var fakat bu yazıda Şeriati’den bahsetmek istiyoruz.
Yazıları onun azılı bir İslam düşmanı olduğunu gösteriyor. Böyle bir şahsı, istifade edileceğini umarak vatan evlatlarının önüne koymak kelimelerle ifade edilemeyecek derecede bir gaflettir. “Muhammed Kimdir?” kitabında Peygamber Efendimize, Hazret-i Ebubekir, Hazret-i Ömer ve Hazret-i Osman efendilerimize attığı iftiralar yenilir yutulur cinsten şeyler değildir.
Ebubekir efendimiz için, “Yaşlı, çok yumuşak huylu, her işi basite alan birisidir. Tehlike dolu ictimai-siyasi mesuliyet, böyle bir ruhi yapıyla bağdaşmaktan daha ciddi ve önemlidir.” diyebiliyordu.
Ömer efendimize, “Yenilikçilik özelliği yoktu, düşünce açısından zayıftı, itikadî ve fikrî bir mevzu söz konusu olduğunda çok güçsüz görülüyordu.” demekten çekinmiyordu.
Mamafih en büyük iftiraları Osman efendimize atıyordu: “Görüş açısı, dünya görüşü dar ve zayıf birisidir. Peygamberle yaptığı iş birliği sırasında kimse onun en ufak bir üstün ve fevkalâde iş yaptığını görmemiştir. İslam’ın öz ruhunu, derinliğini, sınıfsal yönelimini hissedememiştir. Servet ve süse, kavmine ve kendine düşkünlüğü, büyüklere ve altına, güç ve kan sahiplerine saygıda bulunma, onun ruhunda o kadar güçlüdür ki, onun ahlaki bağı, İslam’dan daha çok cahiliyeye yakın ve iç içedir.”
Tenkitlerin Eshab-ı kiramla, Hulefa-i raşidinle sınırlı olduğunu düşünmeyin. Sevgili Peygamberimiz de en alçak iftiraların hedefi oluyordu. Güya Peygamber efendimiz Hazreti Ali’nin üstünlüğünü açıklamayıp susmuş: “Muhammed’in Ali hakkındaki sükutu, onu tarihte savunmasız bırakacaktır.”
Mekke-i mükerreme’nin fethinden sonra Şanlı Peygamberimizin bazı din düşmanları için verdiği ölüm emrini sorgulayıp bakın ne diyor: “Öyle bir ortamda tavizsizlik göstermesi, onun normal bir ruhi yapısının olmadığını gösteriyor. Onun hayat serüveni bu örneklerle doludur.”
Görüleceği üzere Peygamber efendimize, “normal bir ruhi yapısı olmadığı” ithamında bulunuyor. Daha da ileri giderek “Hayatı bu örneklerle doludur” diyor. Saygılı davranmadığı gibi hakaret de etmiş oluyor ki bu tür söz ve hareketler bir Müslümandan sadır olamaz.
Dikkat ederseniz Sevgili Peygamberimiz dahil hiç kimseye “hazret” ifadesini kullanmıyor. Muhammed, Ebubekir, Ömer, Osman, Ali… Aslında sadece bu bile kendisi hakkında çok şeyler söylüyor. Ben diyor hepsini aklımla ölçüp tartabilecek biriyim. Hiçbiri benim nazarımda mübarek değil. Diğer insanlar hakkında nasıl konuşuyorsam onlar hakkında da aynısını yaparım. Aklıma bu konuda sınırlar koymam…
Şeriati, adını koymadan kavmiyetçilik yapıyor. Öyle bir kavmiyetçilik ki Hazret-i Ömer “radiyallahü anh” zamanında İran’ı fetheden şanlı İslam ordusuna “Muhammed kimdir?” isimli kitabında vahşiler topluluğu diyor: “Burada İran veya Doğu Roma’nın Araplara yenilişi söz konusu değildir. Çünkü vahşi kabilelerin medeni toplumlara saldırısı ve onlara karşı zafer elde etmesi, büyük ve ileri toplumlar üzerinde hegemonya kurması tarihte tekerrür eden bir olaydır.” Bu arada “demokrasinin beşiği dediği” eski Yunan’a hayranlık duyduğu anlaşılmaktadır. Kitabında doğu ile Yunan’ı mukayese ediyor. Güya doğuda halk yönetici içinmiş, Yunan’da ise yönetici halk içinmiş. Ne diyelim, cehaletin bu kadarı çok fazla…
Osmanlı torunlarına bozuk itikadlıların yalan yanlış kitaplarını okutmak hiçbir şekilde mazur görülemez. Bunun hiçbir izahı olamaz. Bizi biz yapan en mühim husus temiz itikadımızdır. Osmanlı o itikadla Osmanlı oldu. Kaynağın, “Pak dindi Orhan pak itikad” dediği husus olmasaydı Osmanlı da olmazdı. Dolayısıyla Türkler tarihte bu kadar müspet ve büyük bir yer işgal edemezlerdi. Şah İsmail’in ve Safeviler’in oynadığı rolü yani fitneci, zalim ve katil rolünü oynayıp tarihten çekilirlerdi…
İran, şiiliği daha ziyade siyasi gayelerle ön plana çıkarıyor. Bu şii fanatizminin altında Fars yayılmacılığı var. İran sünni İslam dünyası içinde siyasi hedeflerine bu kimlikle daha kolay yürüyebiliyor. Dolayısıyla İran için din, siyasi hedeflerini gerçekleştirmek için kullandığı bir araçtan ibarettir.
Ali Şeriati’de tam bir oryantalist kafası var. İslamiyet’e bakışı oryantalistlerden farklı değil. Hatta çoğu yerde müsteşriklerden daha saldırgan davranıyor. “Hac” isimli kitabında bu ibadet için, “Müslümanlar arasında her yıl tekrar edilen en çirkin, en mantıksız eylem!” diyebilmesi bunun bir misali. Böyle bir cümleyi müsteşriklerde bile görmek zor. Bu cümlenin sahibi her şey olabilir fakat müslüman olamaz.
Kitaplarından Şeriati’nin çok cahil biri olduğu anlaşılmaktadır. Mesela “Hac” kitabındaki yanlışlar kara bir cehaletin ürünüdür. Haccın başlaması, bitmesi, hac esnasında yapılanlar hakkında yığınla yanlış bilgi vermektedir. Bunları yaparken son derece edepsiz olduğunu da söylemek gerekir. Peygamber efendimiz dahil kimse için herhangi bir saygı ifadesi kullanmamaktadır. Hatta yine Sevgili Peygamberimiz dahil herkesi kötülemektedir. Allahü teâlâ için söyledikleri bile saygısızcadır ve birçok yerde tecsime dolayısıyla küfre girmektedir: “Allah, Afrikalı siyah bir câriyenin evinde.”, “Allah, dünyanın kalbi, varlığın mihveridir.”, “Allah ve insanlar/topluluk bir cihette, bir saftalar.”, “Allah’ın çevresinde tavaf yapıyorsun.”, “Vay be! Bu tevhid seni Allah’la diz dize oturtuyor., “İlâhî özün içinde Allah’ın ruhu girdaptan doğup başını kaldırıyor.”
Cenâb-ı Hak için kullandığı ifadeye bakar mısınız: “Allah gerçek bir Janus’tur.” Janus nedir: Put. Allahü teâlâ, “Teos” gibi “Rahman”, “Rahim”, “Rauf” ve Gafûr”muş. Bu arada Teos da put.
Övenlerine bakıp Şeriati hakkında hüküm vermek de mümkün görünüyor. Türkiye’de kendisini Mustafa İslamoğlu, Ali Bulaç gibi isimler övüyor. Her ikisi de Ali Şeriati’yi “üstad” (!) olarak görüyor. İslamoğlu bir konuşmasında, “bizler onun talebesi sayılırız” diyor. Aslında doğru söylüyor. Gerek Bulaç gerek İslamoğlu ve gerekse bu kabil diğer mezhepsizler o bozuk yolları Ali Şeriati ve onun gibi bozuklardan öğrendiler. Hepsinin varmak istediği hedef aynı: İslamiyeti bozmak.
Bu sıfırın altındaki şahısları bir varlık zannedenlerin durumunu artık siz hesap edin. İslamoğlunu, Bulaç’ı ve aynı yolda yürüyen nicelerini Şeriati’ye göre ölçerek hepsi hakkında sağlam bir hükme varabilirsiniz.
Ali Şeriati ve onun gibilerin bu memlekete kazandıracağı hiçbir şey yok fakat kaybettireceklerini saymakla bitiremeyiz. Her şeyden evvel bu gibilere kapılanlar imanını kaybeder. Çocuklarımızın istikbalini düşündüğümüzü söylerken onların ahiretini yani istikbalini tehlikeye atmak mazur görülebilir mi? Çocuklarımızı yetiştirecek öğretmenlerin bu tiplerle muhatap edilmesi de aynı derecede faciadır. Bütün idarecilerimizin ne yaptığını ne için yaptığını çok iyi bilmesi gerekmektedir. Şuursuzca atılan adımlar şuursuz nesillerin doğmasına yol açar ki hem kendileri kaybeder hem hepimiz kaybederiz.
Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.
Yorumlar
Mustafa Baykal
13-03-2026 10:50Ali Şeriati'nin kim olduğu ancak böyle anlatılabilir . Allah razı olsun .